Donald Trump ve 2008 Krizi

Forbes iş dergisi tarafından Dünyanın En Zengin 400 İnsanından biriydi. Baba tarafı Alman asıllı, annesi ise İskoç kökenli. Liseyi terk etmek zorunda kalan daha sonra askerî akademi ve Wharton Enstitüsü’nde işletme bilimleri eğitimini alır. 2016 yılında 'sert barış' ideolojisinin, Radikal İslam, IŞİD, İran ve Çin’e karşı caydırıcı silah olarak kullanılması sebebiyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilir. Seçim vaatlerinde güçlü ekonomi, göçmen, müslümanlar, IŞİD ve güvenlik önlemleri olarak ön plana çıkardı. Göçmenler için öne sürdüğü planlardan biri de ABD ile Meksika sınırına bir duvar örülmesi ve bunun parasını da Meksika'nın ödemesiydi. İş dünyasından ise BAE'li milyarder iş adamı Halif Habtur, başkan seçilmesi halinde Körfez'deki Arap iş adamlarının ABD'de olan iş ortaklıklarını bozacaklarını bildirmişti.
Meksikalı milyarder Carlos Slim, göçmenler hakkında görüşlerini doğru bulmadığını söylemiş ve Türkiye'den ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Bir defa siyasetçi değil bu kişi. Başarılı bir siyasetçi öyle açıklama yapmaz.” Seçim kampanyası dâhilinde yaptığı bir konuşma sırasında kendisini protesto eden müslüman başörtülü bir kadını salondan dışarı attırmıştı. 18 aylık bir seçim kampanyası yürüten ve haftada 2 milyon dolar harcayan Donald Trump kazandı, Amerika başkanını böylece seçmiş oldu.
Amerika basınının değerlendirmesi; “Var olan düzeni reddeden Trump ABD Başkanı seçildi” Trump’ın zaferi, küreselleşme ve çok kültürlülük sayesinde varlığı fark edilmeyen beyaz ve işçi sınıfın kurduğu koalisyonun gösterisi oldu.”
“Amerikalılar sekiz yıllık ekonomik durgunluktan ve Washington’la aralarında ilişki sorunundan duydukları rahatsızlıkla Trump’ı Beyaz Saray’a yolladılar.” “Trump’ın zaferi ülkenin geri kalanını unutan Washington’a verilen bir mesajdı ve Başkan Obama’ya verilmiş iyi bir ders oldu.” ifadelerine yer verildi.
Wall Street Journal, “Trump’ın yürüttüğü mültecileri ve uluslararası ticareti hedef alan ırkçı kampanya kendisini Beyaz Saray’a taşıdı.” değerlendirmesinde bulundu. Vergi oranlarında indirime gideceğini açıklayan Trump, dışarıdaki ABD'li yatırımcıları ülke içine geri çekeceğini açıklamış ve istihdamı artıracağını savunmuştu. ABD seçimlerine herkes kendi penceresinden bakıyor ve oradan beklentilerini ifade etmeye çalışıyorlardı. Birincisi herkesin kendi penceresinden seçim sonuçlarına bakması dar anlamda doğruydu. Bu, olsa olsa ağacı görüp ormanı görmemek olurdu ve mutlaka ağaçları görmek gerekirdi, ormanı görmeden de tek tek ağaçları görmenin eksik olacağı ve çok yanlış yerlere götürebilirdi.
ABD seçimlerinde geleneksel olarak dış politika stratejisi belirleyici olurken, bu seçimde iç politik gelişmelerin belirleyici olduğu görüldü. ABD’nin geçmişte yaşadığı krizin toplumun ekonomik ve sosyal yapısında meydana getirdiği tahribat ve yoksullaşan Amerika halkının Trump'ın iç politika taleplerine yönelmesine neden oldu.
Burada esas ve belirleyici olan 2008 krizin sonuçlarıydı. Bu seçimi D. Trump'ın değil de 2008’de Amerika’da ve dünyada etkisi görülen krizin sonuçları kazandırmıştır dersek yanılmış olmayız herhalde.
Hatırlarsak; 2008 ekonomik krizi, 2007 yılında başladı. 2008 yılının Eylül ayında 158 yıllık yatırım bankası Lehmann Brothers’ın batmasıyla kriz patlak verdi. Bu kriz, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’yla kıyaslandı ve ABD’deki taşınmaz mal piyasasının birden değer kaybetmesi ve bunun sonucu olarak kişisel iflasların artması krizi tetikledi. ABD bankalarının kâr iştahı o kadar artmıştı ki krediler, kredi derecelendirme sürecinde riskleri ölçmeden dikkatsizce verildi. Sürekli olarak yükselen konut fiyatları piyasalarda aşırı derecede iyimser bir hava yaratmış, bankaların düşük gelirli ailelere konut almak için kolayca kredi sağlamalarına yol açmıştı. Mortgage yüksek risk ve yüksek faizli kredi denilen bu kredi piyasası çökmüş, kredi faizlerini ödeyemeyen düşük gelirli ailelerinin iflas etmelerine ve konutlarına el konmasına neden olmuştu. Amerika’da 1982-2007'e kadar 25 yıl içerisinde ortalama %42’lik bir gelir artışı sağlanırken, orta direk olarak tabir edilen %20’lik kesimin gelirlerinde %38’lik bir artış olmuş, bunun yanında en zengin kısımda gelirler %68 oranında artış göstermiş, en zengin %1’in ise gelirleri %238’lik bir artışla tavan yapmıştı. En zengin %10-20 kesim daha çok para kazanırken, aynı zamanda diğer %70'lik kesimlerin gelirlerinde azalma hızla kendini gösterir ve bir süre sonra %70'lik kesimin piyasada satın alma gücü azalır. Bir süre sonra bu insanlar aldıkları kredileri ödeyemeyince 2008 krizi Amerikan halkının yaşadığı ikinci büyük kriz oldu. 1929 bunalımını unutmayan halk somut olarak yaşadığı 2008 kriziyle gelecek kaygısı ve yaşam standartlarındaki düşüşe tepki olarak 8 yıl sonra tavrını ortaya koydu.
Danold Trump'ı seçimde kazandıran temel neden 2008 krizin sonuçlarıdır. Amerikan halkının özellikle de orta sınıfın bu krizin sonuçlarına tepkisidir. Seçimi kazanmada diğer konuların da katkısı var olmasına rağmen, kritik ve önemli temel noktanın 2008 krizinin direk sonuçlarının seçime yansımış olmasıdır. Trump’ın ‘anti-İslam’ politikasına vurgu yapmış olması ve radikal İslamcı hareketlerin hızla güçlenmesi ve uluslararası alanda yaygınlaşan saldırılarının Amerika kamuoyunu çok etkilediği görüldü. FBI’ın yapmış olduğu açıklamalar da iç politik dengelerin yansıması açısından seçimde birer önemli faktör oldular.
ABD’nin geleneksel küresel çapta belirlediği strateji esas ve temeldir. Adayların bu stratejiyi küçük farklılıklarla uygulaması ve devam ettirmesi bu geleneğin gereğidir. Bu açıdan Trump Obama yönetimi tarafından uygulanmaya konulan Ortadoğu stratejisini esasen korurken İran ile ilişkiler önem kazanarak devam eder ve Ortadoğu denkleminde Körfez ülkeler yeniden dizayn edilir, Bu Kürtlerin artan rolü önemsenirken, Türkiye eski konumda olmadığı için bir anlamda konum kaybı yaşayabilir ve Trump'ın kendi ifadesine göre, Türk ve Kürtleri ortak bir alana çekmeye zorlayabilir!
ABD dünyanın bekçiliğine emperyalist blok olarak devam eder, hatta biraz 'yeni dönem'le ifade edilen ekonomik büyüme ön plana çıkabilir. Bu bir anlamda içe büzülme sürecidir. “Yüce Amerika”nın daha çok ABD’deki toplumsal ilişkilerinin üzerinden şekilleneceği beklentisini yaratırken, küreselleşmeyle paralel gelişen eski toplumsal ilişkilerin bir şekilde tasfiyesi ve dünya çapında gelişen ırkçı ve milliyetçi dalga ve söylemlerde artış olabilir.
İslam toplumuna karşı negatif söylemler artarken güvenlikçi politikaların daha fazla ön plana çıkabileceği yeni bir süreç başlıyor. Trump, balkon konuşmasında özellikle birkaç kez yeni bir dönemin başladığının altını çizdi. Ülkeyi yeniden yol ve köprülerle imar edeceğini ve ekonomik büyümeyi "iş adamı" tecrübesi ve iş bilen ekibiyle dünyanın bir numaralı ekonomisi yapacağını ve kesinlikle başaracağını, Amerika halkının bunu göreceğini söyledi. Sözlerinde, karşılığı olmayan dolarların hâlâ dünya piyasasında dolaşmasına ABD ekonomisinin ne kadar dayanacağı ve bunun arayışları vardı.
Rusya’yla somut ve karşılıklı yarar temelinde ortak projelerin olacağını ve “dünyanın en iyi ekonomisi” olduğunu söylemesi hatta "NAFTA" ile ilişkilerin tasfiye edileceği, küresel globalleşen piyasadan daha farklı bir yol izleyeceğini aktarması da ilginçti.
İnsanlar nasıl doğar ve ölürlerse, toplumsal sistemler de doğar ve zamanı geldiğinde yok olurlar. Neokapitalist sistem, ne kadar da şurasını burasını estetik yaptırarak genç görünmeye çalışsa da o kocaman gövdenin artık ayakta duracak hali kalmamıştır ve ölüm döşeğinde alternatifinin ortaya çıkmasını beklemektedir.
Tevfik Özkorkmaz
11.11.2016

Hiç yorum yok: