“Feto"cuysa Vurun Kahpeye

Yeter Artık Cadı Avı Bitsin!
Özgürlük sana yapıldığı zaman değil, başkasına yapılan haksızlığa karşı çıktığında özgürlüktür.
Kendi arkadaşına, akrabana haksızlık yapıldığı zaman sesin gür çıkıyorsa, aynı şartları yaşayan ve sesi duyulmayan sessizlerin çığlığı olabiliyorsan, varsın ve özgürsün.
Bu, mazlum ve insan olmanın vazgeçilmez gereğidir. Devlet ve sivil toplum hem de tek tek bireyler, bu çifte standartçı, düşmanca anlayıştan kurtulmalı. Sürekli başka düşmanlar yaratarak kendimizi yaşatmaya çalışmakla böyle bir anlayışın sonu olmadığı gibi topyekûn bu illetten kurtulma şansını da elimizden kaçırmış oluruz.
15 Temmuz'dan beri artarak devam eden Fethullah Gülen şahsındaki linç harekâtı durmalı. Yüzbinleri bulan mağduriyetler "feto"cu diyerek yapılamaz, yargılanamaz. Bu harekât siyasi ve keyfidir, insan haklarına aykırıdır. Ayrıca suçun şahsiliği ilkesinin uygulanması gerekir. Çünkü bu ilke herkes için gereklidir. CB. Erdoğan'ın bu ilkeye çok ihtiyacı olacaktır. İster cumhurbaşkanı ol istersen başbakan, ister 657'lik bir devlet memuru, istersen fabrikada bir işçi, çarşıda esnaf, okulda öğrenci, tarlada köylü, akademide hoca, tiyatroda sanatçı, gazetede gazeteci, fikrinden dolayı hiç kimse suçlanamaz ve yargılanamaz.
Bir partiye, derneğe, herhangi bir sivil toplum kuruluşuna ve cemaate üye oldukları ve fikirlerini propaganda yoluyla yaymaktan dolayı hiç kimse suçlu sayılamaz ve yargılanamaz. Herhangi bir parti ve örgüte yataklık yapmaktan dolayı hiç kimse suçlanamaz ve yargılanamaz.[*] Herhangi bir parti ve/ya örgüte para yardımı veya servetini bağışlaması suç değildir ve yargılanamaz. Sadece devletin uygun gördüğü kurumlara bağış yapmak zorunluluğu olmadığı gibi, diğer kurum ve bireylere de yapılan ayni ve nakdi yardımlar suç sayılamaz ve aynı zamanda yargılanamaz.
Bu yukarda saydıklarımız demokratik bir toplumun vazgeçilemez yaşamsal insan haklarıdır. Bu nedenle de kimsenin lütfuna bağlı değildir. Bizler bu toplumun bireyleri olarak kendi haklarımıza sahip çıkmazsak, gelecek nesiller karşısında suçlu duruma düşeriz.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi basına açıklama yapıyor ve “kişisel olarak tanıdığımız meslektaşlarımızın FETÖ ya da herhangi bir terör örgütüyle hiçbir ilişkisinin olmadığını biliyoruz.” diyor.[**]
Bu açıklamayı okuduğumda gerçekten ürperdim. Böyle bir özgürlük anlayışını saygı değer hocalarımız nasıl savundular? Bu açıklama, “feto’cu diğer terör örgütleriyle bağlantılı olanlara ne isterseniz yapın” anlamına gelir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım “düşman”lık temelindeki çifte standart tam da buydu. Sözde “düşman” da olsa onun da hakları olduğunun ve bu hakların yok sayılmasının bir insan hakları ihlali olduğunun altı çizilmelidir. Gücün şatafatın ve keyfi siyasetin körlüğüyle bu ihlalleri yapmak suçtur. Bu konuda ısrar suça daha fazla ortak olmak demektir. Yaptığınız insan hakkı ihlalidir, hatadır ve acilen bu hatadan dönülmesi gerekir.
Özgürlük gerçek manasıyla ne siyasal ne de sınıfsaldır tüm canlılar için geçerlidir. “Sağcılar asılsın solcular asılmasın” diyebilir miyiz, diyemeyiz ve/ya “solcular asılsın sağcılar asılmasın” diyebilir miyiz, diyemeyiz. Sonuçta “kimse asılmasın” diyerek idam cezası kaldırıldı.
Ne kadar da canımız yansa da demokratik hukuk devletinde bu kültürü içselleştirip yaşam tarzına dönüştürmeliyiz. Nasıl vatandaşlık doğal bir haksa "feto’cu terörist" diyerek tamamen konjonktüre bağlı siyasi, keyfi, kin ve nefrete dayanarak, düşmanlık temelinde “bu ‘hainler’ vatandaşlıktan çıkarılsın” demek yanlışsa, yarın da aynı yanlışı bir başkası diğerine yapacaktır. Bu kısır döngüyü kırmak için yaşanan acı tecrübelerden dersler çıkararak, toplumsal uzlaşmayı sağlamak ve kamuoyunu rahatlatmak gerekir.
Bu sahte özgürlük anlayışı ve tuzağından kurtulmak, toplum ve bireylerinin korkmadan, ürkmeden duygu ve düşüncelerini söylediği ortamları yaratmak gerek. Gelecek kuşağımızı daha sağlıklı eğitme ve yetiştirme şansını yitirmemek adına bunu istemek de hakkımızdır!
Kesin bir ifadeyle; 15 Temmuz’dan dolayı “feto”cu diyerek hiç kimseyi yargılayamazsınız ve onların haklarını gasp edemezsiniz. On binleri bulan insanların haklarını savunmak, gerçek özgürlük burada başlar. Egemen ideolojinin “feto’cu terörist” söylemiyle sürdürdüğü tuzağı aşamayanlar, cadı avına da güçlü bir şekilde karşı çıkamaz!
Bu tarz bir özgürlük anlayışı en çok da iktidarın işine yaramakta ve ona milyonlara varan toplumun farklı dinamiklerini sindirme, ezme ve yok etme noktasında “haklı” bir zemin sunmaktadır.
Suç varsa mutlaka ceza da vardır. Burada temel sorun “suç” ortamını yaratan sorunların çözümüdür. Eğer bu sorunlar çözülmüyor, tam tersine artarak devam ediyorsa, cezalarla bir yere varılamaz.
Tevfik Özkorkmaz
05.09.2016
Dipnotlar
[*] Bir zamanlar mahkemede yargılanan bir Kürt vatandaşımız, savcının 'terörist'lere yataklık yapma suçuna istinaden hazırladığı fezlekesini okurken vatandaşımız savcının sorduğu soruya “yatak verdim, bunun da suçu mu olurmuş” diyerek tavrını ortaya koyar.
[**] Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 03.09.2016 tarihli Basın açıklaması.

Hiç yorum yok: