Althusser'e Karşı Althusser -II

Marksizm Tarihselcilik Değil Ama…
Kapital’i Okumak isimli eserinde Althusser, tarihselci Marksizm yorumunu çürütmek amacıyla, aslolarak Antonio Gramsci’nin düşüncesini hedef seçer.
Bu noktada bilhassa Gramsci’nin bilimi üstyapı olarak gören anlayışını eleştirir. Althusser’e göre, bu düşünce Marksizmi dine benzeten (neo-idealist felsefeci Benedetto Croce’a atıfla) Croce’çu fikrin onaylanmasından başka bir şey değildir, hatta daha da korkuncu:
“[…] bilimin, teorik kapanmaya ait bir fihristten başka bir şey olmayan tarihe kapanmasıdır. Bu kapanma sonucu tarih teorisi, gerçek tarihin yerini alır ve tarih biliminin teorik nesnesini gerçek tarihe indirger, böylelikle de bilgi nesnesini gerçek nesneyle karıştırır”[1].
Tek yanlı bir yoruma tabi tutulduğunda bu Gramsci’ci anlayışın, hiç şüphesiz, bilimi bilim olarak anlaşılmayan ya da ona karşı olan bir şey olarak görülen “ideoloji”nin herhangi bir tezahürü ile eşitlemesi mümkün hâle gelir.
Ne var ki asıl önemli olan, bu düşüncenin bağlamı dışında neye yol açtığı değil, Gramsci’ci düşüncedeki mevcut anlamıdır. Gramsci’ye göre, ideolojik üstyapı, insanın yapı içerisindeki çelişkilerin farkında olmasını sağlayacak yolları içerir. Bu nedenle Gramsci, bilimin her zaman kendisini bir ideoloji olarak takdim ettiğini söyler. Ama o, aynı zamanda bilimin ürettiği ve ona ait ideolojiyle yayılan bilginin kullanılma ihtimaline de vurgu yapar. Bu nedenle Gramsci, bir sınıfın, önceki hipotezleri veya hipotez sistemlerini değiştirmeksizin, bilime ait ideolojiyi benimsemeksizin, o bilimi edinebileceği tezini kabul eder.[2]
Althusser şahsında asıl hoşgörülemeyecek husus ise Gramsci’nin bilimi üstyapıya dâhil etmek suretiyle, onun bilimle ideoloji arasındaki “sabit” ayrıma darbe indiriyor olmasıdır. Bu noktada Gramsci özünde, teorik pratiği aydınların özel alanı olarak gören anlayışa ve politik pratiğe yönelik saygıya dayanan bilimsel söylemin sahip olduğu saygınlığa halel getirmektedir.[3]
“Tesadüfün Materyalizmi”nden Yağan Gizemli Yağmurun Altında
Seksenlerde kaleme alınan eserinde Ellen Meiksins Wood şunları söyler:
“Mutlak determinizm ve mutlak olumsallık arasında kurulan sahte düalizm ve tarihin ana niteliğinin tüm indirgenemezliği ile tesadüfî olduğunu söyleyen anlayış, Althusser’ci yapısalcılıkta her daim zımnen mevcut olagelmiştir. […] Yapıya, hudutları belli, yapılandırılmış ilişkilere ait dünya özerk teori alanına aitken, empirik dünya, tarihsel bilginin nesnesi, tesadüfler ve keyfilikler dünyasıdır.”[4]
Althusser’in kendi Marksizm anlayışını ve felsefe tarihini yeniden inşa ettiği çalışmaları içinde en önemli makaleler, “Marksist Düşünce Üzerine” ve “Tesadüfün Materyalizmine Ait Dip Akıntısı”dır.[5] Bu çalışmalarında Althusser, teleolojiden tümüyle kopar ve açıktan “tesadüfler ve keyfilikler dünyası”na geçer.
Althusser, Epikür, Lukretius, Makyavelli, Spinoza ve Heidegger’i kesen bir dip akıntısı olduğundan söz eder. Bu akıntı, antimonistik, anti-determinist ve anti-teleolojiktir. Onun ifadesiyle, bu akıntı, aynı zamanda Engels’in İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu ve Kapital’in ilkel birikim ile ilgili bölümünde mevcuttur. Montag, bu noktada Althusser’in önemli bir değişiklik yaptığından, Spinoza ile ilgili yorumuna “boş yer” kategorisini dâhil etmesinden ve bunun, bir dizi teorik soruna işaret ettiğinden bahseder.[6]
Asıl üzerinde durulması gereken konu, Althusser’in belirli türde bir tarihsel değişimin kabulü ile yetmişlerin sonu ve seksenlerin başındaki yenilgi ortamı arasında uzlaşma imkânı sunacak bir politik felsefe sunmaya çalıştığı gerçeğidir. Bu nedenle Fransız felsefeci, (atomların yörüngelerinde her türden zorunluluktan azade biçimde yaşanan tesadüfî sapma anlamında) klinamenin bir sonucu olarak yaşanan “tesadüf” dâhilinde bir araya gelmiş “atomlar yağmuru” ve Hiçlikten Gelen Prens[7] üzerinden bir “tesadüf” teorisi oluşturur. Bu teori, devrimci değişimlerin meydana gelişini “determinizm karşısında tesadüfîlikten yana olan bir yorum temelinde izah etmemizi mümkün kılar.”
Klasik Althusser’ci “öznesiz süreç” düşüncesini muhafaza eden “tesadüfün materyalizmi” teorisi, toplumsal güçlerin dağılımını ve tesadüf öncesi stratejik düşüncenin imkânsızlığı meselesini gündeme getirir. Bu sebeple ilk bakışta sert bir determinizm ve teleoloji eleştirisiymiş gibi görünen şey, zamanla Marksist stratejide görüldüğü hâliyle, aktif bir biçimde toplumsal, politik ve askerî güçler arasında yeni ilişkiler kurmaya dönük mücadele yerine, belli ölçüde mesihçi bir oluşum [taayyün] umudu üzerine kurulu pasif bir bekleyişe dönüşür.
Dolayısıyla esasen rastgeleci materyalizm, proleter hegemonyaya karşıttır. Bu hegemonya, özünde bu türden güç ilişkilerinin tehlikeli bile olsa sürdürülmesini, devrimci sınıf mücadelesine ait süreç içerisinde yaşanan olay anının ötesine taşınmasını şart koşar.
Bu bağlamda “tesadüfün materyalizmi” sonuçta ortaya, kapitalizme ait mekanizmalar üzerinden pasif devrime benzetilebilecek kısmî ve ara sıra görülen mücadelelere dönük soyut bir felsefî doğrulama çabasına yol açar. Bu pasif devrim, temelde, burjuvazi ve onun devleti eliyle, madun sınıfların ara sıra açığa çıkan yıkıcılıklarının yolundan saptırılmasından, içerilmesinden ve sisteme entegre edilmesinden başka bir şey değildir.[8]
Althusser ve Marksizmin Krizi
Althusser’in ortaya koyduğu keşif sürecine ait gerilimlerin bir kısmını özet olarak ele aldık. Onun teorik konumlarına ait sınırları incelediğimizde görülüyor ki o, keşif sürecini belirli parametreler dâhilinde işletmekten hiç vazgeçmemiş. Bu parametreler, onun ilkin komünist partilerin bürokratikleşmiş Marksizmine, ardından da postyapısalcılığa ve postmarksizme ait yenilgiyi kabul eden anlayışlara gerçek bir alternatif sunmasına mani olmuş.[9] Bu çerçeve dâhilinde, esasen “Althusser’e karşı Althusser”, stratejideki iktidarsızlıkla bilimin kibrini cem eden, kendi çelişkilerine ağırlık veren bir düşüncenin idrak edilmesi için gerekli bir şifredir.
Althusser’in düşüncesine ait belirli yönlere dönük bu kısa eleştirinin yegâne amacı, Fransa’da 1968’de ortaya çıkan hareketin yaşadığı yenilginin/etkisizleşmenin ardından Marksizmin maruz kaldığı krize Althusser’in yaptığı katkıyı anlamaya dönük incelemelere gerekli yönü göstermektir.
Juan Dal Maso
Dipnotlar
[1] Althusser, Louis ve Balibar, Êtienne, a.g.e., s. 145.
[2] Bkz. Gramsci, Antonio, Quaderni del Carcere [Edizione critica dell’ Istituto Gramsci a cura di Valentino Gerratana], Torino, Ed. Einaudi, 2001, C4 §7, s. 430 ve C11 § 38, s. 1457/58. Marx’ta bilimsel rasyonalite sorunu ile ilgili olarak bkz. “El Comunismo no es una Idea” IdZ 23 içinde, Eylül 2015.
[3] Jacques Rancière, teori ile pratik arasındaki ilişkiye ve aydınların rolüne dair eleştirilerini 1974 tarihli kitabında yer veriyor: La Lección de Althusser, Santiago de Chile, LOM Ediciones, 2013.
[4] Meiksins Wood, Ellen, The Retreat from Class (A New ‘True’ Socialism), Verso 1998.
[5] Althusser, Louis, Para un materialismo aleatorio, Madrid, Arena Libros, 2002.
[6] Bkz. Montag, a.g.e., 9 Bölüm, s. 173/189.
[7] Althusser’in Makyavelli yorumu için bkz. Barot Emmanuel, “El Fantasma de Maquiavelo (III)” IdZ 15 içinde, Kasım 2014.
[8] Bkz. Rosso, Fernando ve Dal Maso, Juan, “Revolución Pasiva, Revolución Permanente y hegemonía”, IdZ 13 içinde, Eylül 2014.
[9] Bkz. Cinatti, Claudia, “De saberes revolucionarios y certezas posmodernas” Revista Lucha de Clases 6 içinde, Haziran 2006.

Hiç yorum yok: