Bir Asırlık Tecrübe -IV

Rusya'nın büyük şairi Puşkin’in “Bir göçerin atının eyerinde nasıl bir toplum yaratılır?” sorusu bir asır sonra Ekim Devrimi’yle sonuçlandı. Avrasya meralarının uzandığı bu topraklar esas olarak hayvan yetiştiriciliği ve savaşçı göçerler için uygun görünüyordu.
Osmanlı da bir göçer olarak atının eyerinde bir toplum yaratarak kurulmuştu. Nüfusun büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen,yaşam koşulları kölelerden hallice iyi olan, halkın özlemlerinin acımasızca ezildiği, kentleşmiş batıyla, step, bozkır doğu arasında sıkışmış kalan Slav Rusya. Soğuktan buz tutmuş coğrafyasıyla Avrasya meralarına kadar uzanan, Çernozami dediği siyah toprakta karların fırsat verdiği zaman ekim ve hasat yapan yoksul köylüsüyle… Ve “Rusların kamçı yemeye bayıldıkların”" söyleyen Çariçe Aleksandra'sıyla”[1]
İslamî sosyalizm, yakın tarihimizde gündeme gelmiş, özellikle de Ekim Devrimi sonrası tüm Müslüman coğrafyada etkili olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle İttihat-Terakki Cemiyeti’nin önder kadroları yurtdışına çıkarak, bu çöküntüden çıkış yolları aramaya başlarlar. Bu arayış dâhilinde Ekim Devrimi ve Bolşeviklerden hem etkilenir hem de gelişmelerden korkarak çeşitli tedbirler alma yoluna giderler.
1920 tarihinde Bakû'de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na Enver Paşa konuşmacı olarak katılır ve Rus Bolşevikleriyle birlikte Moskova'ya döner. Enver Paşa kongrede resmen Fas, Tunus, Cezayir, Trablusgarb, Mısır, Arabistan, Hindistan İhtilal Cemiyetleri vekili olarak bulunur.
Bu güç Enver Paşa'nın mı yoksa çökmüş olmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu’nun mu gücüydü? “Kurultaya Türkiye'den gelen delegasyon toplantının havasından müthiş etkilenir. Dönüşte Açık Söz gazetesi muhabiri şöyle yazar:
“Şarktan esen şiddetli bir rüzgârın cereyanına kapılan yıldızlı bir motor dalgalar arasında yuvarlana yuvarlana dün Sinop Limanı’na geldi. Karaya çıkan misafirlerin Bakû'de toplanan Üçüncü Enternasyonal Kongresi’ne iştirak eden Trabzon murahhasları Abdülhalim ve Ali Kemal Efendi’lerle bir takım malûmat almak üzere konuştuk. […]
O ne azimetli, ne şayan-ı hayret bir içtima oldu. Türlü türlü şekil ve kıyafette insanlar. Binihaye milletler. Heyet-i umumiyesi üçbin beşyüz kişiden ibaretti. Fakat bunun üçbinikiyüzü İslam akvamının murahhaslarını teşkil ediyordu. Türkler, Araplar, Hintliler, Afganlar, İran, Hive, Buhara, Semerkand, Taşkent, Dağıstan, Çeçen, Kalmuk, Çerkez, Kırgız, Başkurd, Kaşgar, Çin, Sibirya, Bütün Kafkas milletleri, bütün Tatar kavimleri, hâsılı, Şark’ın, Garb’ın milletleri ve Murahhasları -Rumlardan- başka Macar, Rus, İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman, Bulgar vardı. […] Konferansı Azerbaycan Şurası Reisi Neriman Nerimanof açtı. […]”[2]
15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgalinin ardından, Nisan 1920'den sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyon'a kadar Batı Anadolu'nun büyük bir bölümünü de işgal altına alır. 1-7 Eylül 1920 tarihleri arasında Yapılan Bakû Kurultayı’na Rumların katılmama nedeni bu olabilir mi?
Konferansta herkes kendi anadilinde konuşuyor ve konuşmalar, Türkçe, Fransızca, Rusçaya tercüme ediliyordu. Üç lisan resmî olarak kabul edilmişti. Kongreye katılanlar, Osmanlı’nın durumuyla çok yakından ilgilenirlerken, kendi sorununu unutuyor olması Osmanlı'nın bu coğrafyada 600 yüzyıllık etkisinin varlığının bir göstergesiydi.
Bütün Asya hareketinin müşterek hedefi, İngiliz zulmüdür. Düşman müşterek, hepimizi birleştiriyor.
“Garip tecelliyet lisanları, yaşayışları aidiyet ve tabayi'im, hatta din ve mezhepleri muhtelif bu kadar akvamı bir araya geliyor, tevhid-i mesai ediyor. Bu çok ibret alınacak bir hâldir.”[3]
Enver Paşa’ya müthiş bir ilgi ve hayranlık olması da oldukça düşündürücüdür. Kurultaya katılan bir Hintlinin gözlerinden yaşlar akarak “İngiliz, İngiliz!.. Seni parça parça etmedikçe bana hayat haram olsun. Senin zulüm ve kahrın altında kalacaksa, bütün Hindistan mahvolsun.”
O anları yaşamak ve hatırlamak oldukça uyarıcı. 1919-1920 yılları Osmanlı enkazından çıkış ararken, İttihat-Terakki önderleri ve M. Kemal, Ekim Devrimi ve Bolşeviklerle -sadece taktik ve geçici yararı esas almasına rağmen- ilişkiye girmişlerdi.
Devrimin karakteri tüm coğrafyada halkların yaşamını derinden etkiler ve halkların daha sıcak bakmasını sağlar. Zaten bir müddet sonra genç cumhuriyetin kurucu iradesi ayakları yere tam bastıktan sonra Komünistlerin ve Bolşeviklerin etkilerini kırmak için bilinçli bir çabanın içine girer ve Karadeniz'de devrimcileri boğarak, katlederek baskı sürecini başlatır.
“1921 yılının 28 Ocak'ı 29'una bağlayan soğuk bir kış gecesinde Mustafa Suphi ve yoldaşları öldürülerek Karadeniz'in derinliklerine gömüldüler. Aynı günlerde Çerkes Ethem tenkil edilmiş, Ankara'ya nakledilip resmi TKF'nin yayın organı haline gelmiş olan Ethem'in İslamî Bolşevik Ceridesi-Yeni Dünya gazetesi basılıp tarumar edilmiş; ağırlıklı olarak Eskişehir ve Ankara'da örgütlenmiş olan Türkiye Halk İştirakiyun Fıkrası / THİF'e yönelik tutuklamalara girişilmiştir.”
Sonrasında Rusya'daki bazı girişimlerin dışında Resmi TKF'nin adı duyulmamıştır. THİF, kurucu ve üyelerinin mahkûm edilmesinden sonra paşalar eliyle örgütlenen “İslamî Bolşevizm” veya “Müslüman Komünizmi” Anadolu'da tüm popülaritesini yitirmiştir.[4]
Enver Paşa Asya Türkçülüğü için çalışacağını ve bu emeline ulaşmak için Kafkasya’ya gitmek istediğini amcası Halil Paşa’ya söyler. Yine önder konumda olan Talat Paşa da Berlin’e gider. Kafkaslar’a giderken Enver Paşa savaşın bitmesine yakın Halil Kut Paşa’yı da tüm şark orduları grup kumandanlığına getirir. Kardeşi Nuri Paşa ise padişahın fermanı ile Güney ve Kuzey Kafkasya'ya kumandan tayin edilir. Bu iki olayın gerçekleşmesi için ikisi de cezaevinden kaçırılır. Bu kaçırmaların İngilizlerin bilgisi dâhilinde olduğu da söylenmektedir.
Enver Paşa, 1921 yılının Ekim ayında Orta Asya Müslümanlarını, sömürgeci İngilizlere karşı birleştirme ve bir İslam birliği kurma niyetiyle Teşkilat-ı Mahsusa eski liderlerinden Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer ittihatçılarla birlikte Batum’dan Buhara’ya geçer. Enver Paşa'nın elyazısı vesikalarına sahip olan Murat Bardakçı da Enver Paşa'nın Turancı değil, İslamcı olduğunu yazar.
İslam Devleti'ni kurmak için büyük uğraşlarda bulundu ve Ruslara karşı savaşan Basmacıları örgütleyip Basmacı İsyanı'nın başlamasına destek verdi; fakat sonucu değiştirmesi mümkün olmadı. Basmacılar, 1921'de Buhara'da da örgütlendiler. Enver Paşa, Hacı Sami ve arkadaşları Türkmenistan'ı Sovyetler'e karşı ayaklandırmak için Ekim 1921'de Buhara’da 'Basmacıları' ikna etmeyi başaran Enver Paşa, aşiret reislerinden Devletmend'in desteğiyle örgütlediği Basmacılarla küçük başarılar kazandı; ama Ağustos 1922'de Belcivan'a -bugünkü Tacikistan’a- çekilmek zorunda kaldı ve orada Kızıl Ordu'yla girdiği çatışmada öldü. Karakol teşkilatı ve Teşkilat-ı Mahsusa İttihat Terakki’nin gizli bir örgütlenmesiydi.
Savaş yılları ve sonrası önemli görevler yüklenmiş ve “devletin bekası” için ne yapması gerekirse yapmıştı. 1919 Haziran ayında Ege'de Karakol’un dağıttığı beyanname aynen şöyle:
“Karakol kuvvetini, insaniyet âleminin en necibi bulunan sulhperver heyetlerin ve umum sosyalist ve amele gruplarının müzaheret-i beynelmileliyesinden ve Türk Müslüman âleminin yüreğinden ve maksadını kabul eden her fert ve cemiyetin muavenetinden alır.”
Doğan Avcıoğlu bu açıklamayı tercüme etmiş; “Karakol, gücünü insanlık âleminin en soylusu bulunan barışsever kurulların ve bütün sosyalist ve işçi gruplarının milletlerarası desteğinden ve Türk Müslüman âleminin yüreğinden ve maksadını kabul eden her birey ve örgütün yardımından alır.[5]
Enver Paşa’nın önderlik ettiği Karakol teşkilatı Bolşeviklerin de etkisiyle İslam coğrafyasında sosyalizmin olabileceği fikrinin ispatı olarak kendisini gösterir. Baha Sait, Enver Paşa’nın direktifiyle TKF'yi kurar ve Bolşeviklerle anlaşma bile yapar. Sömürge ve kapitalist yağma dünyada adil olmayan eşitsiz bir gelişim yaratmıştır. Bu gelişme, insanın yabancılaşmasına ve milyonlarca insan sesini duyuramamasına neden olmaktadır.
Bu koşullarda sessizlerin çığlığı olan sosyalistlerin, bu acımasız sömürüye karşı mücadele bayraklarını yukarı kaldırmaları onların İslam coğrafyasında yaşayan mazlum halkların kalbine girmesinde önemli bir etkendir ve hiç unutulmamıştır.
Sultan Galiyev'in varlığı, sömürge halklarda, uluslarda özellikle de İslam coğrafyasında sosyalizme karşı sempatinin bir tezahürüdür. Sultan Galivyev’in, Ekim Devrimi ve sonrasında oluşan görüşlerinin bu açıdan hatırlanmasında fayda var.
Toplumsal mücadelede öngörü, gerçeğe yakın analiz ve tahlillerle olur. Eğer konumuz İslam ve sosyalizmse, bu konuda Sultan Galivyev'in görüşleri bir kez daha ilgi alanımıza girmek durumunda kalır.
Sultan Galiyev'in Bakû Kurultayı’nı düzenleyen kişi olması gerekiyordu, fakat parti içindeki farklı fikir tartışması ve çatışmalar nedeniyle bu gerçekleşmedi. Bu olayı tartışmaya çalıştığımız konu çerçevesinde ele almaya ve hafızaları tekrar tazelemeye çalışacağız.
Ekim Devrimi’yle birlikte 1920’de Bakû’de Doğu Halkları Kurultayı gerçekleşti. Bu, Komintern tarafından organize edilen bir uluslararası toplantıydı. Toplantı, tüm mazlum halkların ve ulusların emperyalistlere karşı mücadelesini çok açık bir şekilde desteklemesini sağlamayı amaçlar. İslam coğrafyasını epey etkilemiştir.
“Tüm Müslüman sömürge halkları proleter halklardır ve Müslüman toplumundaki hemen bütün sınıflar sömürgeciler tarafından ezildiklerinden, tüm sınıfların 'proleter' olarak adlandırılmaya hakkı vardır. Müslüman halklar proleter halklardır. İktisadî bir bakış açısından İngiliz ve Fransız proleterleri ile Afgan veya Faslı proleterler arasında muazzam bir fark vardır. Dolayısıyla, Müslüman ülkelerdeki milli kurtuluş hareketinin bir sosyalist devrim karakterine sahip olması meşrudur.”[6]
Bu sözlerin sahibi Sultan Galiyev, tüm ısrarına rağmen onun Doğu Halkları Kurultayı'na katılması engellendi. Hâlbuki, kurultayı ilk öneren, planlayan ve örgütleyen oydu. Sultan Galiyev'in görüşlerini destekleyen pek çok delege olmasına karşın Kurultay'da Radek, Zinovyev ve Béla Kun gibi ünlü Bolşevik liderler ağırlığını koydu ve “Doğu halklarının kurtuluşunun sadece Batı proletaryasının zaferine bağlı olduğu" kararı çıkartıldı.[7]
Bilindiği gibi, Ekim Devrimi öncesi ve sonrası Bolşevik önderler, başta Lenin olmak üzere, Avrupa'da bir devrim beklentisi içindeydiler. Evet bir Dünya devrimi için Avrupa Proletaryası tarihsel rolünü oynamalıydı. Tarihsel gelişmelere ve o günkü dünya konjonktürü sanayisi gelişmiş ve proletaryası olgunlaşmış Avrupa’da devrimin objektif koşulları olgunlaşmasına rağmen, devrimin, Murray Bookchin “tarihin çarpıcı çelişkilerinden biri” dediği Feodal Çarlık Rusyası’nda gerçekleşmesi, hem Avrupa’da hem de dünyada devrim beklentisini zayıflattı.
Ekim Devrimi sosyalistlere gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymasına rağmen Avrupa hayalleri devam etti. Bu hayallerin devam etmesinde en önemli faktörün "tek ülkede sosyalizmin" kurulamayacağı fikriydi. Çarlık Rusyası’nda yaşayan, sanayileşmemiş, feodal Müslüman/Türk halklarının Bolşevik devrime hangi koşulda ne ölçüde katıldıkları yeterince araştırılmadı.
Devrimin ardından Bolşeviklerin milliyetler politikasının ipuçlarını veren üç temel belge yayınlandı. İlk belge, 15 Kasım 1917 tarihli "Rusya Halklarının Hakları Bildirgesi"dir.
“Bildirgeye göre, Halk Komiserliği Kurulu Rusya'daki milli topluluklara şu ilkeler çerçevesinde yaklaşacaktır: 1) Rusya'da ki milliyetlerin eşitliği ve egemenliği; 2) Rusya'daki milliyetlerin ayrılma ve bağımsız devletler kurma hakkı dâhil, kendi kaderlerini serbestçe tayin etme hakkına sahip olmaları; 3) milli ve milli-dini her türlü ayrımcılık ve sınırlamanın kaldırılması; 4) Rusya'nın sınırları içinde yaşayan milli azınlıkların ve etnik grupların özgürce gelişmesi.”[8]
Bildirge, Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V. Lenin ve Milliyetler Halk Komiseri Josef Stalin'in imzasını taşıyordu.
-devam edecek-
Tevfik Özkorkmaz
28.09.2016
Bölüm: Bir, İki, Üç
Dipnotlar
[1] Murray Bookchin, Devrimci Halk Hareketleri Tarihi: 1905-1917'ye Rus Devrimleri, Dipnot Yay., s. 19.
[2] Emel Akal, Milli Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal İttihat Terakki ve Bolşevizm, Tüstav, s. 382.
[3] Emel Akal, a.g.e., s. 386.
[4] Emel Akal, a.g.e., s. 366.
[5] [3] Emel Akal, a.g.e., s. 187.
[6] Erel Tellal, Mirsaid Sultan Galiyev, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi s. 115.
[7] Yavuz Aslan, Türkiye Komünist Fırkası'nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 207-241.
[8] Erel Telal, a.g.e., s. 107. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi.

Hiç yorum yok: