Rojava Projesi -II

Nisan 2011’de PYD lideri Salih Müslim Suriye’ye döndü. Allsop’un açıklamasına göre, PYD’yi eleştirenler, bu dönüşün Esad’la yapılmış bir anlaşmanın parçası olarak gerçekleştiği iddiasındaydı. Bu anlaşma, aynı zamanda Temmuz 2012’de Rojava’nın Suriye hükümetince hiçbir şiddet yoluna başvurmaksızın çekilmesini de içeriyordu. Bunun karşılığında PYD isyancılara katılmayacak, kuzeyden Esad’a saldırmayacaktı.
PYD bu değerlendirmeleri kabul etmiyor. Rejimin bölge için daha fazla kaynak harcamama kararından bahsediyor ve Suriye güçleriyle sonrasında yaşadığı çatışmalara işaret ediyor. Bu hususlar, partinin Esad’la ilişkisi konusunda şüpheye düşmek için iyi birer sebep.
Öncesinde Salih Müslim, Demokratik Değişim Güçleri Ulusal Koordinasyon Komitesi delegesiydi. Bu komite, sürecin başında Esad’la diyalog kurulmasını talep etmişti. Suriye Ulusal Konseyi ve Yerel Koordinasyon Konseyleri, komitenin göstermelik olduğunu söyledi ve onun Esad rejiminin sanki reform istiyormuş gibi görünmesini sağlayan, iktidara “sadık bir muhalefet” olduğunu iddia etti. Gerçek ne olursa olsun şurası açık: Meredith Tax’in kitabı bu tartışmaya hiç değinmiyor.
Ayrıca Tax’in Kürd siyasetini Barzani ile PKK’li devrimciler arasındaki ikilik üzerinden yorumlaması da 2004 sonrası ortaya çıkan yeni dinamikleri kesinlikle açıklamıyor.
Tax, 2004’te “PYD Suriyeli Kürdlerin ilk büyük ayaklanmasının örgütlenme sürecine katıldığını söylüyor. Kamışlı ayaklanması ile ilgili bu tespitinde yazar partinin rolünü abartıyor. Kürdlere karşı uygulanan şiddet ve zulme karşı bu kendiliğinden gerçekleşen protestoyu hiçbir partinin örgütlemediğini söylemek daha doğru. Kabul etmek gerek ki PYD, protestolar başladıktan sonra onlara destek vermek noktasında önemli bir rol oynadı, ama bu desteği Yekîtî (Birlik) partisi gibi nispeten daha militan başka Suriyeli-Kürd gruplar da vermişti. Ama ayaklanma, sona erdikten sonra hem PYD’yi hem de Suriye devletini eleştiren yeni gruplar da oluşmuştu.
Bunlardan biri de Kürd Gençlik Hareketi. Ağırlıklı olarak gençlerden oluşan bu hareket, Baas rejimine karşı ilk silâhlı direnişi başlatmaya çalıştı. Hareket, PYD’yi devletle çalışmakla suçluyordu.
Kürd Gelecek Hareketi de Kamışlı ayaklanması sonrası kurulmuş bir örgüttü. O da PYD’nin devletle işbirliği içerisinde olduğuna dair iddialar üzerinden PYD’ye karşı çıktı. Bu grup, Arap muhalefet güçleriyle çalışarak, rejimin kırmızı çizgisini ihlal etti. Devrimin başladığı günden beri hükümetin devrilmesinden başka bir talep dillendirmedi. Temmuz 2011’de hareketin lideri Meşal Temo, hükümetle diyalogun imkânsız olduğunu söyledi: “Kendi halkını öldüren bir rejimle konuşamazsınız.”
A Road Unforeseen isimli kitap, Temo’yu önemsiz bir kişi olarak görüyor. Onu “Kürdlerin Suriye Ulusal Konseyi’nde kalmalarını isteyen bir aktivist” olarak tarif ediyor. Bu yaklaşım, Temo’nun Kürd siyasetindeki önemli rolünü kenara atıyor. Ekim 2011’de öldürülmesi sonrası cenaze törenine Kamışlı’da elli bin kişi katılıyor; Halep, Lazkiye ve Haseke’de düzenlenen gösterilerse daha büyük.
Tax, PYD’nin Temo’ya yönelik suikastin parçası olduğuna dair suçlamaların ispatlanamadığını söylüyor ve Suudi haber kanalı Arabiya’nın yayınladığı, Temo’nun Esad rejiminin emriyle öldürüldüğüne gösteren belgelere atıfta bulunuyor.
Oysa bu mesele açıklığa kavuşturulmuş değil. Ölümünden kısa bir süre önce Temo, rejimin ve PYD’nin kendisini ortak düşman olarak gördüğünü, ikisinin hayatına kastedeceğini söylüyor. PYD, ilkin Temo’nun ölümünden Türk hükümetini, ardından da Esad’ı suçluyor. Liderinin ölümüyle giderek güç kaybeden Kürd Gelecek Hareketi, hâlâ cinayetten PYD’yi sorumlu tutuyor.
Tax, bu suçlamaları “Batı hükümetleri ve STK’ları” arasında dolaşımda olan “Rojava karşıtı anlatının” parçası olarak tarif ediyor. Oysa yukarıda kabataslak aktardığımız, PKK ile Baasçı devlet arasındaki ortaklık, Arap ve Kürd, birçok insanın ona güvenmemesine neden oluyor. Ayrıca PYD’nin desteğinde gerçekleşen politik baskıya dair yakın döneme ait olayların da bir kenara atılması pek mümkün değil. Rojava’da partiye karşı bir dizi protesto gerçekleşti. Bu tür saldırılar yüzünden Rojava yönetimi özür diledi ve bazı değişiklikler yapmaya çalıştı.
Eleştirel Dayanışma
Meredith Tax’in kitabı, Suriye devrimine sempatiyle yaklaşırken, Rojava’nın kaderinin o devrimle nasıl iç içe geçtiğini pek görmüyor. Şurası açık: Esad rejimi bir biçimde yıkılmaz ise, o özerk bir bölgenin, bilhassa Kürdlerin hâkim olduğu bölgenin oluşmasına hoşgörüyle yaklaşmayacak.
Suriye’de sürmekte olan savaşa PYD yayınlarında ve bildirilerinde pek değinilmiyor. Ocak 2016’da PYD temsilcisi Zuhat Kobani, Rojava’nın diğer bölgelere üstün olduğunu ispatlamak için bölgede zayiat oranlarının düşük olduğunu söyledi. Oysa bu farklılık Rojava değil, Esad ile ilişkili. Esad, güçlerini daha çok başka yerlere odaklamış durumda.
Esad, Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkını tanımadığını açıktan söyledi. Eğer devrimci kalkışma başarısız olursa, varil bombaları ileride Rojava’nın üzerine yağacak.
Suriye devriminin trajedilerinden biri de bilhassa Esad karşıtı güçlerle Kürdler gibi ülkenin ezilen grupları arasındaki kavga ve ayrımdır.
Birçok muhalefet lideri, Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkını tanımıyor. Hatta alabildiğine ırkçı ifadelere başvuruyor. 2013’te Nusra, Ahraru’ş Şam ve diğer İslamcılar, Kürd bölgelerine saldırdıklarında muhalefetin büyük bir kısmı sessiz kaldı. Bu, Kürdlere Kamışlı ayaklanması sonrası bu kesimlerdeki sessizliği anımsattı.
PYD’nin rejime yönelik muğlâk konumu ve muhalefeti görmezden gelmesi birçok isyancıyı kızdırıyor. 2013’te verdiği bir röportajda Salih Müslim, Suriye Ulusal Konseyi’ne bağlı grupların Amerikan emperyalizminin kuklası olduğunu söyledi. YPG güçlerinin Esad’la birlikte kurduğu fiilî ittifak, en açık örneğini Halep kuşatmasında ortaya koydu. Müslim’in Rus müdahalesini övmesi de öfkeyi iyice artırdı. Ama şunu söylemek lazım: söz konusu trajedinin gerçek temeli, Suriye muhalefetinin Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkını destek vermeyi reddetmesi.
PYD projesi, muğlâklığını hâlen koruyor. Bir yandan Rojava’daki etnik ve dinî çoğulculuk, bölgeyi azınlıklar için nispeten güvenli bir bölge hâline getirdi. Ayrıca mazlum Kürdler için önemli demokratik kazanımlar elde edilmesine tanık olundu. PYD destekçileri, Rojava’yı tüm ülke, bölge, bazen de dünya için bir alternatif olarak takdim etmeye başladılar. Onlara göre, PKK’nin ideolojisi artık milliyetçi değil.
Ama hareketin sorgulanamayacak ideolojik ve politik lideri olan Öcalan’a göre, Kürd hareketi sadece yeni bir tür demokrasi kurmuyor. Onun kanaatince, Kürd’ün özel nitelikleri yeniden doğuyor: Öcalan, Kürdlerin demokrasinin seçilmiş halkı olduğunu söylüyor.
Bu yaklaşım, hareketin enternasyonalizmini de muğlâk kılıyor. “Suriye muhalefetinin PYD’ye yönelik garezi” dediği hususla ilgili olarak Tax, Müslim’in şu sözünü aktarıyor: “Bizim sorunumuz iktidar değil. Şam’daki iktidar gelir gider. Biz Kürdler için bu hususun bir önemi yok. Bizim için önemli olan, varlığımızı ortaya koymak.”
Tax’in kitabı, Rojava ile ilgili, ucu açık bir dizi soru ile sona eriyor. Yazar, “PKK gibi yukarıdan aşağı inşa edilmiş bir örgüt”le “komünlerin ve konseylerin halka dayalı, yukarıdan aşağı teşkil edilmiş demokratik siyaset” arasındaki çelişkiye işaret ediyor. Ayrıca yazar Öcalan’ın ideolojisinin sorgulanması noktasında “kurulmakta olan Rojava’nın yeterince yer açmadığından endişelendiğini söylüyor.
Bu sorulara başka sorular da eklemek mümkün: PKK içeride nasıl hareket ediyor? Rojava yönetimi, devredışı bırakılamayan sınırsal ayrımlarla veya bölgesel farklılıklarla nasıl başa çıkacak? “Toplum kendisini yönetmeli” görüşü ile hareketin özgürlük hedeflerine dair sınırlara karar verenleri nasıl uzlaştıracak?
Tax, Kültür Devrimi’nin zirvede olduğu dönemde 1973’te gündeme gelen ve kendisinin de parçası olduğu “devrimci turizm” deneyimine dair eleştiriler getiriyor. “Kısa süre baktığım her konuyu sorgulayacak kadar saftım” diyor. Şimdi ise solun daha temkinli bir görüş geliştirmesini istiyor.
Kitap, ikna edici tarzıyla, Rojava’da “insanların bir şeyler yapmaya çalıştığını ve kadınların merkezde olduğunu” söylüyor. Bu çaba ve onu mümkün kılan Suriye devrimi, dikkatimizi ve dayanışmamızı hak ediyor.
Alex de Jong

Hiç yorum yok: