Bizi Vurmak Kurtuluş mu?

Bugünkü haberlerde önce HDP Diyarbakır milletvekili Nimetullah Erdoğmuş hakkında sivil cuma namazlarına katıldığı gerekçesiyle 5 yıl hapis istemiyle dava açıldığı haberini gördük.
Günün ilerleyen saatlerinde de HDP İstanbul milletvekili Hüda Kaya, evinin önünden gözaltına alındı ve biraz önce serbest bırakıldı. Bugünü iyi anlamamız gerekiyor, bu nedenle bazı notlar yazacağım.
Öncelikle sivil cuma namazlarına değinelim. İsmi "sivil", çünkü mevcut camiiler devletleşmiş, iktidarlaşmış, İslâm karşıtı olmuş bir dinin propaganda mabedleri. Eskiden halife/padişah/kral adına hutbe okutulurdu, bugün devlet/vatan/millet/bayrak adına hutbe okutuluyor. Değişen tek şey yönetim modeli ama devlet dini kalıcı olarak karşımızda.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Müslümanlar da büyük bir baskı süreciyle karşılaşmış ve kemalist dikta rejimlerince her daim tehlike unsuru olarak görülerek kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu kontrolün en büyük sonucu Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Diyanet, Başbakanlık'a bağlı bir kurum ve Şeyhülislâmlık modelinin modern hali. Şeyhülislâmlar gibi Diyanet de iktidara göre fetva dağıtan, siyasi olaylarda iktidardan yana taraf tutmak için dini eğip büken, cumaları (bu iktidar döneminde) Türkçülüğü, milliyetçi muhafazakâr anlayışı, halklara ve inançlara nefreti, uydurma bir din anlayışıyla iktidara hizmeti Allah'a hizmet gibi gösteren bir anlayışla devam ediyor.
Örneğin 15 Temmuz sonrası, Fethullah Gülen'i mehdilik pozisyonuna çıkaranlar, demeçler verip “İslâm'da mehdilik, mesihlik yoktur” dediler. “Şefaatin tamamı Allah'a aittir” dediler. Muhammed Peygamber’den söz ederken “O ölmüştür ve onunla görüşmek mümkün değildir” dediler. Diyanet başkanı bu zamana kadar bilmiyor muydu bu gerçekleri? 15 Temmuz'dan sonra mı hatırladı? Bildiği halde gerçeğin üstünü örtene “kâfir” denir ve bunu iktidarın salık vermesiyle gizleyen/açığa çıkaran da duble kâfirdir. Duble yollar gibi.
Bu zamana kadar da Hanefi mezhebini dayattılar Kürdlere ama bu konuda da asimile etmeyi başaramadılar. Kürdlerin çoğunluğu Şafii'dir ve bu nedenle Diyanet Kürdistan'da Şafii İlimleri Merkezi açarak iktidar dininin Şafii kolunu yaratmayı planlamaktadır. Kontrol altına alan, dinin özgürce yaşanmasına bile tahammül edemeyen, İslâm'da din adamları sınıfı yaratarak zaten şirk içerisine düşen bir kurumdan bahsediyoruz. Camiileri de kışlaları.
Böyle bir Diyanetin camiisine “Allah'ın evi” dememiz mümkün mü? Yoksa "TC Camii" mi dememiz gerekir? Bu camiide yerine getirilen ritüeller Allah'ın indinde kabul görür mü?
Sivil cuma namazları ise Muhammed Peygamber dönemindeki gibi bir sosyal dayanışma, yardımlaşma, mazlumdan yana olma anlayışını, “yeryüzü müminlerin mescididir” şiarıyla toplanma/cem olma ihtiyacıydı. Toplumun dertleriyle diğergam olan insanların bir araya gelerek çözüm arayışları üretme ve dini ritüellerini yerine getirme fikrinin ürünüydü.
Erdoğan özelinde faşist Türk-İslâmcı iktidar ise her daim sivil cuma namazlarını hedef aldı, “bunlar Zerdüşt, bunlar ateist” diyerek iktidar dinini savundu.
Dört halife döneminde temeli atılan, Emeviler döneminde kurumlaştırılan karşıt-İslâmcı iktidar dinini benimsemeyen bizler, firavunların dinine lanet ediyoruz. Mekkeli müşriklerin dini bile Allah katında daha çok kabul görüyordur.
Bu dini reddedenlerden biri de Sayın Hüda Kaya'dır. Bir Türk olarak, samimi bir Müslüman olarak, bir kadın olarak iktidarın dinine hayatı boyunca sırt çevirmiş, ezilenden, mazlumdan yana olarak zalime karşı cihad etmiştir. Hazmedemedikleri, sindiremedikleri, kabullenemedikleri işte bu.
28 Şubat mağduriyetini kendilerine çıkış noktası ve ajitasyon aracı kılanlar, bugün 28 Şubat döneminde ailecek belki de en çok bedelleri ödemiş bir kadını gözaltına aldı. Sebeb ne? Demokratik İslâm Kongresi’nin basın toplantısına katılmak. Yani iktidar dinine muhalif olup gerçek İslâm'ı yücelttiği için. Onların dinine kul köle olmadığı için. Sözde halifelerine biat etmediği için.
Bu anlayışı lanetliyorum ve müşriklerden beri olduğumuzu ilân ediyorum. Hüda Kaya, hayatı boyunca baskılara direnmiş, zindanlara atılmış ama haksızlığa ve zulme karşı boyun eğmemiştir. Bizi vurmak kurtuluş mu?
Berzan Amed Aykaç

Hiç yorum yok: