Yorum mu Tahrifat mı?

Ne olduğu belli olmayan "birinci aşama" kolaycılığı
"Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna bir de siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, bu dönemde devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”[1]
K. Marks’ın Gotha Programı’na yaptığı eleştiriden alınan alıntının nasıl tahrif edildiğine, kendisini Marksist diyen yazarın bu alıntıyı nasıl yorumladığına bakalım.
Yorumunda şöyle yazıyor:
“Kapitalist toplum ile KOMÜNİST TOPLUMUN BİRİNCİ AŞAMASI arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna bir de siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, bu dönemde devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.” diyerek bir de bunu büyük harflerle yazarak K. Marks’ı doğru mu yorumlamış oluyor?
Zaten sorunun biri de yorumların yarattığı yeni karmaşadır. Tüm ideallerin bu tür yorumlardan fazlasıyla nasibini almasıdır. Neyse devam edelim; birincisi bu yorum Marks’ı bir kez daha tahrif ediyor ve kapitalist toplumla ile komünist toplum arasına ne olduğu belli olmayan bir "birinci aşama" ekliyor. Burada hem yorum hem de tahrifat yapılmakta. Burada söz konusu olan, Marks’ın indirgemeci şematik ve aynı zamanda mekanik bir yorumudur.
Bu yorumun esas sorumlusu K. Marks’ı tahrif eden G.Plehanov ve Kautsky'dir. Bunu bir önceki yazımız “Unutulan Mektup"ta anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımızda önceki yazılarımızla bağlantılı olarak tarihsel materyalist bakışla "aşamaları" ele almaya çalışacağız.
Toplumsal süreçleri; ilkel, köleci, feodal ve kapitalist dönem diye aşamalara indirgeyerek yeni doğmalar gelişti. Birincisi böyle şematik bir değerlendirme Avrupa coğrafyasına özgü sosyolojik süreçlerin ve olguları değerlendirmenin sonucunda ortaya çıktı. İkincisi ise Avrupa merkezinden uzak coğrafyada var olan toplumların farklı süreçleri yeterince görülmedi ve değerlendirilmedi. Hal böyle olunca Avrupalı Marksistlerden çok, Avrupa merkezinden uzak coğrafyalarda yaşayan Marksistleri daha çok ve direk etkiledi. Bu etkilenme, şematik ve mekanik düşünmeyi geliştirirken, karmaşık olguları ve bu olguların daha basit ifade edilmesi olan indirgemecilik gelişti.
Felsefî akım olarak indirgemeciliğe göre varlıklar, daha küçük ve basit oluşumların toplamıydı. Aynı zamanda farklı toplumsal süreçleri yaşayan topluluklar vardı. Dünyanın her yerinde Avrupa merkezine benzer dönemlerin yaşandığını söylemek de doğru değil.
Toplumsal grupların aynı dönem ve zamanda paralel farklı süreçler yaşadığı ve eşitsiz geliştiği mevcut verilere göre bilinmektedir. Aborjin ilkel komünal toplum olarak günümüzün bir coğrafyasında hâlâ yaşıyor. “Haçlıların bölgeden kovulmasından sonra (Türk-Arap karışımı) Arap dünyası feodal bir militarizasyon sürecine girdi ve kendi içine kapandı. İlk halifelik döneminin parlak uygarlık dönemi geride kaldı, oysa aynı dönemde Avrupa feodalizmden çıkmaya ve moderniteyi keşfetmeye başlamıştı ve dünyayı fethe hazırlanıyordu.”[2]
Tarihsel olarak yaşanmış süreçleri birer dogmaya dönüştürmenin sonucu ilkel, köleci, feodal ve kapitalist toplum tanımlarını şematik, statik ve durağan kavramayı geliştirdi. Hâlbuki bu toplumsal süreçler cansız, ruhsuz değil, tam aksine dinamik toplumsal süreçler olarak yeni uyum toplumunun dinamiklerini de yaratarak ve geliştirerek farklı dinamikleri potansiyel olarak bağrında taşıdığını görüyoruz.
Burada dikkat edilmesi gereken ayrıntı, ilkel, köleci, feodal ve kapitalist süreçlerinin aynı zaman dünyasında farklı farklı süreçler olarak yaşanmasıydı. Zaten bu farklılıklar, toplumların kendi özgüllüğünü ifade ediyordu. Bu nedenle şematik ve mekanik bakış varolan olguları tam olarak açıklamaz ve kavramaz.
Toplumların kendi içinde farklı farklı dinamiklerin gelişmesi, sürekli eskiye ait bir şeylerin yaşatılması, aynı zamanda muhafaza edilmesinin önemi görülmedi. Toplumların özgüllüğünü analiz etmeyi aynen canlı bir organizmanın bünyesinde ölen ve doğan hücrelerin çatışmasını ve aynı zamanda yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirmesini kavramak demektir.
Toplumların tarihsel gelişim diyalektiği bizlere şunu açıkça gösteriyordu, yeni bir toplum sadece iradî zorlamayla yukarıdan aşağıya kurulamazdı, kurulamaz zira bu, toplumların gelişme diyalektiğine aykırıydı ve aynı zamanda tarihte 'zorun' rolüyle olguların, nesnelerin kendi doğal mecrasında gelişip çatışmasının diyalektik birliğinin bir sonucuydu. Yeni toplum yaşamında bilinen klasik devlete yer olmadığı için bu kavramlarında anlamı ve önemi farklılaşır. Yeni toplum dinamikleri ve payandaları kapitalizmin bağrında iç içe çatışmalı ölen ve doğan süreçler olarak karşımıza çıkması bir olgudur. Olgu, bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgidir ve olgular, nesnel ve irade dışı oluşumlardır. Bu nedenle yeni toplum hayalleri geleceğe ertelenemez ve yeni toplum isteği hemen şimdi somutlaşmalıdır.
Türkiyeli Marksistler Marksizmi öğrenirken mekanik ve indirgemecilik 'çıkmazına' kaydı. Bu kayış eklektik düşünmeyi geliştirdi. Marksist öğretide diyalektik materyalizmin canlı ve iç içe şeylerin biri biriyle bağlantılı ve çelişik olduğu bakışından hızla uzaklaşıldı. Kürt Marksisti bu çıkmazdan çıkmanın arayışı içinde kendi özgül koşullarını kavramaya çalıştı ve mekanik indirgemeci anlayıştan mücadele içinde koparak kendilerini dönüştürerek yenileyerek geliştirdi.
Türk solu ise hâlâ bu 'çıkmazda' çırpınmaya devam ediyor. Ülke toprağından, kültüründen, insanından kopmanın getirdiği bu yabancılaşmanın sonucu çürümeyi getirdi. Örneğin başka ülkelerin tarihini kendi ülke tarihimizden daha iyi biliyor veya daha iyi bildiğimizi sanıyor ve buradan hareketle başka ülke pratiklerine indirgemeci, öykünmeci yaklaşımla kolaycılığa kaçarak kendi özgül yapımızı ve ülkemizin politik kültürünü yeterince bilmiyorduk. Bunun sonucu marjinal kalarak ve aynı zamanda hızla tembelleşen ve hantallaşan ağır bürokratik yapıların patinajı içinde kalınıyordu.
-devam edecek-
Tevfik Özkorkmaz
22.10.2016
Dipnotlar
[1] K. Marks, Gotha Programının Eleştirisi 1875. MESE. İng. c. 3, s. 26.
[2] Samir Amin, Modernite, Demokrasi ve Din: Kültüralizmlerin Eleştirisi, Yordam Yay., s. 63.

Hiç yorum yok: