Yorum mu Tahrifat mı? -II

Doğal komünal yaşam, ihtiyaç ve zorunluluk temelinde bir araya gelmek demekti. İnsansı varlığın tüm canlılar gibi esas derdi, aç karnını doyurmaktı. İlk insanların bu ihtiyacı karşılamak için toplu gruplar halinde, doğayla uyum içinde yaşama zorunluluğu vardı.
İlk insanlar, gelişim sürecinde eski ile yeninin iç içe geçtiği ve farklılıkların birlikte oldukları canlı bir organizmaydı. Bu canlı yapının bir dönem için zorunlu olanını bütün dönemler için geçerli saymaya çalışmak, eklektik bir anlayıştı. Bu anlayışa göre, sisteme ait olan öğelerin birden fazlasını toparlayarak yeni sistem oluşturmak mümkündü. Bu, olsa olsa eklektik 'aşure' toplumu olurdu.
Zaten yeni sistem eskinin yıkılmasıyla kurulacağından, eklektik bir yapı kurmak da olanaksızdı. Örneğin günümüzde İlkel komünal klanlar var olmasına rağmen, bu toplumsal yaşam biçimi hâkim ve başat durumunda değildi. Yaşanan ve biten bir süreç olarak tarihsel rolleri bitmişti ve hâkim toplumsal ilişkileri de etkileme durumda değildi. Zira sürece veya döneme hâkim olan yeni ilişki ve biçimler ortaya çıktı ve sürece damgasını vurmuştu.
Zorunluluk bir dönemi, bir süreci kapsar, süreç bittiğinde zorunluluğun da bir önemi kalmaz, aynı zamanda farklı ihtiyaç ve zorunluluk başlar. Bu süreçler bazen temel olmasına rağmen, bazen de daha alt süreçler olarak yaşanmaya devam eder ve her zaman belirleyen, sürece damgasını vuran çelişkidir. İlk insanların, elde ettikleri birikimle farklılaştığı ve giderek bu farkların toplum içinde sınıflar, kastlar oluşturduğu bilinmekteydi.
Sınıfsal ve sosyal farklılaşmanın yarattığı ve ortaya çıkardığı ilkel insanların oluşturduğu toplumdan başlanarak içinden soylular, efendiler, köleler, paşalar, köylüler, ağalar, kapitalistler ve işçilerin zıtların birliği ve mücadelesini yaratarak günümüze kadar gelmiş ve bir insanlık tarihi süreci ve birikimi yaratılmıştı.
Bu birikim tüm insanlığın mirasıydı. Toplum; esnaf, sanatkâr, asker, efendi, köle, köylü, ağa işçi ve patronuyla hepsi birbiriyle çelişkili ve bağlantılı olarak üreten, tüketen, değiştiren ve dönüştürerek yaşayan canlı bir organizmaydı. İlk insanların içinden, kelimenin tam anlamıyla bağrından efendiler de çıktı köleler de. O zaman ilk insanlar, “Âdem”in çocukları değilse, adına dünya dediğimiz gezegenin çocuklarıydı ve bu çocukların doğa ve diğer tüm canlı türleriyle ilişkilerinde karmaşık, dengesiz ve eşit olmayan birlikteliğiyle var oldular. Doğanın bağrından çıkan ilk insanlar çok masumdu ve günümüzde bu masumiyet kalktı ve tarifi mümkün olmayan bir yaratığa dönüşen ve sadece kendisini değil, bağrından çıktığı gezegeni de ortadan kaldırma noktasına gelen tuhaf bir mahlûkata dönüştü ve doğanın kanserli hücresi olarak dengesiz müthiş yıkıcılığına devam ediyor.
Eski olmadan yeni bir şey de olmaz, yeni eskinin bağrından çıkar. Bir toplumda mevcut hâkim üretim ilişkileri yaşanır ve zamanla hâkim üretim ilişkileri yavaş yavaş gücü azalarak zayıflar. İşte tam da bu süreçlerde yeni toplumun dinamiklerinin olgunlaşmasıyla yeni toplumun üretim ilişkilerine geçiş mümkün olur. Bu geçiş tedricen yavaş yavaş değil, toplumsal bir siyasî devrimle mümkündür. Burada canlı bir mekanizmanın doğal ilişki ve çelişkileri var.
Şematik ve mekanik bir indirgemecilik K. Marks’ı eksik anlamak olur. Yeni bir üretim ilişkisinin ortaya çıkışı için ille de bir önceki sürecin yaşanması mı gerekmektedir? Mekanik indirgemeye düşmeden, doğal olarak bir önceki sürecin aynen yaşanması bir zorunluluk değil, ama yaşanması gerektiği Rusya'nın tecrübesiyle ortaya çıktı. Feodal üretim ilişkileri yaşanmadan bir anlamda tüketilmeden, kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olma şansı yok gibi, eldeki veriler aksi bir örneğin olmadığı yönünde. Buradan şunu söylemek mümkündür; eski toplumsal yapının ve üretim ilişkilerinin yaşandığı 'zorunlu' olmasa da bir dönem mevcuttur, bu süreç bittiğinde ancak yeni toplumun kalıcı üretim ilişkileri veya tarzı sağlam temellere oturur.
Bir teorinin dayandığı toplumsal gerçeklik vardır. Nasıl sanayi devrimlerini yapan ülkeler, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle ortaya çıktıysa, eski üretim tarzını yıkarak yeni toplum kapitalist toplumu eski feodal topluma geri dönemeyecek şekilde kurar. Tüm veriler gösteriyor ki dünyanın hiçbir yerinde kapitalist toplumdan feodal topluma bir geri dönüş yaşanmamıştır. Sanayi devrimini yapan ülkede bir proleter devrim olsaydı, Rusya'da yaşanana benzer tarzda bir geri dönüş mümkün olur muydu?
Böyle bir soruyu cevaplamak için Avrupa'da bir proleter devrim olmalıydı, olmadığına göre faraziye tartışmak yanlış olur. Bu soruyu sormaktaki amaç kurmak istediğimiz bir bağ var olduğu içindir. Feodal Çarlık Rusya'sında gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi sonuç olarak yıkıldı ve bir geriye dönüş yaşandı. Bir asırlık tecrübe, siyasi devrim ve iktidar değişiklikleri eğer bir dizi toplumsal devrimle desteklenmezse, yaşanan reel sosyalizm tecrübesiyle sonuç yeniden yıkılmaya mahkûm ve eskiye geri dönüşü kanıtladı. Tam bu nokta çok önemli bir ayrıntıya dikkati çekmek istiyoruz: sonuçlanan bu geriye dönüşün Feodal Çarlık Rusya'sı olmadığını ve tam tersine, 1917 Ekim Devrimi’nin Çarlık Feodal Rusya'da oynadığı rolünün sonuçları itibariyle gelişmekte olan son derece zayıf kapitalist üretim ilişkilerinin önünü açmış ve kapitalizmi geliştirmiş olmasıydı.
Tam da bu nedenle Ekim Devrimi’nin geriye dönüşü feodal topluma değil de kapitalist topluma doğru olmuştur. Hâlbuki Ekim Devrimi, kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olmadığı feodal Çarlık Rusya'sında olmuştu. Çarlık feodal yapısının çökmesi ve siyasi iktidar değişikliğini yapan Bolşeviklerin tüm çabalarına rağmen Avrupa'nın etkisinde kalmıştır.
Marks’ın kapitalist ülkelerin pratiğine bakarak geliştirdiği teorilerin Avrupa-merkezli olmasını dikkate almadan, mekanik indirgemeci yaklaşımla yorumlamak, aslında Marks’ı anlamamanın sonucuydu. Yaşlı K. Marks’ın ölmeden önce fikirlerinin nasıl değiştiğini bizzat kendisi gözlemleyerek ve Rusya'daki gelişmeleri 1882 yılında Komünist Manifesto’nun yeni Rusça baskısına yazdığı önsözde “Bugün her şey nasılda çok farklı... Rusya, Avrupa'daki devrimci hareketin öncülüğünü yapıyor... Rus devrimi, Batı'da bir proletarya devriminin habercisi hâline geliyorsa, bu ikili birbirinin tamamlayıcısıdır... Rusya'daki ortak toprak mülkiyeti komünist gelişmenin başlangıç noktası olarak işlev görebilir.”[1]
Avrupa sanayi devrimini geliştirirken, aynı süreçte Doğu Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Çarlık Rusya'sı, Osmanlı İmparatorluğu, Asya-Pasifik ve Afrika ülkeleri eski feodal toplumun üretim ilişkilerini yaşıyordu. Aynı zaman diliminde Avrupa yeniyi temsil ederken, diğerleri hâlâ eskiyi temsil ediyordu. Adı üzerinde, eski daha önce var olan çökmekte ve zayıflamakta olanı ifade etmektedir. Kısaca, dönemi yaşamı bitmek üzere olan toplum ağaçtaki kuruyan bir dal gibidir, yeni ise, toplum ağacında taze filizlenen bir fidanın biri çürümekte diğeri ise yeni bir yaşama merhaba demektedir. Örneğin; 1917 Ekim Devrimi, 1949 Çin Devrimi ve diğer devrimler sanayi devrimini yapamayan ve hâkim üretim ilişkileri feodal olan ülkelerde gerçekleşti. Proleter devrimler, sanayi devrimiyle proleterlerin yoğunlaştığı ve örgütlendiği Batı Avrupa'da, özellikle de Almanya'da beklenirken, eşitsiz gelişim ve dünya konjonktürünün en zayıf halkası Çarlık Rusya'sında gerçekleşti.
Herkes Almanya'da devrim beklerken, neden Çarlık Rusya'sında erken bir devrim oldu? Kısa süren Kerenski döneminin ardından Bolşeviklerin siyasi iktidarı ele geçirmesi, 1919 ve 1920'lerde temel programın (NEP) devlet eliyle kapitalizmin geliştirmesi çok önemli ve tesadüfi değildi. Bu program altyapının ekonominin gerçeğini ortaya koymakta ve kapitalist üretim ilişkilerini proletarya iktidarıyla geliştirmenin çabasıydı.
Buharin ile Stalin’in arasındaki temel tartışma hızlı kolektivizasyon konusuydu. Buharin, devlet eliyle kapitalizm uygulamasının tedricen yavaş yavaş olmasını istiyordu, ama Stalin'in acelesi vardı ve tarımda hızlı kolektivizasyon 1927-28 yılında başlandı. Sanayi ve endüstrinin temeli böyle atıldı. Ekonominin yasaları kendi mecrasında gelişirken, siyasal irade yön vermek istese de su kendi yatağında akmaya devam ediyordu ve hiç kimsenin elinde sihirli değnek yoktu. Kısa bir süreçte tarımda hızlı kolektivizasyon oldu ve Rusya'da kapitalist üretim ilişkilerini geliştirdi.
Yaşanan acı sonuç sanayi devrimini gerçekleştirmiş ülke pratiklerinde proleter bir devrim örneği olmadığı için başta 1917 Ekim Devrimi, Çin ve diğer tüm devrimler sonuçları itibariyle, kapitalist üretim ilişkilerini geliştirmekle sonuçlandı ve eskiyi tasfiye etme görevini proletarya adına üstlenmiş oldular ve bürokraside yeni bir sınıf -Nomenklatura- orta sınıf ve devlet desteğinde yeni burjuvalarını yarattılar. 'Proletarya' adına olanlar da dış kapının mandalı gibi durdu.
Tevfik Özkorkmaz
Dipnot
[1] Karl Marks ve Fredrick Engels, Collected Works (New York; International Publishers, 1899) s. 24.

Hiç yorum yok: