Nehir Yatağı

Emek örgütleri denince hemen DSİK ve KESK anlaşılıyor, Türk-İş’in adı dahi geçmiyor.
Bunun nedeni muhtemelen Türk-İş’in iktidar yanlısı tutumları. Bu görüşe göre de iktidara karşı olmak, yandaş olmak emek örgütü olmayı belirler. Çok mekanik bir yaklaşım bu.
Sonuçta emek örgütü denince ilk akla sendika gelir. Sendikaların işlevi ise işçi sınıfının ekonomik, demokratik, siyasal, sosyal haklarının mücadelesini vermektir. Kiminle, elbet işçilerle birlikte.
Lafı uzatmadan KESK, DİSK gibi konfederasyonlar Türk-İş ve diğer sendikalar emek örgütleridir, işçi sınıfının sendikal örgütleridir.
Başlarında sendika bürokratlarının olması, işçi sınıfının temel sorunlarını atlasalar da bu gerçek. Yoksa şimdi yapılmak istendiği gibi, sendikaların varlığı anlamsızlaştırılır.
Sendikal örgütlerin altı boştur, örgütlenme ve sendikal bilinçli işçi sayısı azdır. Sendikalı işçi sayısı abartılıdır. Diyelim belirtilen rakamlar doğrudur, üye olan işçi sendikadan beklenti içindedir, hak alma, ekonomik durumunu düzeltme amacını güder.
Örgütlü değil, sadece üyedir ve sendikasına güvenmemektedir. Bugün sendikaların bürokrat yöneticileri farklı biçimlerde de olsa işçi sınıfının mücadelesinin önüne set çekmişlerdir.
Var olanı saptamak yetmiyor, işyerlerinde sendikal bilincin yükseltilmesi, sınıf bilincinin yükseltilmesi zorunlu.
“Biz sosyalizm istiyoruz” lafı Tuzla’daki işçiyi güldürmüyorsa da onun bu lafı ciddiye alması pek mümkün değil. O işçinin sorunu geçinememektir, iş güvencesidir, iş guvenliğidir.
Sendikası arkasında durmayan metal işçisi, bugün umutsuzluğa düşse de, verdiği mücadele işçi sınıfının hanesine deneyim olarak geçer.
Umutsuzluk egemen olsa da işçilerin arasında asıl olan, onların yürümeye, mücadeleye başladıklarında hangi nehir yatağına sürüklenecekleridir.
Hayrettin Çönge

Hiç yorum yok: