Ölen Halep Değil Ölen Biziz

Halep, Halep bahtı kara Halep…
Suriye de bir şehir olan Halep…
İçinde karanlıkları barındıran Halep…
Zalimlerin zulmüne uğrayan canım Halep…
Söylenecek, anlatılacak o kadar konu var ki nerden başlayacağımı bilemedim. Bu zulümlere ses çıkarmayışımızı mı desem, yardım etmeyişimizi mi yoksa umursamadığımızı mı; hangi birinden başlayalım.
Halep’te, Suriye’de her gün yüzlerce kardeşimiz katlediliyor. Her gün bombardıman altında kalan çocuklar var. Her gün yiyecek bir lokma ekmek bulamayan insanlar var. Daracık alanlara kalabalık gruplar sıkıştırılmış, hayat mücadelesi vermekte. Evlatlarının gözünün önünde ölmesini izleyen onlarca anne baba var. Veya kardeşlerinin ölmelerini, can çekişmelerini, bağrışmalarını izleyen onlarca çocuklar var. Biran önce ölüp de bu zulümden kurtulmak isteyen insanlar var.
Küçük bir Suriyeli kızın ölmeden önce yazdığı notun bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. “Canım anneciğim! Senden benim gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: O açlıktan öldü… Ve sen abicim! Üzülme; ikimiz birlikte “biz açız” dediğimiz günleri hatırla. Ey ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyebileyim. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennete yiyebildiğim kadar yiyeceğim.”
Evet, Halep’in, Suriye’nin durumunu daha da anlatabiliriz. Lakin anlatmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Çünkü zaten biliyoruz ve görüyoruz. Ama ne yazık ki yardım etmiyoruz. “Biz nasıl yardım edebiliriz?” veya “Elimizden bir şeyler gelmiyor.” zihniyeti ile insanlığımızın derecesini ortaya koyuyoruz. Ey Müslüman kardeşim! Orada hayatlarını kaybeden kişiler kardeşlerimiz değil mi? Neden sesin çıkmıyor? Neden susuyorsun? Neden “bana ne” diyerek yaşıyorsun? Evet, unuttuğumuz bir şey var ki o da: Bu zulümler Halepli kardeşlerimizin imtihanı değil. Bizim imtihanımızdır. İmtihanımızı bu şekilde geçemeyeceğiz, bilmemiz gerek.
İnsanlığın ses çıkarmaması kadar ümmetin de ses çıkarmaması içler acısı bir durum. Ümmet olma, kardeş olma, birlik olma bu değildir. Kardeşlerimiz ölüyor, acı çekiyorlarken biz rahat rahat uyuyorsak kendimizi sorgulamalıyız.
Kardeşlerimiz yiyecek bir lokma ekmek, içecek bir yudum su bulamazken bizlerin “hangi yemeği yesem veya bu yemeği beğenmiyorum” deyişimizin acizliğini bilmeliyiz. Bu zulmü engellemek için elimizden gelen en ufak şeyi dahi yapmamız gerekir. Karıncanın Hz. İbrahim’in ateşine taşıdığı su misali. Bu zulmü engelleyemiyorsak bile herkese duyurmamız gerektiğini bilmeliyiz.
Kardeşim batı öyle bir batı ki: Silâh satar, barış ister. Virüs yayar, ilâç satar. İnsan öldürür, insan haklarını savunur. İşgal eder, “demokrasi” der. Batı öyle bir batı ki: Bir hayvan katliamı için dünyayı ayağa kaldırır ama Suriye’de her gün ölen yüzlerce çocuğa ses çıkarmaz. Batı öyle bir batı ki: Teröristleri silâhlandırır ama terörle mücadele eder. Birleşmiş Milletler (BM), Suriye'de 5 yaş altındaki 2,9 milyon çocuğun hep çatışmalar içinde yaşadığını ve normal bir hayata tanıklık edemediğini bildirir ama ses çıkarmaz ve bu zulme son vermez. Gerçi yapan da kendisi ya ayrı mesele.
Suriye de çocuklar “Biz Esad’a hiçbir şey yapmadık, o bize niye bunları yapıyor derken” katil Esad bombardımanlara ve zulümlerine devam ediyor. Çünkü vicdansız, insanî duygulardan yoksun ve alçak bir kişiliğe sahip. Bu nasıl bir anlayıştır. Çocukları katletmek, işkence etmek, aç bırakmak… Pislik Esad Suriye’den defolmadıkça o insanlara huzur yok. Katil Rusya Suriye’den çıkmadıkça Suriye huzura kavuşmayacak. Kendi ufak menfaatleri için bu kadar zulmü yapanlar ve buna göz yumanlar elbet bir gün cezasını çekecek. Gerek bu dünyada gerekse ahrette… Allah (c.c.) İbrahim suresinde o zalimlerin azaplarını şöyle anlatmaktadır: “Onların gömlekleri katrandandır ve onların yüzlerini ateş kaplayacaktır.” Katran, kazanda kaynayan zifttir. Ve gömlekleri bu ziftten olacak. Yüzlerini ateş kaplayacak. Derileri yanınca tekrardan yeni derilere bürünecekler. Yine yanacaklar ve yine o acıyı, azabı çekecekler. Zalimlerin, yani başta Esad’ın zulümleri karşılıksız kalmayacak. Yaptıkları yanlarına kâr kalmayacak. Bu dünyada olmasa bile cezalarını muhakkak çekecekler. Dilerim ki bu dünyada da, ahrette de en büyük azapları çekerler.
Zulümler gören, işkenceler gören, aç bırakılan ve şehit olan o insanlar mükâfatlarını alacaklar. Allah onları koruyacaktır. Allah onlara yardım edecektir. Ama yazımızın başında da söylemiştik ki bu zulümler o insanların imtihanı değil. Bilakis insanlığın imtihanı, ümmetin imtihanı yani bizim imtihanımız. Bu imtihanı ses çıkarmadan, yardım etmeden, dua etmeden, umursamadan geçemeyeceğimizi bilmeliyiz. Yardımlara destek vererek, zulmün karşısında durarak, zalimlere ses çıkararak ve Allah’a dua ederek muvaffakiyete ulaşacağız.
Bu bilinçle imtihanımızı geçeceğimize inanıyorum. Allah İslam âlemine birlik, dirlik ve kardeşlik nasip etsin. O zalimlerin zulümlerine fırsat vermesin. O kardeşlerimizi, o çocukları korusun. Bize de imtihanımızı geçebilmemiz için güç versin. (amin)
Mehmet Yıldız

Hiç yorum yok: