Bir Asırlık Tecrübe -V

Bolşevikler devrimden sonra milliyetler sorununa üç farklı biçimde yaklaştılar: Birincisi; Polonya, Finlandiya, Estonya, Litvanya, Letonya gibi eskiden Çarlığa katılan ülkelerin bağımsızlıkları hemen tanındı. İkincisi; Ukrayna ve Belarus gibi uzun yıllar Çarlık idaresi altında olan topraklarda Sovyet yönetimi kuruldu ve federasyona katıldılar. Üçüncüsü; Doğudaki Müslüman halklarda ise milliyetler sorunu, sömürge sorunuydu. Çok sayıda farklı halkların varlığı sorunu daha da karmaşık hale getiriyordu. Bakû, Grozni gibi merkezler dışında proletaryadan söz edilemiyordu.
Doğunun Müslüman halklarını bir araya getiren temel neden "Rus şovenizmi"dir. Doğu halklarının Sovyetlere katılması Türkistan, Tataristan ve Kafkaslar’da değişik süreçlerle gerçekleşti. Bu kısa süreç yazının dipnotunda var. Değişimin ilk işareti Mart 1921'de Stalin'in X. Parti Kongresi'ne sunduğu "Ulusal Sorun Konusunda Partinin İvedi Görevleri" başlıklı raporda görüldü.
Stalin raporda, yerli komünistlerin saflarında görülen ve Doğuda kendini panislamizm, turancılık gibi akımlarla deyimleyen yerel millliyetçilik sapmasına karşı Kongre'yi uyarır ve, “Bolşevikler'in milletlerin kendi kaderini tayin hakkı politikası kendi evrimini tamamlamıştı: burjuva toplumundaki ayrılma hakkından, milletlerarasında eşitlik tanımaya ve birçok milletten oluşan bir sosyalist toplumda bir milletin başka bir millet tarafından sömürülüşüne son vermeye varan bir evrimdi bu”.[1]
Bu üç farklı bakışı devrimin hemen ertesinde açıklaması iç savaşta Bolşeviklerin üstünlük sağlamasına önemli katkısı oldu.1920 sonunda iç savaşın sona ermesiyle bu kararlar yeniden gözden geçirildi ve yeni koşullarda yeni politikalar saptandı.
Bu değişimi Tarihçi Edward Hallett Carr, 1920'yi milliyetler politikasında dönüm noktası olarak görür.[2] Sovyetler’in çok karmaşık süreçleri yaşayan farklı farklı ulus ve halkların bölgesel eşitsizliğe rağmen Feodal Çarlık İmparatorunun yıkılması ve Bolşeviklerin estirdiği rüzgar tüm farklılıklara ve kendi aralarındaki çelişmelere rağmen iç savaş süreçlerini yaşayarak 'tek ülkede sosyalizm' kalesini korumak temel bir bakış temel bir görev haline geldi.
Zamanla büyük veya Beyaz “Rus Şovenizmi” yeniden hortladı. Bu gelişmeye neden olan “Merkezî Rusya Federasyonu” tartışmaları idi.[3] Burada kısa bir not olarak % 90'nı köylü olan bir toplumda, eski "veche"lerde halkın kendi iradesini yansıttığı ve kendi sorunlarına çözüm aradığı yerel meclisler ve köylü komünü "obşçina" var.
Narodnik “halkçı” demek. Sol Narodnikler -SR- adı geçen "veche"lerde genelde köylüler arasında örgütlü; Narodnikler, Lev Tolstoy gibi birçok yazar aydının üzerinde etkili oldu. "Maria Spiridonova’nın liderliğindeki sol SR’ler, Bolşeviklerle ittifak yaptılar ve 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kurulan ilk hükümette yer aldılar. Bolşeviklerin, Brest-Litovsk barışını kabul etmelerinden sonra sol SR’ler muhalefete çekildi ve Çeka terörüyle ezildiler.
Dora Kaplan adlı, SR üyesi genç bir Yahudi kadın, Lenin’e suikast yaptı ve Çeka tarafından idam edildi"[4] Bu notu koymamızın nedeni ve konumuzla bağı Bolşeviklerin kendi ülkelerinde köylülüğü ve ezilen ulus halklara bakışının çok zayıf olduğunu göstermektir. Bu, aynı zamanda Dünya devriminin temel dinamiklerinden biri olan köylülüğün Sol Norodnikler şahsında âdeta yok sayılarak görülmemiş olmasıdır.
Aynı bakış, muazzam bir potansiyele sahip ezilen halkların ve ulusların o günün koşullarındaki devrimci dinamiği küçümsemiş ve yeterince gereken önemin verilmemesinin gerekçesi olmuştur. Burada kısa bir parantez açarak Türkiye’de sosyalist hareketi etkileyen iki damarın birincisi Avrupa eksenli düşünceyi kendi özgülüyle aşamaması, ikincisi de Kemalist ulusalcı damardır. İki ayrı yumurta ikizi olan bu"damarları" aşmak, onlarla yüzleşmek ve radikal bir kopuşu gerçekleştirmek gerektiği kanısındayım.
Galiyev, Batı kampında yer alan ulusların içinde emek ve sermaye arasındaki çelişkiyi görüyordu. Buna rağmen öncelikli çelişkinin uluslararasında yaşandığını düşünüyordu ve Doğu’da devrimin dinamiklerine bakışı Bolşeviklerden ayrılmaktaydı.
Galiyev’e göre, “Doğu’da Batı’dakine benzer proleter bir sınıf yoktu. Müslüman halklar arasında sınıf farklılığı bulunmadığı gibi, Batılı sömürgeciler de Doğu’yu toplumsal katmanları arasında fark gözetmeksizin sömürmekteydi. Bu nedenle sömürge halkların tümü toplumsal katmanları ne olursa olsun proleterdi”[5]
Galiyev, Batı’da beklenilen sosyalist devrimin gerçekleşmemesinin altında Doğu’daki zenginliğin sömürgecilik aracılığıyla Batı’ya aktarılması ve aktarılan bu kaynakların Batıdaki işçi sınıfına pay verilerek devrimci potansiyelinin eritilmesinde yattığını söyler.
Galivyev'in sömürge halkların tüm farklılıklarına rağmen proleter tanımını yapması oldukça düşündürücü ve o günkü koşulların kavranması açısından anahtar konumda olduğunun altını çizmek gerek. Fizikî olarak çok zayıf da olsa emperyalist ve sömürgecilerin ezdiği halkları ve ulusları proleter görmesi proletaryanın ideolojik önderliğinin önemine vurgu vardır.
Bolşeviklerin de "batıcı" görüşlerin etkisi altında olduğunu ve bu görüşlerden nasibini aldığını varsayarsak, o zamanki yapılan tartışmaların, nesnellikten nasıl uzaklaşılmasına vesile olduğu öğreticidir.
“Doğu, öyle bir devrim kazanıdır ki, tüm Batı Avrupa’yı devrim içinde boğabilir. Bence, Batı Avrupa’nın Doğu sömürgelerinde ezilen halklarının göğsünde birikmiş olan enerjiyi kullanıp kullanamayacağımız, sergileyeceğimiz yaklaşıma bağlı olacaktır. Biz bu meseleye... bir komünist olarak yaklaşmalıyız.”[6]
Günümüz açısından Galiyev’in bu tespiti önemli: “[…] Türkiye yaşıyor ve yaşayacaktır. Türkiye, yalnızca kendisi yaşamakla yetinmeyecek ve Avrupa tarafından zorla kopartılmış olan kendi eski parçalarına ve geri kalan tüm Ortadoğu'ya da hayat verecektir.”[7]
Bir asrın öngörüsü çok enteresan bir şekilde adım adım yaklaşıyor! Mirsad Sultan Galivyev'in burada emperyal bir 'Osmanlı' isteği olmadığı kesin. Bu, Anadolu hareketinin yayılması ve güçlenmesi isteğidir ve bu nedenle Mustafa Suphi'yle beraber hareket eder. Kesin olmayan ise Türkiye'nin bu doğrultuda gidip gitmemesidir.
Galivyev'in Dünya devrim beklentisine bakışı farklıdır: “Başka bir deyişle Sömürge Devrimi Batı'da sosyalist devrimin başlaması ve bunu bir dünya devrimine dönüşmesi için ilk ve zorunlu adım olacaktır: Dünya devriminin bir tek yolu vardır, Biz Doğulu devrimciler, bu yolu gösteriyoruz. Daha net bir şekilde ifade edecek olursak, her şeyden önce Doğu ülkelerini kudretli Avrupa sermayesinden kurtarmak ve bu sermayeyi hammaddeden mahrum bırakmak gerekir. […] Sovyet hâkimiyetinin Avrupa'ya uzanan doğrudan yolu, Doğu dünyasından geçmektedir.”
Şüphesiz Sultan Galiyev’in doğusu İran’ı, Afganistan’ı, Mısır’ı içine alır almasına ama esasta problematik, meydan okuyan milletlerdir. Şöyle sıralar; “Japonya, Türkiye, Çin, Hindistan, Rusya’nın sömürge halkları.”[8]
Lenin, emperyalizmin ayırt edici özelliğini, tüm dünyayı çok sayıda ezilen ulus ve halklarla, büyük servetleri ve askerî gücü bulunan az sayıda ezen ulusa bölünmüş olması olarak saptar.[9] Galiyev’e göre; diyalektik açıdan insanlığı oluşturan milletler iki düşman kampa ayrılır. Beşte birini oluşturanlar tüm Dünya'nın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmiş durumda. İnsanlığın beşte dördünü oluşturan diğer halklar ise birinci kamptaki 'efendi halkların' ekonomik, siyasal ve kültürel egemenliği altındadır.
Kısaca "köle" ve “uygar” efendi halklar öz itibariyle günümüzde varlığını sürdürmektedir. Galiyev’e göre; Batı Avrupa’da işçi sınıfı, kendi burjuvasına ne zaman ekonomik nitelikte bir istek ileri sürse, burjuvazi her defasında bu isteği yerine getirebilmekte. Çünkü burjuvazi, kendi ulusunun hem de sömürgelerde işçilerin üzerinde efendi konumunu sürdürecek güç ve kaynağa sömürgeleri sayesinde sahiptir.
Buradan hareketle, sömürgeler ve kurtuluş hareketleri devrimcidirler. Kaynakların talan ve sömürüsü ancak böyle engellenir. Galiyev, Batı Avrupa proletaryasının dünya sosyalist devrimi içindeki rolü ve önemini abartmadan, sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin rolü ve önemini kavramak ve küçümsememek gerektiği düşüncesindedir. Galiyev bu hususun altını çizer.
Uluslararası topluluğun metropoller ve sömürge/yarı-sömürgeler olarak ikiye ayrıldığını saptayan Galiyev, bu iki grup arasındaki ilişkinin “tam bir kölelik ilişkisi” olduğunu öne sürmektedir. Üretim, tüketim, dolaşım Batı'nın tekelindedir. Doğu'nun sömürüsü üzerine kurulan Batı uygarlığı, bir yandan da Doğu'nun kendi kültürünü geliştirmesini engellemiştir. Peki bu bir asır üzerinden, günümüzde neler değişti?
Tevfik Özkorkmaz
30.09.2016
Bölüm: Bir, İki, Üç, Dört
Dipnotlar
[1] Stalin Eserler C.5, s. 321-328. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kuruluşu Üzerine Deklarasyon”.
[2] Edward Hallett Carr, 1916'da dışişleri bakanlığına atandı. 1919'da İngiliz delegasyonuyla Versay Konferansı'na katıldı.
[3] Yusuf Köse, “Lenin ile Stalin arasında Ulusal Sorun Konusunda Çelişki Var mıydı?”, 8 Şubat 2014, Teorik Yazılar.
[4] Sosyalist Devrimcilik,Gün Zileli, 2009.
[5] Prof. Dr. Erel Tellal “Mirsaid Sultan Galiyev”, A.Ü.S.B.F. Dergisi, Sayı 56, Ocak-Mart.
[6] Sultan Galiyev, “Şark Meselesine İlişkin Konuşma”, s. 267-268.
[7] Erel Tellal, a.g.e., s. 116. Galivyev, 1998 b. 54; Galivyev 1998 a: 19.
[8] Sultan Galiyev ve 1917-1923 Milliyetler Siyaseti, Saime Selenga Gökgöz, H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt1. Sayı 1. Kasım 2004.
[9] V. İ. Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Çev. Muzaffer Erdost, Ankara, Sol Yayınları, 1998, s. 208-20.
Kısaca bu süreç;
1) Bolşevikler 9 Kasım 1917'de Çarlık Rusya’da yönetimi ele geçirdi.
2) Çoğunlukta oldukları Halk Komiserleri Sovyeti’nde Lenin Başkan, Troçki Dışişleri Komiseri, Stalin Milliyetler Komiseriydi.
3) 31 Ocak 1918.RSFSC-Rusya Sosyalist Federalif Sovyet Cumhuriyeti ilan edildi.
4) 10 Temmuz 1918. RSFSC-Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti anayasası kabul edildi.
5) Aralık 1917'de Ukrayna, Ocak1919 Belarus Nisan 1920 Azerbaycan, Kasım 1920 Ermenistan ve Şubat 1921 Gürcistan'da Sovyet yönetimleri kuruldu.
6-12 Mart 1922'de üç Kafkas cumhuriyeti federatif bir yapı içerisinde birleşti.
7-30 Aralık 1922'de Rusya, Ukrayna, Belarus ve Kafkas cumhuriyetlerinin katılımıyla Moskova'da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu-SSCB.
8) 6 Temmuz 1923'te Merkez Yürütme Kurulu tarafından kabul edilen Anayasa 31 Ocak.1924'te Kongre tarafından onaylandı.
9) 27 Ekim 1924'le Özbekistan ve Türkmenistan SSCB'ye katıldı.
10) 3.Aralık 1929'da Tacikistan Cumhuriyet statüsü kazandı.

Hiç yorum yok: