Şırnak Şırnak Olalı

Şırnak Şırnak Olalı Görmedi Böyle Bir Deccal...
Gök gürlüyor, karanlık sarmıştı her tarafı azıyordu, çılgınca bağırıyor bağırıyordu, silah sesleri arkası arkasına göğü yararken kaldırımlar kan içinde zifiri karanlığa akıyor akıyor, durmadan akıyordu, görmez olaydı gözler, duymaz olaydı kulaklar, konuşmaz olaydı Şırnak'taki vahşeti.
Başbakan utanmadan sıkılmadan 'bakın ne hale getirdiler' derken, o vahşi yıkımın zulmün acının üzerine zalimce, hayasızca, ateş püskürerek nakşediyor iki yüzlülüğünü... Dümdüz olmuş, yok olmuş, inadına direniş ruhuyla dimdik ayakta duran Şırnak halkına.
Tozunda çamurunda viraneye dönmüş topraklarda hiçbir kutsalın anlam ve değeri mi kalır. İnsanların çaresiz korkularını zayıflığını ezerek yok edeceğini sanan zavallı yaratık mahlûklar. Ezildikçe yıllanmış şarap gibi kıvamını bulur direnenler ve elden ele tutuşurlar, özgürlük meşalesiyle aydınlatır kör karanlığı, büyük bir umutla yaşamın ve var olmanın inadına.
Kaybolan vicdanlar, ciğer sökenler umuda dair her şeye saldırıyor, kımıldayan yeşil bir yaprağı paramparça ederek içindeki ırkçı şoven ateşi söndüremiyor söndüremiyor!
Al basmış kıpırdamayan insanlık ayaklar altında vuruluyor vuruluyor, pas pas olmuş kan emicilerin ağzında sırıtan dişlerinde incecik sızıyor insanlık, deccal vampir doymuyor doymuyor, gencecik fidanların taze körpe beyinlerini yemekten, marazlıdır bunlar marazının dermanı yoktur, ne toprağı sever ne yeşili ne de insanı, nereden bilsin 'derdim dermanımmış bilemedim' diyen Âşık Veysel’i.
Simsiyah bulutlar korkunç halleriyle saldırıyordu durmaksızın bu nasıl bir nefret ki ruhun canavarlaştığı, kötülüklerin kutsandığı daha daha dahalar. Yetmedi mi bebekler susmuş ağlamayı unutmuşlardı yalın ayaklı cesur çocuklar, birer kahraman olmuşlar sapanları kurşunlara bombalara ve ihanetlere cesur birer yürek olmuş karanlık çıkmaz sokaklar ve dehlizlerde kendisini ararken unutmamıştı büyük atalarının o onurlu vakur duruşunu, boyun eğmedik boyun eğmedik bu da size dert olsun dert olsun...
Bomba patlamalarına parlayan alev alev kurşun sesleri karışırken, daha yeni ergenlik çağına girmiş çocuk komutanlar keskin bakışlarıyla zulmün, sömürgecinin, işgalcinin aklını alıyor, yiğitlikleri dillere destan yüreklerinde birer ağıt dillerinde birer zılgıt olurken dökülüyor Fırat’ın coşan dalgalarına sessizce karışıyor.
Gencecik kızlar amazonların ruhunu taşırken korku salıyor düşmanın yüreklerine, deccal saldırıyor bir elinde kılıç bir elinde 'Kuran', kılıcıyla yakıp yıkıp işgal ederken ve 'Kuran'la bunu kutsayarak!
Tanrı’ya adak adanmıyordu, mazlumlar diri diri ateşe atılıyordu, unutmadı bunu Aztek ve Mayalar onlar kadar inançlı dindar toplum bulunur muydu? Peru’da İnkalar inançsız mıydı taştan tanrılara kurban veriliyor diyenler altına tapıyordu altına. Binlerce Kızılderili’yi madenlerde çalıştırarak öldürüyorlardı ne için, tanrıları altın için! Bunlar barbar, Ay'a inanıyorlar, “Güneşe tapınıyorlar, şu hayvana bu nesneye inanıyor ve gâvur” diyenlerin Allah’ı da yeşil yeşil dolardı. Bunlar dolara tapıyordu, ne alakası vardı saf toplumların temiz inançlarıyla dindar olmayan toplum mu vardı ta ezelden beri.
Şırnak yanıyordu, yıkılıyordu insanlar kaçmadılar fareler gibi deliklerine, korkmadılar, biliyorlardı korkunun ecele faydası olmadığını.
Yeter artık ey utanmaz basın alay etme mağrur ve onurlu mücadele verenlerle. Korkmayın Mazlumlar sizin yaptığınızı yapmayacak. Şırnak'taki o resmi her gördüğümde yüreğim yanıyor, sızlıyor bir şeyler kopuyor ta derinlerden insan olan herkes paylaşır bu acıyı.
Tevfik Özkorkmaz
15.11.2016

Hiç yorum yok: