Müezzin Yasası

İsrail’deki Orman Yangınları ve “Müezzin Yasası” Arasındaki Bağ
Sözde Müslümanların ibadethanelerinden kaynaklanan “gürültü kirliliği” meselesini halletmeye niyetlenen İsrail’in yasama organı, bu niyetiyle çelişkili bir biçimde, Ortadoğu’nun büyük çoğunluğunda öfkeli seslerin yükselmesini kışkırtmış oldu.
Başbakan Benjamin Netanyahu, Kasım ayı içinde “müezzin yasası” olarak anılan yasaya yönelik desteğini açıklarken, İsrail halkının uykularını berbat eden sabah ezanının durdurulması için yasanın acilen çıkarılması gerektiğini savundu. Yasa mecliste bu hafta oylanacak (yazı 29 Kasım 2016 tarihli, o tarihten bugüne, yani 8 Aralık 2016’ya kadar yasanın oylanması üç kez ertelendi, -ç.n.). Bay Netanyahu, çalar saatlerin ve muhtelif akıllı telefon uygulamalarının var olduğu bu çağda müezzinlerce hoparlörlerin kullanılmasının lüzumsuz bir rahatsızlığa yol açtığını iddia etti.
Ancak İsrail nüfusunun beşte birini oluşturan ve çoğunluğu Müslüman olan Filistinliler ve bunların yanı sıra işgal altındaki Doğu Kudüs’te yaşayan 300.000 Filistinli, yasanın son derece ayrımcı olduğunu söylüyor. Ayrıca yasanın çevreci gerekçelere dayandırılmasının da sahtekârlıktan ibaret olduğunu ekliyorlar. Yasa tasarısını meclise sunan yerleşimci lideri Moti Yogev, aslında hoparlör yasağını güya İsrail aleyhine “kışkırtmalar”la dolu olan vaazların yayınlanmasının önlenmesi adına talep etmişti.
Ultra-ortodoks Yahudi lobisi Şabat’ı karşılayan sirenlerin de yasak kapsamına alınabileceğinden korkmaya başlayınca, geçen hafta hükümet alelacele sinagogların yasadan muaf tutulacağını ilan etti.
“Müezzin yasası” siyasetten arî bir bağlama sahip değil. Yerleşimci hareketinin yasayı savunan aşırılıkçı kanadı, yıllardan beri İsrail’deki ve işgal topraklarındaki camileri tahrip edip yakıyor.
Yeni yasa hükümetin desteklediği bir ihraç yasasının hemen ardından gündeme geldi; sözkonusu yasa uyarınca Yahudi milletvekilleri Filistinli azınlığın temsilcilerini tasvip etmedikleri görüşleri dile getirmeleri durumunda meclisten atabilecekler.
İhanet suçlamaları karşısında kendilerini savunmak zorunda kaldıkları durumlar haricinde İsrail’deki Filistinli liderler televizyonlara nadiren davet edilirler.
Bu ay ise büyük bir restoran zincirinin birçok Filistinli vatandaşın yaşadığı kuzey şehri Hayfa’da yer alan bir şubesi, çalışanların Arapça konuşmalarını yasakladı. Gerekçe, Yahudi müşterilerin kendileri ile alay edildiğinden şüphelenmelerinin önünü almaktı.
İsrail’deki Filistinli azınlık, kamusal alandan giderek daha çok dışlandı. “Müezzin yasası” onların görünmezliğine bir de duyulmazlık eklemek yönünde atılmış yeni bir adım.
Celile milletvekili Filistinli Hıristiyan Basel Ghattas’ın da yasayı kınaması dikkat çekti. Ghattas, eğer camiler susturulursa, Nasıra, Kudüs ve Hayfa’daki kiliselerin ezan yayını yapacağına söz verdi.
Ghattas ve onunla aynı görüşteki insanlar için yasa, Filistinlilerin Müslüman karakterine olduğu kadar onların kuşatılmış Filistinli kimliklerine yönelik de bir saldırı niteliğinde. Netanyahu ise önerilen kısıtlamaları Fransa ve İsviçre gibi ülkelerde alınan önlemlerle kıyaslayarak eleştirileri reddetti. Ona göre, Avrupa için uygun olan İsrail için de uygundu.
Ne var ki İsrail, elbette Avrupa’da yer almıyor. İsrail’deki Filistinlilerse göçmen değil, yerliler.
Bir başka milletvekili Haneen Zoabi ise yasanın “İsrailli Yahudilerin kulaklarındaki değil kafalarının içindeki gürültüyle” ilgili olduğu tespitinde bulunuyor. Zoabi, bunların sömürgeci korkularının Filistinlilerin İsrail’de süregelen kanlı canlı varlığıyla -1948’de Filistinlilerin vatanlarından arda kalan yıkıntılar üzerinde bir Yahudi devletinin inşa edilmesi ile, yani Nekbe’yle beraber ortadan kalkacağı umulan o varlıkla- uyarıldığını söylüyor.
Zoabi’nin bu tespiti, kuvvetli rüzgârlar ve aylar süren kuraklığın etkisiyle çıkan ve İsrail’de geçtiğimiz haftasonu boyunca çam ormanlarını ve civardaki evleri kül eden onlarca yangında sehven ifadesini bulmuş oldu.
Sosyal medyadaki bazı yorumlarda yangınlardan “müezzin yasası”na yönelik Allah’ın gazabı olarak keyifle söz ediliyordu.
Netanyahu da bir o kadar kanıttan yoksun olarak Filistinlileri İsrail’i yakıp kül etmek için “terörist” yangınlar çıkarmakla suçladı. Ne de olsa İsrail başbakanının dikkatleri altı yıl önce benzer şekilde alevler ortalığa sıçramaya başladığında İsrail’in yoğun ormanlık alanlarının bir yangın tehlikesi arz ettiği yönündeki uyarılara kulak asmadığı gerçeğinden uzaklaştırması gerekiyor.
Yangınlardan bazılarının kasten çıkarıldığı ortaya çıkarsa, Netanyahu bunun nedenini açıklamak istemeyecektir zira.
Ormanların çoğu onlarca yıl önce Filistinli nüfusun yüzde sekseninin -750.000 civarında insan- İsrail’in 1948’deki yeni sınırlarının dışına sürülmesinin ardından yüzlerce Filistin köyünde meydana gelen yıkımı gizlemek için İsrail tarafından oluşturulmuştu. Bugün bu insanlar, Batı Şeria ve Gazze’dekilerin de içinde bulunduğu mülteci kamplarında yaşıyorlar.
İsrailli akademisyenlere göre, ülkenin Avrupalı kurucuları çam ağacını, Filistinlilerden kalan izleri silmekte kullanarak, bir tür “savaş silahı”na dönüştürdüler. İsrailli tarihçi Ilan Pappe bu politikaya “anı kıyımı” adını veriyor.
Zeytin ağaçları ve harnup, nar, turunç gibi diğer yerli türler de yerlerine çam dikilmek üzere sökülmüştü. Avrupa’nın doğal görüntüsünün bu biçimde ithal edilmesi Yahudi göçmenlerin kendilerini evlerinde hissetmeleri için alınmış bir önlemdi.
Bugün birçok İsrailli Yahudiye göre, müezzinler bu yapay huzura yönelik bir tehdit unsuru. Onların okuduğu ezan âdeta 1948’deki tehcirden sağ kurtulan ve yerlerine çam ağacı dikilemeyen Filistinlilerin bağrından sadır oluyor.
Bu ses, varlığından hoşnut olunmayan bir hayalet gibi yakınlardaki Yahudi şehirlerine musallat oluyor.
“Müezzin yasası”, İsrail’deki ormanların Filistin’den kalanları gözlerden uzaklaştırdığı gibi, bu bakiyeyi kulaklardan da silmeye ve böylece İsraillilerin Ortadoğu’da değil de Avrupa’da yaşadıkları yönündeki inançlarını tazelemeye yelteniyor.
Jonathan Cook

Hiç yorum yok: