İsrail Öldürmeyi Biz Satmayı İyi Biliyoruz

Derdi ve endişesi İslamî ve insanî olmayan Mavi Marmara savunucularının;
günahlarının onları susturduğu,
söyleyecek bir söz ve mazeretlerinin kalmadığı,
sıkıntı ve isteklerinin âdeta esiri oldukları,
amellerine rehin kaldıkları,
orta yoldan epeydir uzaklaştıkları,
gün geçtikçe hata üstüne hata işleme durumuna gelmeleri,
yürür halde yüz üstü ayaklarının kaymaları,
iyilik ve kötülüğü ayırt edemeyecek duruma gelmeleri,
hatalarını yanlışlarını itiraf etme yerine reddetmeleri,
sayılı günlerin ansızın yakalarına yaklaştığını sezememeleri,
güçsüz ve düşkün birer varlık olduklarını unutup kabul etmeme noktasına gelmeleri,
kabirden çıkartılıp tekrar diriltilecekleri günü hesaba katmayışları,
eksiksiz ve özürsüz bir şekilde yaratılmışlıklarını unutmaları,
her yaşta ayrı ayrı rızıkla rızıklandıklarını es geçmeleri,
haddi aşmaları,
Allah'tan umudu kesmeleri,
amel defterinin aleyhlerinde işlediğini umursamayışları,
Allah'ın karşılık verici olduğunu tahammülsüz bir cana sahip olduklarını, zayıf bedenlerin cehennem ateşine dayanmayacağını unutmaları,
boş ve gereksiz işlerle uğraşmaları,
verilen onca güzel nimetlere nankörlük etmeleri,
helak yokluğuna son surat hız almaları,
ilahî rahmetin gölgesine sığınıp ezilmekten kurtulmak varken ilâhî olmayan fani ve zalimlere sığınmaya çalışmaları,
böylece tek olan ilaha sadece bir şeyi değil birçok şeyi lâfzen olmasa da fiilen ortak koşarak çokça ilahlar edindikleri,
gerçek sığınağı kaybettikleri,
yalnız olduklarına ve olacaklarına inanmak istemeyişleri,
kendilerindeki mevcut ayıp ve günahları görmeyip başkasında bulmaya çalışmaları,
nimet yüklü bulutların yerine felaket yüklü kara bulutlara koşmak istekleri,
rahmet ırmak ve pınarlarından uzaklaşıp zillet ırmaklarından kana kana zehir içmeleri,
düşkünleri ayağa kaldırmak yerine varlık sahiplerine yönelip, onları baş tacı etmeleri,
sabır dururken aceleci davranmaları,
izzeti Allah'ın yanında ve dininde aramak yerine Allah'ın ve İslâm'ın düşmanlarında aramaya iştirak etmeleri,
zelil ve rezil bir durumda olduklarını hiç düşünmedikleri, yüceliği tercihin yerine alçalanlara meyilleri,
Allah'a umut bağlamak gerekirken değişken ve yeniklere umut bağlamaları, zorluğa katlanacak takat, belaya sabredecek güç, yoksulluğa dayanacak kudrete sahip olmadıklarını kabul etmemeleri,
hasetten kurtulamamaları,
ilâhî rızaya ulaşma yollarını unutmaları,
şeytanın hile ve tuzaklarına düşüşleri, şeytan ile aralarına bir engel koymayı istemedikleri gibi şeytanın kalplerine girişlerine âdeta yaldızlı lüks davetiye göndermeleri,
gaflet uykusundan uyanmamak için âdeta alarmlarını devre dışı bırakmaları…
Onları ebedi bir hayatı geçici bir hayata tercih edenlerin durumuna düşürür ve düşüyorlar...
Kurtuluşu olmayan karanlık uçsuz bucaksız ve sonu hüsran olan bir yere biletlerini kesmiş olurlar...
Hem de öyle bir yer ki gidenlerin gitmemiş olanlardan kat kat fazla olduğu bir yer...
Ve gidenlerin tekrar gelmek için defalarca yalvarmalarına rağmen, yalvarışların kabul edilmediği ve dönüşü asla mümkün olmayan bir yer...
Sermaye sahiplerinin de sermayesizlerin de dönmek isteyip dönemeyecekleri bir yer...
İşte Mavi Marmara davasının düşürülmesi ile bir kez daha derdi ve endişesi İslâm ve insanî olmayanların,
gayeleri para, makam, şöhret ve iktidara iman etme ile son bulup kendi kendilerini mahvettikleri müthiş bir son...
Ahlak, edep, erdem, adalet ve Allah'tan uzaklaşmakla, otoriteye yakınlaşma, bugün tükürdüğünü yarın yalamakla
“öldürmeyi çok iyi bilirsin” diye azarladığın zihniyete çok iyi ve müthiş bir satışla ortak olmakla,
Filistin meselesini rant olarak kullanıp, Kudüs'ü İsrail'e başkent armağan etmekle,
Yasin Börü meselesine sahip çıkıp Mavi Marmara davasını düşürmekle,
“FETÖ, İsrail uşağı” deyip sıkışınca “benden mi izin istediniz” diye tehdit etmekle,
davayı düşüren Türkiye mahkemesi iken “kahrolsun İsrail” sloganlarını atmakla kurtulacağınızı zannedin beyler...
Mavi Marmara davası sizin için bitmiş veya düşürülmüş olabilir ama Direniş Cephesi için yeni başlıyor...
Mavi Marmara davasının son sahnesi mahkeme kararıyla perdesi kapatılmış olabilir ama Direniş için o perde hiç hükmündedir beyler…
Mavi Marmara davasının figüranları Oscar'a aday gösterilmiş olabilir ama Direniş için intikamı alınması yönünde karar verilmiş beyler...
Mavi Marmara davası, otorite ile Siyonistler arasında düşürülmüş bir dava olabilir ama Direniş Kudüs özgür olana dek yeminli beyler...
Mavi Marmara davası konusunda kararı mahkeme vermiş olabilir ama direniş bu kararı tanımadığını, tanımayacağını ilk günden karar verdi beyler...
Mavi Marmara davası sizin için CHP, HDP döneminde olsa “cihat” nedeni olabilirdi ama Direniş parti gözetmeksizin bu davanın sahibi ve tarafı olduğunu, akide meselesi olarak kabul edip ilan etti beyler...
Mavi Marmara gemisini Türkiye değil, İran organize etmiş olsa ve bu kararı İran mahkemeleri vermiş olsaydı, şimdi sizin İran sınırlarına varmak üzere olduğunuzdan şüphemiz olmazdı ama Direniş ve direnişin lokomotif gücü olan İslamî İran'ın öyle satış işleri ile uğraşmadığı nettir beyler...
Siz “Halep düştü düşecek” söylemleriyle uğraşacağınıza, biraz da düşürülen Mavi Marmara davasına odaklanın beyler...
Gerçi şimdi buna da bir fetva verirsiniz o da ayrı.
Nasıl olsa içtihatta yanılsanız bir sevap yanılmasanız iki sevap. Her halükarda kârlısınız.
Tek merak ettiğimiz konu, Mavi Marmara gemisini Filistin'e gönderdiniz ya, hem de yüzü ak bir şekilde işin içinden çıktınız(!)
İsrail belki on Müslümanı şehit etti, onlarca insanı yaraladı ama siz şehitleri de gazileri de yolcuları da gönül verenleri de komple yok ettiniz...
Şimdi kaç ocağı yakmaya niyetlenip kaç tankla Halep'e gitmeyi düşünüyorsunuz?!..
Yalnız bunu da hatırlatmakta fayda var…
Esad özellikle sizleri bekliyor...
Hani adam zalim(!) işi belli olmaz...
Âdem'e de yeminli...

Hiç yorum yok: