Ortadoğu Ateş Çemberinde-II

Türkiye'nin Musul çıkarması dünyada geniş yankı buldu. Kuzey Irak Kürt yönetimi “memnunuz” derken, Bağdat’tan tepki gelince, “tarafsızız” demeye başladı. Barzani, kendi çıkarlarını koruma kaygısının ağır bastığını böylece bir kez daha gösteriyordu.
Suudi Arabistan 8 bin gönüllü askerle Türk ordusuna katılacağını ve Musul çıkarmasının başarılı geçtiğini açıklandı. Musul’a 12 km uzaklıktaki Başika Kampı’nda, iddiaya göre, Şii ve Sünni Türkmenleri eğitip donatacak ve Tel-Afer Operasyonu’nda mücadele ederek, IŞİD'in işgaline son verilecekti.
Suriye İç Savaşı, Suriye Krizi, Suriye Baas Partisi'ne bağlı askerler ve bunları destekleyen milis güçleriyle, Esad'ı iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında başlamıştı. Sonrasında IŞİD, El-Nusra, PYD, Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani gruplar da katıldı. Son dönemde ise Rusya, İran, ABD ve Türkiye'nin dâhil olmasıyla çatışmalar 15 Mart 2011'den günümüze kadar geldi. Ve coğrafyada gencecik fidanlar birer birer yok oldu, Suriye İç Savaşı sebebiyle dolaylı ya da dolaysız olarak hayatını kaybeden toplam insan sayısı, Şubat 2016 itibariyle, 470.000 olarak açıklandı.
Şubat'tan bu yana altı aylık sürede bu rakamın çok daha fazla artmış olması muhtemeldir. Suriye iç savaşını 2012 yılında Robert Haddick “Suriye’deki iç savaş, Amerika ve Sünni müttefiklerinin tam da bunu yapması için bir fırsat sağlamaktadır. Amerika için, Suriyeli isyancıları desteklemek klasik bir asimetrik savaş[*] harekâtı, temel bir Özel Kuvvet görevi teşkil edecektir.”[1] demektedir.
Ortadoğu ateş çemberinin nasıl bir bataklık olduğu, bu coğrafyada yaşayan insanların ve halkların hiç ama hiçbir öneminin bulunmadığı görülüyor bu ifadede. Bu satırları okurken gerçekten ürpermemek elde değil. Robert Haddick, tam da yukarı da anlatmaya çalıştığımız, görünürdeki Sünni-Şii saflaşmasını bakınız nasıl yönlendiriyor: “Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki çeşitli Şii milis kuvvetleri ve İran’ın şu anda Suriye’deki Esed yanlısı milislere sağladığı eğitim ve destek, İran’ın bu tür savaştaki tecrübesini ortaya koymaktadır. Eğer devam eden güvenlik rekabetinde İran’a yetişeceklerse, Sünni ülkelerin kendi asimetrik savaş becerilerini pekiştirmeleri son derece çıkarlarına olur.”[2]
Richard Haass’ın bugünkü Ortadoğu’yu anlatırken dile getirdiği birinci önemli açıklama şu: “Çatışmalar, ülkelerin içinde ve devletler arasında cereyan ediyor; iç savaşlar ve vekâlet usulü[**] yürütülen savaşları birbirinden ayırt edebilmek imkânsızlaşıyor. Hükümetler, kontrolü sık sık, daha çok sınırlarının içinde ya da ötesinde hareket eden küçük gruplara, milislere ve benzerleri unsurlara terk ediyorlar.”[3]
Richard Haass’ın[***] bugünkü Ortadoğu'yu anlatırken, dile getirdiği ikinci önemli açıklama şöyle: “Bölgenin gidiş yönü kaygı verici: zayıf devletler topraklarına hâkim olamıyor; az sayıdaki güçlü devletler üstünlük mücadelesinde; milisler ve terörist gruplar daha büyük etki elde ediyorlar; ve sınırlar siliniyor.”[4]
Asimetrik Savaş ortamının çıkmasına hiç şüphe yok ki, çeşitli bölgesel anlaşmazlıklar, küresel gelişmeler, etnik gruplar, dinler ve mezheplerarası anlaşmazlıklar kaynaklık etmekte. Emperyalist devletlerin bu çelişkilerden faydalandığı, yeni savaş teknolojisi ve stratejilerinin fiilen uygulandığı alanlar olmasına bir de her ülkenin kendine özgü sorunları eklenince çok karmaşık bir durum ortaya çıkmakta.
Rojava, Suriye'nin kuzeydoğu kesiminde Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Arami, Türkmen ve Çerkeslerin olduğu bir bölgedir. Beşar Esad rejiminin Kürt bölgesinden çekilmesi sonrası Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (KNC) ile uzlaştılar. PYD ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi arasındaki uzlaşmayla 12 Temmuz 2012 tarihinde Erbil'de Kürt Yüksek Komitesi'nin kuruluşu ilân edildi. Aynı yıl Kürt Yüksek Komitesi'nin yönetiminde Suriye'deki Kürt alanlarını yönetmek için PYD ve KNC'nin katılımıyla Halk Koruma Birlikleri kuruldu. Ardından 19 Temmuz 2012'de Serêkaniyê'yi, ertesi gün Afrin ve Derik'i ele geçirmesiyle devrim ilân edildi.
Asimetrik savaşların ve vekâlet savaşlarının aynı döneme rastlaması tesadüf değildi. Tam da bu koşullarda Rojava; Ortadoğu ateş çemberi ve kirli savaş bataklığında açan bir gül gibiydi. Âdeta susuz çölde bir vahaydı. Neoliberal kapitalist sistemin bağrında yeni toplum nüvelerinin yeşermekte olduğunun habercisi ve payandasıydı.
Bu gelişme, hem Ortadoğu coğrafyası hem de tüm dünya halklarına yeni bir umut ışığı olmuştu. Emperyalistlerin hedeflerden biri de zaten bu gelişmeyi büyümeden boğmaya çalışmaktır. Bölge ülkelerinin direk kendilerini etkileyecek bir gelişmeyi kolay kabul etmeyeceği ortada. Yine ortada olan bir şey varsa, Irak'ta Federal Kürdistan Hükümeti’nin bağımsızlık ilânı hazırlığına şimdilik sessiz kalınıyor olmasıdır.
Özel olarak “Kürdistan” üzerinde çeşitli hesaplar ve oyunlar olduğu görülüyor. Varolan bir gerçekse, bölgedeki Kürt realitesini herkesin gördüğü ve giderek kabul edeceği bir duruma gelinmesidir.
Ulus-devlet kalıbını aşan, din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için; demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için; kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için; orada yaşayan farklı halklar ve inançların savunma, özsavunma hakkı, inançlara özgürlük ve saygı için; demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler, Asuri ve Arami, Türkmen ve Çerkesler olarak bu sözleşme kabul edildi.
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, Tahran yönetiminin 'büyük şeytan' ABD ile Afganistan ve Irak'ta işbirliği yaptıklarını itiraf etti.[5] Daha önce eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın 'Biz, ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgal etmelerine yardımcı olduk. Ama Bush bize nankörlük etti' açıklamaları gündeme bomba gibi düşmüştü.
İran ABD ile her zaman işbirliği yaptı. 1997-2005 yılında Cumhurbaşkanı olan Muhammed Hatemi de buna benzer itiraflarda bulunmuştu. “Taliban İran'ı her zaman düşman olarak gördü. Bizim İslam anlayışımızı reddetti. Taliban'ın sınırlarımıza yakın olması bizim açımızdan ciddi bir tehditti. Taliban hem bizim düşmanımızdı hem de ABD'nin düşmanıydı. ABD'nin Taliban'ı devirmesi İran'ın işine geliyordu. Biz de elimizden gelen tüm gayreti gösterdik ve Taliban devrildi.”[6] Hameney: “Suriye'de ABD ile işbirliği yapmayacaklarını” söyledi.[7]
İran, Birleşmiş Milletler’de imzaladığı anlaşmadan sonra nükleer programında küçülmeye gitti. Daha sonra Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu İran'ın nükleer enerji kapsamında gerekli şartları yerine getirdiğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra başta ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler kademeli olarak İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıkladı. Yaptırımların kaldırılmasını İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “İran için yeni bir sayfa” şeklinde yorumladı.
Görüldüğü gibi “büyük şeytan” diyerek bölgede en kararlı duruşu sergileyen İran, yine bölgesel çıkarları gereği yeri geldi mi dolaylı ve/ya direkt ittifaklar kurabilmekte. Bu gelişmeden sonra ABD, Suriye politikalarında İran olgusunu daha ciddi almaya başlayarak, Beşar Esed'in yıkılmasından çok, bölgede son iki yıldır çok aktif hale gelen IŞİD'e karşı cephenin hem bölge hem de uluslararası alanda kurulması yönünde değişikliğe gitti.
Tevfik Özkorkmaz
08. 09. 2016
Dipnotlar
[*] Asimetrik Savaş: Güçsüz olan askerî birliklerin daha güçlü olan askerî birliklere karşı yürüttüğü, gayrinizamî harp unsurlarını da barındıran savaş yöntemidir.
[**] Vekâlet Savaşı: Egemen güçlerin kendi askerlerini kullanmaktan ziyade, müttefik ülkeleri, ülke içindeki grupları ve yandaşlarını cepheye sürmek suretiyle gerçekleştirdikleri savaştır.
[***] Amerikalı diplomat Richard Haass'ın Foreign Policy Begins at Home kitabı.
[1] Hürriyet, Robert Haddick, Small Wars Journal’ın idari editörüdür. 06. 12. 2015
[2] Hürriyet. 06. 12. 2015. Yakın Doğu Haber- Foreign Policy dergisinde Robert Haddick imzasıyla yayımlanan bu yazıda Amerika’nın Suriye’deki iç savaşı bölgeyi İran’a karşı hazırlamak için nasıl kullanabileceğinin yolları gösteriliyor. 15-08-2012
[3] Cengiz Çandar, Radikal gazetesi, 23.07.2014
[4] Cengiz Çandar, Radikal gazetesi, 23.07.2014
[5] Tevhidi Gündem / 30 Haziran 2016
[6] Tevhidi Gündem / 30 Haziran 2016
[7] Sol. Tüm haberler / 03.06.2016.

Hiç yorum yok: