Yonca

“On dönümlük adamsın, lakin içinde yonca bitmiyor.”
Son yıllar, özellikle de yaklaşık 36 yıl içinde en çok göze çarpan şey, toplumsal teslimiyet ve suskunluk.
Kürt özgürlük hareketinin yaklaşık aynı yıllardan bu yana bu suskunluğu ve teslimiyeti bozma çabasına; Gezi, çevre ve zayıf da olsa, işçi eylemleri ve protestolarına rağmen, toplumda teslimiyet ve suskunluk esas olarak devam ediyor.
Adım adım, yasal görünümlü, katı bir dikta rejimi inşa ettiler.
Toplum büyük bir açık hapishane döndü. Irkçı şoven duygu ve sahte “İslam” söylemleriyle en azgın sömürü düzenini meşrulaştı.
Mevcut iktidar ve lideri, kendi ailesel kaygıları nedeniyle, toplumu bir iç savaşa götürmekten hiçbir tereddüt duymuyor.
Toplum bir lider sultasıyla esir alındı.
Sahte “düşmanlar” yaratarak kendisini gizliyor! Kımıldayan yaprağa kurşun sıkan, gaz bombası atıp, vurup kıran ve yok etmeye çalışan tehlikeli bir zihniyet var.
Bu zihniyet sadece Türkiye'de değil, tüm bölge ve ülke halklarını uçuruma sürüklemekte.
Lider sultasının hareket halindeki canlı bombadan farkı kalmamıştır.
Teslimiyet ve suskunluğun önemli bir nedeni, toplumsal dinamiklerin dağınık ve örgütsüz oluşudur.
12 Eylül’de en büyük darbeyi yiyen sosyalist, demokrat ve devrimcilerdi. Âdeta üzüm gibi ezildiler, bu da yetmedi, liberal şarabını yaptılar!
Tek tek bireylerin kendilerini toplaması ve yeniden mücadeleye girmesi oldukça uzun bir zaman aldı. Tecrübe ve birikimi olanlar yaşlandı ve fiziksel aktiviteler azaldı.
Bu şekilde onuruyla bu düzene teslim olmayan binlerce insan var. Bu insanları yeniden örgütlü mücadeleye çekecek yeni örgütlenme biçimleri gerekli.
Bir emekli olarak kendime soruyorum: kitap okumak, yazmak ve etrafıma propaganda yapmak yetmiyor. Örgütlü bir mücadelenin neferi olmak gerekmiyor mu?
“On dönümlük adamsın lakin içinde yonca bitmiyor”
Erol Günaydın Diyet filminde köyden gelen ve sendikalaşmaya karşı çıkan Hasan'a böyle sesleniyor. Nereden nereye geldik?
Tevfik Özkorkmaz

Hiç yorum yok: