Siyah Hareketi ve Devrimci Küba

Eylül 1960’ta tertiplenen on beşinci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Malcolm X ve Fidel Castro’nun tarihsel buluşması için gerekli sahneyi teşkil eder. Castro ve Küba delegesi, Manhattan’a 18 Eylül’de gelir. Şehirdeki birçok otel, ülkeye “düşman” olduğunu düşündükleri bir heyete barınma imkânı sunmayı reddeder. Castro’nun “gidip Central Park’ta kalacağız” tehdidini savurmasına tanık olunan, gerilimin tırmandığı o birkaç saatin ardından Kübalılar, Malcolm X’in Harlem’deki Theresa Oteli’nde kalmaları için yaptığı daveti kabul ederler. Bu siyah mahallesine geldiklerinde Castro’yu kendilerini ABD hükümetinin değil, bu üçüncü dünya liderinin hükümetinin temsil ettiğini düşünen binlerce insan karşılar. Otele varınca Fidel, Malcolm X’i odasında kabul eder. Yarım saatlik buluşma esnasında iki lider, ABD’deki siyahların mücadelesi, (Mayıs 1960’taki seçimleri kazandıktan sonra tutuklanan) Kongo lideri Patrice Lumumba ve Castro’nun BM Genel Kurulu’nda dekolonizasyon ve üçüncü dünyaya odaklanan konuşması üzerine sohbet eder. Castro’nun militan siyah hareketinin bu önde gelen liderleriyle buluşması sembolik bir anlama sahiptir. Buluşma, siyah radikalizmi ile devrimci Küba arasında kurulan ittifakı bir biçimde tasdikler.
Birkaç ay sonra, Nisan 1961’de, ABD’nin desteklediği Domuzlar Körfezi çıkartmasına tepki olarak, otuz Afro-Amerikan aydın ve eylemciden oluşan bir grup “Afro-Amerikanların Vicdanî Beyanı” isimli bir belge yayınlar. Aralarında W. E. B. Du Bois’in de bulunduğu grup, ABD hükümetini, genelde üçüncü dünyaya yönelik pederşahi davranışı, özelde Küba’ya karşı geliştirdiği yeni-sömürgecilik üzerine kurulu yaklaşımı üzerinden kınar. Bildirinin tespit ettiği biçimiyle, adanın işgalini destekleyen güçler, siyah Amerikalıların insan haklarını ve yurttaşlık haklarını kabul etmeye yanaşmayan politik ve toplumsal güçlerdir.
Siyah radikalizmi ile devrimci Küba arasında altmışların başında işleyen dinamiğin en aydınlatıcı örneklerinden biri Robert Williams’tır. Ekim 1961’de Siyahların İlerlemesi Derneği’nin eski üyesi Williams, adam kaçırma suçlamasıyla yargılandığı dava esnasında, bu iftira kampanyasından kaçmak için Küba’ya gitmeye karar verir. Küba’ya geldiğinde o adada zaten tanınmaktadır. Williams’ı Castro ve Che karşılar. Küba hükümeti, Williams’ın bir radyo programı hazırlamasına ve bir broşür yayınlamasına katkı sunar. Bu ikisi, siyah enternasyonalizminin ABD genelinde yayılmasını sağlayan önemli birer kanal hâline gelir. Williams’ın Castro ve Che ile iyi ilişkiler kurmasına karşın bazı Kübalı komünistler onun ülkede yürüttüğü çalışmaları eleştirirler. Sovyetler ile kurulan ittifak sonucu Küba hükümetinde nüfuz elde etmeye başlayan komünistler, komünist olmayan siyah bir devrimci olan Williams’ın Afro-Kübalılar, bilhassa doğu bölgesindekiler arasında ayrılıkçı duyguları kışkırtacağından korkarlar. Bunun dışında Kübalı komünistler, tek muhtemel devrimin komünist proleter (ve çok ırklı) bir devrim olacağına inanmaktadırlar. Onlara göre, kapitalizm yenilince ırksal meseleler de ortadan kalkacaktır. Williams’ın 1966’da Küba’yı terk edip Çin’e gitmesinin ana sebebi, Williams’ın devrimci ve ayrılıkçı yaklaşımı ile Kübalı komünistlerin görüşleri arasındaki uyuşmazlıktır.
Altmışlarda Küba devrimini destekleyen birçok siyahî devrimci, Guevara’nın fokoculuğunu över ve gerilla stratejisini ırksal zulme verilecek yegâne cevap olduğunu düşünür (Williams). Bazı tarihçilerin de dile getirdiği biçimiyle, Guevara, Afro-Amerikanlardaki radikal ideolojilere sempatiyle yaklaşmaktadır. Ayrıca o, 1964’te BM Genel Kurulu’nda Küba’yı temsilen gittiği New York’ta Malcolm X’in mücadelesine destek verir. Dolayısıyla Guevara, 1965’te Küba’yı terk ettiğinde Afro-Amerikalılar da Castro hükümeti içerisinde kendilerine yönelik en güçlü desteği de yitirmiş olurlar. Sonrasında Küba’yla sadece kendisini sosyalist veya komünist olarak tanımlayanlar ilişki kurarlar (bu konudaki önemli bir istisna Stokely Carmichael’in 1967’deki ziyaretidir).
Küba’yla en önemli ilişkileri kurmuş olan Afro-Amerikan örgütü Kara Panter Partisi’dir. Parti, Küba devriminden ve Che’nin fokoculuğundan ilham alan, devrimci bir Marksist örgüttür. Partiyi Bobby Seale ile birlikte kuran Huey P. Newton’ın otobiyografisinde şu cümleye rastlanmaktadır: “Castro’ya göre, gerilla savaşı iyi bir propaganda yöntemidir. Richmond sokaklarında silâhlarla yürümek de bizim propaganda yöntemimizdi” (Revolutionary Suicide s. 153). Birçok Kara Panter üyesine göre, Küba sosyalist bir sistemin tüm yurttaşlarına eşit fırsatlar sunma konusunda nasıl başarılı olabileceğine dair mükemmel bir örnektir (Newton, “Message of Solidarity”). Sosyalist Küba, aynı zamanda John Edgar Hoover’ın Karşı İstihbarat Programı üzerinden yürütülen yasadışı faaliyetlerden kaçmak isteyen birçok Kara Panter üyesi için güvenli bir liman olarak iş görür. 1967-68’den itibaren onlarca parti üyesi Küba’ya sığınır. Küba’da yaşayan Afro-Amerikalılar arasında Eldridge Cleaver, Huey P. Newton ve Assata Shakur gibi, hareketin önemli kimi liderleri de vardır. Cleaver, Küba’ya 1968’de gelir. Amacı, hakkında çıkartılan tutuklama kararı sonrası olası baskılardan kurtulmaktır. Adada sekiz ay kalır. Onun hikâyesi bilhassa ilginçtir, çünkü Kara Panter Partisi’nin Enformasyon Bakanı olarak onun Küba hükümeti ile kurulan ittifaktan ciddi beklentileri mevcuttur. O, Kübalıların Afro-Amerikan devrimcilerin eğitimi için askerî bir kamp kuracağını ummaktadır. Proje başarısız olur, zira Kübalılar (böylesi bir seçimin uluslararası sonuçları olacağı düşüncesiyle) Afro-Amerikalıların kurtuluş mücadelesine dönük politik desteklerinin askerî bir desteğe dönüşmesini istemezler. Huey P. Newton ise Oakland’da bir fahişeyi öldürme suçlaması üzerine 1974’te Küba’ya gelir. Newton Santa Clara’dan çıkmasa da yeni lider Elaine Brown ile yaptığı telefon görüşmeleri üzerinden partiyi yönetmeyi sürdürür. Partinin eski bir militanı ve Siyahların Kurtuluş Ordusu’nun üyesi olan Assata Shakur 1979’da hapishaneden kaçar ve 1984’te Castro hükümetinin siyasi iltica talebini kabul etmesi üzerine Küba’ya gelir.
Siyahların kurtuluş mücadelesi esnasında başka isimler de Castro’nun resmî misafiri olarak Küba’ya gelir. Siyah hareketi savunma örgütü üyelerinden Stokely Carmichael bunlardan biridir. 1965 sonrası Küba hükümetinden resmî davet alan tek komünist olmayan Afro-Amerikan odur. Temmuz 1967’de Carmichael, Latin Amerika Dayanışma Konferansı’nın örgütlenme sürecine katılır. Bu konferans, Che’yi anar ve onun faaliyetlerini öven konuşmalara tanıklık eder. Söz konusu konuşmalarda Che’nin faaliyetlerinin üçüncü dünya devrimcileri ve aynı zamanda devrimci Siyahlar için önemli bir ilham kaynağı olduğu üzerinde durulur. Son olarak adaya, komünist parti üyesi ve siyahların özgürlüğü için mücadele eden bir isim olan Angela Davis gelir. Davis devrime yönelik dayanışma duygularını ifade etmek adına, 1972’de hapisten çıkması üzerine Küba’yı ziyaret eder. Ziyaret, yüz binlerce insanın “Angela Davis’e özgürlük” kampanyası yürüttüğü ve kampanyanın muazzam bir başarı elde ettiği bir dönemde gerçekleşir. Bu kampanya sayesinde Davis siyahların özgürlük hareketinin en önemli isimlerinden biri hâline gelir
Alberto Benvenuti

Hiç yorum yok: