Darbe ve Ordu Konusunda İki Farklı Değerlendirme

“Ey dünya, sen bize neyi soruyorsunuz. Şahsımı almaya ya da vurmaya gelenler günlerce Marmaris’in ormanlarında gizlendiler. Bizim jandarmamız onları vurmadı. Vurabilirdi. Yakaladı.” Günlerce ormanda gizlendiler! Bu, Erdoğan’ın adli yıl açılışındaki konuşmasında bu 'sözde darbeyi' nasıl önceden bildiğinin ve kışkırttığının kendi ağzıyla itirafıdır.
Darbecilerin almaya ve vurmaya geldiğini, günlerce ormanda gizlendiklerini bilen Erdoğan, demek her şeyi bilmekte. Bu konuşmasıyla “sözde Darbe' şüpheleri iyice pekişmektedir. Neyse konumuz darbeyi tartışmak değil. Fakat her her vesileyle darbeyi değerlendirme durumunda kalıyoruz, bu da kaçınılmaz.
Bu 'sözde darbe' devrimcilerin farklı değerlendirmeler yapmasına farklı pencereden bakarak soru ve sorgulamalar yaparak yaşanan süreci kavramaya ve/ya analiz yapmasına vesile olmuştur. Burada fikirlerine değer verdiğim mücadele arkadaşım sevgili Atilla'nın hem darbe günü hem de orduyla ilgili değerlendirme ve sorularına farklı açılardan cevap vermeye çalışacağım. Her iki yazıyı dikkatle okumaya çalıştım eğer algılama eksikliği olursa Aytemur'un hoşgörüsüne sığınıyorum.
“Lafı uzatmayayım, kimsenin ölmediği direniş caddesinde selamlaşabileceğim, iki çift laflayacağım kimseye rastlamadan, sabah beş civarında, yine uzaklardan gelen uçak, helikopter, ambülans sirenleri ve silah sesleri arasında eve doğru yola koyuldum. İnsanlar meydana akmaya devam ediyordu. Müthiş bir organizasyonla harekete geçmiş filan değillerdi. AKP ilçe örgütü yöneticisi ve üyeleri ile belediye mensupları yavaş yavaş duruma nüfuz etmeye ve yönlendirmeye çalışıyorlardı.”[1]
Darbe gecesi ev halkının da karşı çıkmasına rağmen gece yarısı 00.30'da evden çıkarak o geceyi tanıklık etmesi ve bir fiil yaşamaya çalışmasını saygıyla karşılıyorum. Tam da burada aklıma gelen, neden bu saate kadar beklediğini maalesef yazmamış olduğu için subjektif bir yorumda bulunmak istemiyorum. Kendi adıma söyleyeyim: darbenin gerçek bir darbe olduğuna inansaydım, kime karşı yapıldığına bakmadan, anında dışarı çıkar ve tank paletlerinin altında ezilsem ve tek başıma olsam da karşı çıkardım!
Atilla'nın söylediği gibi, saatlerce bir tane tanıdık yüz görememesi ne karanlıktan ne de geç saatlerden dolayı kaçırmış olmasından değil, benim gibi düşünen genel sol tandanslı insanların darbenin gerçek bir darbe olduğuna inanmamasındandır. Evet bu darbeyle AKP ve Erdoğan’dan kurtulmak isteyenler de olabilir ama bir tek tanıdık yüz görmemesini AKP karşıtlığıyla izah etmenin doğru olmadığı kanısındayım. Atilla'nın algılaması ve bakışı kendisinin hangi gözle baktığı ve yorumlayışıyla ilgili olduğu için yanlışlığına ve/ya doğruluğuna bakmadan saygı duyarım. Zira tam da aynı olayı farklı açılardan algıladığım ve yorumladığım için ikimizin de göremediğini farklı açılardan görmeyi ve kavramayı sağlar kanısındayım.
İkinci yazıda orduyla bağlantılı olması aynı bakışın bir devamı olarak karşımıza çıkmakta haklı olarak bu temelde sorular sorup sorgulamalar yapmakta ve farklı değerlendirmeler tartışmaya değer katmakta.
“Değişimi, Fethullahçı 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı ‘bulunmaz bir siyasal iklim ve fırsatta, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin kendi siyasal gündemleri yönünde, gerçekleştirdikleri hakiki sivil darbenin somut tezahürü’ olarak değerlendirenlerin varlığı, olayları kavrama kapasitem hakkında beni şüpheye düşürüyor.”[2]
Neden şüpheye düşüyor, çünkü karşılıklı iki eski ortağın darbeleşme kavgasını izlediğimiz için nasıl bir sivil darbe olur, akla pek uygun gelmiyor! Atilla'nın kavrama kapasitesine göre şüpheye düşüyor olması, darbe gecesi ve darbenin Erdoğan’a ve AKP'ye yapıldığı kanaatinden dolayı farklı algılayan ve yorumlayanı şüpheye düşürmesi, bir açıdan pozitif diğer açıdan da negatif olduğu için anlamlı ve irdelenmesi gerekir. Zira aynı geceyi binlerce insan bu ikilemi bir şekilde yaşamıştır. O geceyi yaşayan ve evlerinde izleyen çok sayıda devrimci, demokrat insanın kafasında bu ve buna benzer soru işaretlerinin uçuştuğu ve fırtınalar koptuğu, çelişkiye düştüğü söylenebilir. Bu nedenle bu tartışmanın sadece Atilla’yla sınırlı olmadığının altını çizmek isterim.
Atilla'nın da kafasında böyle darbe olur mu sorusu var, hatta bu soru nedeniyle evde beklediğini, beklediğimizi düşünüyorum. Ne de olsa darbeler görmüş geçirmiş bir kuşağın insanlarıyız, hani bir söz vardır: “ben insanın gözünden anlarım.” Evet bizler de bir darbe nasıl olur, başarısız darbe girişimi nasıl olur, anlarız. Darbeyle ilgili değerlendirmem anı anına kendi Facebook sayfamda var.
“Darbeden sonra OHAL ilan eden hükümet, ilk iş olarak bir ‘kanun hükmünde kararname’ (KHK) ile TSK’nın komuta ve kuvvet yapılanmasında değişiklik yaptı. Ağırlığını okulların teşkil ettiği askeri kurumların çoğu siyasi iradenin kontrolü altında alındı.
Askeriye alanında yapılan Cumhuriyet döneminin bu en kapsamlı değişimi karşısında, yıllardır orduda reform isteyen soldan, özellikle de sosyalist soldan kayda değer bir ses çıkmadı. Bu sessizlik, görmezden gelme ve/ya geçiştirme halinin bir nedeni ve anlamı olmalı diye düşünüyorum.”[3]
Bu sözde darbe girişimini teşvik eden ve planlayıp uygulayanların bizzat Erdoğan olduğunu görememek, darbenin kimin işine yaradığına bakmayı da imkânsızlaştırıyor. Örneğin; “Çünkü askerî darbe girişimleri, askerî darbe döneminin zihniyeti ve kanunları ile ortadan kaldırılamaz, aksine askerî darbe dönemlerinin zihniyeti daha da pekiştirilir.” diyen 2.346 akademisyenin görevine son verildi.
Yüzbinleri bulan soruşturma ve işten atmalar, 12 Eylül döneminde bile yapılmamıştı. 12 yıl birlikte olduğu atanan her devlet memurundan bizzat haberdar olan Erdoğan, değerli ortağı Fethullah Gülen hocanın ne yaptığını başbakanlık döneminde bilmiyor muydu?
Demokratikleşmenin olmadığı ortamda hangi reformlar olmuştur? Ve/ya demokratik hakların tamamen bitirildiği bu koşullarda Erdoğan mı orduda reform yapacak?
“Aldatıldık” demek, neyi ve hangi gerçeği çözer ve hangi olayın açıklanmasına yarar? Bu soruların cevabı yok. Ama darbeden sonra “OHAL ve KHK'lerin Osmanlı ve devamı olan Cumhuriyet ordusunu reforma tabii tutmasına neden sessiz kalınıyor?”[4] diyerek, sosyalist ve devrimcilere yüklenmeyi de doğru bulmuyorum.
“Bilindiği gibi sol, özellikle de sosyalistler, hemen her zaman, demokratik bir siyasal rejimde ordunun rolünün tamamen yurt savunmasıyla sınırlanmasını ve iç güvenlikten elini çekmesini istemiştir.”[5] Değerli arkadaşım ülkemizde, senin de belirttiğin gibi, demokratik bir siyasal rejim mi var? Varsa biz neden göremiyoruz? Evet dediğin gibi, demokratik bir rejim olsaydı, senin görüşlerinin altına imzamı koyardım, ama maalesef yok. Bu ülkenin korkak burjuvaları, kendi demokratik rejimini savunmaktan bile acizken bu görevi de yine sosyalistlerin ve Kürt devrimcilerinin yapıyor olması bir tesadüf müdür?
“Ayrıca, TBMM genel kurul ve komisyon çalışmalarında bu partinin temsilcilerinin sözü edilen konulardaki eleştirileriyle epey etkili oldukları da biliniyor. Ancak, TSK’nın Cumhuriyet tarihi boyunca maruz kaldığı en geniş çaplı değişikliğin son darbe girişiminin hemen ardından yapılmasına rağmen, HDP’nin eşbaşkanlarının, Meclis grup başkan vekillerinin ve parti basın sözcülerinin kayda değer bir yorum yapmaması ister istemez dikkat çekti.”[6]
Atilla, “HDP, ÖDP ve Yeşiller Partisi’nin darbe sonrası bu kadar kapsamlı reformların olduğu anda neden suskunlar?” diyor. Basit bir yaklaşıma sırtını yaslayan Atilla, liberal değerlendirmelerle beyinleri âdeta mevcut Erdoğan diktasına mahkûm etmeye çalışıyor. Tüm medya alanları, tek bir adamın düşüncesini savunmakla ve/ya karşı çıkanları etkisiz ve bozmaya çalışmakta. Sözde demokrasi görünümlü bu kadar etki ve güce sahip hangi devlet ve devlet adamı vardı? Atilla bu gerçeğe gözlerini kapatıyor.
-Devam Edecek-
Tevfik Özkorkmaz
04.08.2016
Dipnotlar
[1] Atilla Aytemur, “Sol TSK’daki Değişikliğe Nereden Bakıyor?”, Serbestiyet, 31.08.2016.
[2] A.g.m.
[3] A.g.m.
[4] A.g.m.
[5] A.g.m.
[6] A.g.m.

Hiç yorum yok: