Unutulmuş Köylüler

“Birikmiş para, günahkârın sırtına binen yeni bir yüktür”
Soylular, toplumsal piramidi emir ve itaat hiyerarşisine göre kurdular. Köylülerse eşitlikçi bir görüşe sahipti. Dünyaya da her hane halkının statüye göre değil, ihtiyacına göre, imeceyle birbirini tamamlayan anlayışla yaklaşıyorlardı. Birisi insanları itaat üzerinden bir arada tutarken, köylüler karşılıklı sorumluluk üzerinden bir arada oluyorlardı.
Köylülük hayatta kalma odaklıydı. Soylu sınıf ne şekilde olursa olsun, mirası ve yağmayı Çar’ın hediyesi, toprağı özel mülk olarak gördü. Köylü, kesin olarak toprağı şahsi mülkü olarak görmedi ve 'Tanrının malı', ortak bir kaynak olarak gördü ve hep buna inandı.
Fransa köylüsünün mülkiyetçi tutumuna karşı toprağı 'Tanrının malı' olarak görmesi, Rusya kırsalının bakış açısını şekillendirdi. Kişisel mülkiyet yerine ihtiyaca dayalı halkın kullanım hakkını geliştirmişti. Bu anlayışını devam ettirmek içinde büyük fedakârlıklar da bulunmuştu. Toprakta verimliliği arttırmak için toplam arazinin üçte birini nadasa bırakarak, üçlü tarla ve parçalı tarım sistemi sayesinde ortaklaşmacı değerleri geliştirdi.
Köylüler köyünde; a) toprağın haneler arasında nasıl bölüşüleceğine, b) ekileceğine, c) hasat edileceğine, d) mera ve orman arazilerinin nasıl kullanılacağına ve paylaşılacağına birlikte karar vermeye başladılar.
IV. İvan ya da Korkunç İvan; 1530-1584. Yarım asırlık yaşamında kararlı, etkileyici, acımasız büyük hırsları olan ve intikam duygusu oldukça yüksek bir Rus lideriydi. Tatarlar üzerine yaptığı birçok sefer bunun kanıtıydı.
Düşmanları arasında korku salan, gözü kara, dengesiz olan IV. İvan kendine ihanet ettiği gerekçesiyle 1582'de oğlunu öldürür, aynı zamanda köylünün yeni bir bölgeye göçmesini yasaklar. 1604-1613 yılları köylü ayaklanmaları mutlakıyet yönetimini sarsar. Bu ayaklanmalar içinde en güçlüsü, soyluların uykusunu kaçıran ve korkutan "Bolotnikov" ayaklanmasıydı.
Ayaklanma dâhilinde fakirler, zenginlerin mülklerine zorla el konulması temelinde bir araya geldiler. Hareket Moskova önlerinde güçlükle önlenebildi. Yönetimin sert tepkisiyle karşılaştı. Aynı dönemde köylünün hakları daha da kısıtlandı.
II. Katerina soylu sınıfa büyük yetkiler verdi. Bu yetki, serflerin canını almadan, kırbaçlama, angarya cezasına çarptırma, onları tek tek alıp satma konusunda serbestiyet tanıyordu. İmparatorluğa ödenen vergi için toprak sahibinin serveti, geliriyle veya arazisinin büyüklüğü değil, ne kadar serf ve 'canın' varlığıyla, sayısıyla ölçülüyordu.
Batıda sanayi devriminin başladığı bir dönemde, Rusya'nın toplumsal hayatını ekonomik olarak kolektif, geleneksel görünüşlü bir sisteme -obşçina, yani köy toprak komününe dayanan kırsal kesim belirliyordu. Mir sistemi çok daha eskiydi. Köylülerin zihninde, ister ortaklaşmacı, ister miraslık olsun, kullanım hakkını gözeten topluluklara denirdi. Hane reisleri temelinde bir araya gelmiş bir bütünlüktü. Her yaştan köylü erkek ve evlenmemiş kızları baba evinde oturur ve elde edilen gelirleri en yaşlı dedeleri tarafından herkesin ihtiyacına göre ve her yetişkine para ayrılır, bu para ortak sandıkta toplanırdı. Buna “hane halkı kollektivizmi” deniyordu.
Bundan daha çarpıcı olanda köylü toprağı kollektivist tarzda bölüşmesi, paylaşmasıydı. Köyler toprak paylarını hep birlikte ve her hanenin "boğaz" veya "çalışan" sayısına göre yeniden bölüşüyordu. Daha büyük köylerde ise seçilen temsilcilerin oluşturduğu "skhod" meclisi bu görevleri üstleniyordu.
Rus köylüsünün ahlakî öğretisine göre, miras kalan toprağı özel mülkiyet olarak sahiplenmek son derecede yanlıştı. Hele hele toprağın sermaye haline gelmesi, aç gözlü bir şekilde kazanç elde edilmesi, prestij ve güç kaynağı olarak kullanılması büyük günahtı.
Köylüler topraktan servet elde edenlere ve onu alıp satanlara düşman gözüyle bakar, mütevazı, haddinden fazla servet ahlakî bir "leke" ve Hristiyanlığa yakışmayan bir açgözlülük olarak görürdü. Burada ailesinin ihtiyacı olduğu halde yetersiz bir toprağa sahip olurken, hak etmeyen ve muhtaç olmayanlar, daha çok toprağa sahip olmaları da daha farklı bir çelişkiydi.
Görünen Rus köylüsü katıksız eşitlikçiydi. Kendi çıkarları için paraya ve mala sarılanlar "sapkın", hatta topluma zararlı sayılırdı. Köylülerin inandığı Tanrı, kulları için istediği sürece, özgürlük koşullarında herkes eşit olacaktı. Paylaşımın belirleyici olduğu kolektivist bir toplumsal düzende geçimlerini rahatça sağlayacağına olan inançları oldukça güçlüydü.
Kör talih, başına devlet "talih" kuşu konan herhangi bir köylü, ister beklemedik bir para, ister mutlu bir olay, ister hak edilmiş bir mülk kazanmış olsun, bütün köyü, köy meyhanesinde bol bol votka içmeye ve servetine ortak olmaya çağırırdı. Bu çok ilginç hadiseyi günümüz açısından baktığımızda oldukça düşündürücü ve öğreticidir. Burada çok net görülen köylülerin her koşulda fazladan bir servet birikimi yapmaması ve bunu inançları itibariyle günlük yaşamın bir parçası saymasıdır.
Kişinin kazandığı serveti topluluğun bütünüyle paylaşmaması, uygunsuz bir davranış olarak görülür ve kınanırdı. Paylaşımcı kültürün altında muhtaç da olsa köyün maddi cömertlik ruhuna her şart altında güvenilmesini öngören bir inanç yatıyordu. Ticari yaşamlarında sağlam ve sıkı pazarlığa kimsenin itirazı olmazdı. Pinti ve istifçiler hiç saygı görmezdi. Bu köylüler, hayatlarında sanki hiç para görmemiş, parayı hiç tanımamış gibiydiler.
Aslında çok basit: fazla para biriktirme alışkanlığı yoktu. köylüler ellerine geçen parayı da anında içkiye yatırmakta ve para biriktirmenin "günah" olduğuna inanmakta, birikmiş parayı günahkârın sırtına binen yeni bir yük olarak görmekteydiler. Birikmiş sermaye ve parayı topraktan daha tehlikeli kabul ediyorlardı.
Köylüler, sadece adil olmayan bir toplum ve doğal afetlerin yarattığı etkilerde değil, aynı zamanda dostlarıyla arasındaki karşılıklı yardım ve basit paylaşıma dayanan kollektif önlemlere dehşetle ihtiyaç duyuyorlardı. Böylesi bir kollektivizm, sadece geleneksel ideallerin, kültürün değil, aynı zamanda acımasız koşulların bir ürünüydü. Ayrıca bu köylünün, bel bağlanan, efsaneye göre köylünün gerçek dostu olan büyük ve güçlü Çar’ı, “fedakâr baba”sı vardı. Yıllarca bu inanca göre eğitildiler ve buna inandılar.
Yaşlılara saygı kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Rus köylüsü fazlasıyla muhafazakârdı. Yeni bir şey yapmaya ve fazla risk almaya yatkın değildi. Çözemediği sorunları hane halkına veya obşina kollektifine getirir ve oranın iradesine sığınırdı. Bu anlamda 1861 yılına kadar obşina dış dünyaya karşı serfin-köylünün kalesiydi.
Rusya'nın kara toprakları, az da olsa bozkırlarda hayatı dengede tutardı. Kurumsal gücü skhod’du. Bu meclis yereldeki uyuşmazlıkları çözer, vergi toplar, orduya asker temin eder, gerektiğinde ailesel sorunların çözülmesine yardım ederdi. Başta gelen ekonomik işlevi de muhtaç duruma düşen köylülerin bakımını üstlenmek, köy topraklarını yeniden bölüştürmek, ortalama genel maddî eşitliği sağlamaktı.
Tevfik Özkorkmaz
Kaynak: Devrimci Halk Hareketleri Tarihi: 1905-1917'ye Rus Devrimleri, Murray Bookchin, Dipnot Yayınları, 2013.

Hiç yorum yok: