Psikopat Hariciler?

IŞİD için en sonunda bu gayet rahat söylenir oldu. Daha önce rahatça söylenenler “öfkeliler hareketi” olduğu, “Sünni hareketin lokomotifi” olduğu idi. Türk askerini yakma görüntüleri çıkınca böyle oldu.
Üstüne âlimler, anında şiddet ve terör üzerine çok şeyler söylediler, reddettiler. Gene havaya uygun tezler piyasaya sürüldü. Aydınlanmadan laikleşmeden beridir laiklik-dindarlık karşılıklı olarak birbirini terörün kaynağı olmakla suçluyor. Suriye savaşı ile birlikte yükselen tartışma bu kez din içi-müslümanlık içi bir hal aldı.
İran devletinin yaptığı Şia oldu. IŞİD Türkiye’yle ters düşüp savaş açınca harici. Yani vahşetin kökenini Türkiye'deki Sünni akıl gene kolay yolu buldu. Bir ülkede yükselen örgütün veya artık devlet olmuş örgütün şiddetini laikliğe bağlamak da dindarlığa bağlamak da çok klasiktir. Yakından, İslam dünyasından bir örnek peş peşe gelen FLN ve GİA olarak Cezayir'de görüldü.
Cezayir bağımsızlık savaşında devlet olmaya yöneldiği andan itibaren, 1957'den sonra FLN korkunç bir devrimci şiddeti Fransız idaresine ve iç-rakiplerine karşı yöneltti. Bu şiddetin bakana göre onlarca tanımı olabilir.
Bir Fransız’a göre Arap şiddeti, bir Hristiyan’a göre Müslüman şiddeti. Laik devlet olup artık kendisinden koptuktan sonra bir İslamcı için bu kez aynı FLN laik şiddeti olmuştur. Aynı unsura, döneme zamana göre, ülke içinden veya dışarıdan bakmaya göre onlarca isim vermek mümkün. Sadece 30 sene sonra FLN devletinin şiddetine karşı savaşa girişen GİA-AİS (FİS'in silahlı kolu) gibi gruplar da aynı şiddete savruldu. Devleti almak istemenin şiddeti. Laiklere göreyse dinin şiddeti. İyice uzaktan bakan için ülkenin şiddeti denebilir Cezayir’de yaşanana.
Oysa Cezayir'de tüm bu süreçlerde savaşa bulaşmayanlar da var: Hariciler. Şaka gibi ama yaşanan onca savaşta ülkede belki de tek pasifist grup onlardı. Ora için de GİA'ya harici yakıştırılması yapılmıştı. Aynı IŞİD gibi. “Dizginsiz şiddet eşittir haricilik” denerek. Bu, tamamen geçmişten gelen, geçmişten gelip asılı kalmış bir yakıştırma. Çok uzun geçmişte güce oynayan Harici grupların cinayetlerine atfen.
Tersine günümüzde Cezayir'de yaşayan İbadî kolundan Haricilerin fiilen savaşla hiçbir işleri yoktu. Siyasette yoktular. Varolan devlette, devlete sahip olma makamında da devletin karşısında devleti almak isteyen makamında da. Dolayısıyla şiddette, savaşta, terörde yoktular. Ya o anda devlet olanlar -artık devlet olmuş örgütler ya da ona karşı devleti isteyenler- henüz devlet olmamış devlet olan örgütler… İşte şiddetin kaynağını tabiatıyla bunlar oluşturuyor.
İslam dünyasındaki şiddetten yılmış ve doğu felsefesine-Budizme yönelmiş biri 'Şiddetin kaynağı bizatihi İslam' demişti. Oysa aynı günlerde Myanmar'ın Arakan bölgesinde devlet şiddeti Müslüman kitlelere yöneliyordu. Myanmar da dünyada Budizmle anılacak en baş devletlerden biridir. Orada devlet olan Budistler devlet tekelini bırakmamak adına şiddeti sürdürüyordu.
Eğer devleti almak, değiştirmek, dönüştürmek istiyorlarsa da Müslümanlar karşı-şiddeti. En adını koyarak anarşistler söyler: Devlet olmak, devleti bırakmamak, değişmesine engel olmak, karşısında da devleti almak, değiştirmek istemek ya da toptan imha etmek: şiddeti bunlar üretir. Ki anarşistler bu sonuncusuna yöneldikçe, samimi şekilde kendileri de şiddeti üstlenir, kabul eder.
Yasin Şafak

Hiç yorum yok: