Türkiye Nereye Gidiyor?

15 Temmuz’dan bu yana kabaran ırkçı, şovenist, milliyetçi ve İslamcı kara bulut ülkemizin tepesine çöreklendi. Toplum bireyleri özellikle iktidar yanlısı olanların gözleri kararmış ve savaş ganimeti almanın heyecanı ve kan kokusu almış köpekbalıkları gibi fırsat buldukça saldırmakta.
Bu güruhu kışkırtanlar nemalanırken ne yaptığının farkında bile olmayan gencecik insanlar koşturup durmakta ve vicdanına hesap veremeyeceği yanlış içindeler! Bunların arkasında sürekli polis ve jandarma var. Bu desteği almadan kılları bile kıpırdamaz. Tek gayeleri, bireysel çıkar elde etmek olduğu için bulanık suda balık avlamayı, yakıp yıkmayı, linç etmeyi ve komşusunun malına, mülküne, namusuna göz koymayı severler.
İnsanlıktan çıkmış ve her kötülüğü yapmaktan en ufak bir tereddüdü olmayan bu zavallı bireyler serseri mayın gibi dolaşmakta, ayaklarında kan izleriyle mezarlıkta cenazesine son görevini yapmak isteyen insanlara saldırmakta. Bunların ne İslam’la ne de insanlıkla bir alakaları var.
Yoksulluk ve cahillik hükmünü sürdürdükçe ve bu güruhu kışkırtan siyasi liderler var oldukça bunlar toplumun kanserli hücreleri olarak yaşamımızı tehdit etmeye devam edecektir. Bu güruh, Antep Katliamı’nda hayatını kaybeden ve mezarlıkta son görevini yapmak isteyen insanlara saldırırken nasıl bir alçalmanın ve nasıl bir gözü dönmüşlük içinde olmanın ve insanlıktan çıktıklarının farkında mıdırlar? Mezarlığa kadar gelip ırkçı, şovenist yüzünü gösterme ve insanlara korku salmaya çalışmak da neyin nesidir? Bu toprakların kültüründe birlikte yaşamanın az kalmış ve tükenmek üzere olan kırıntıları bitirmek mi istiyorsunuz? Durup dururken niye bu konuya girdim. Kimin haklı kimin haksız olduğundan vazgeçtim, coğrafyamızda öyle bir karmaşık ve tehlikeli bir sürece girildi ki hiç kimsenin bir yarar elde edemeyeceği ve sonuçları yüzyıllarca silinmeyecek acı ve düşmanlıkların girdabına düşmek üzereyiz.
Evet şunu biliyoruz: siyasetin çözemediğini silah çözmüştür. Savaşın acı sonuçları ve yıkımının galibi olmaz, tam da bu nedenle en kötü barış savaştan daha iyidir. Bunun için barış istiyoruz. Bunun için akan kanlar ve anaların göz yaşı dinsin.
Suriye’de IŞİD’in kontrolündeki Bap bölgesinden Kilis'e üç adet roket mermisi atıldı. Sabah saatlerinde IŞİD kontrolündeki Cerablus’tan da Antep'in Karkamış ilçesine bir havan mermisi atıldı. Bir gün önce ise “Cerablus Askerî Konseyi” ilan edildi; öğleyin 12:00 sularında konseyin başkanı Abdülsettar el-Cedir Türkiye'yi Cerablus ve Menbic'e müdahale etmemesi konusunda uyardı... Ve birkaç saat sonra suikastla öldürüldü. Menbic'teki Kürt kaynakları, bu kişilerin MİT ajanı olduğunu iddia ediyor. Daha dün suikastla öldürülen “Türkiye’nin Cerablus’a yönelik operasyon hazırlığının, Suriye’deki güvenlik sorununun daha da derinleşmesi ve Suriye halklarının kaderiyle oynanması anlamına geldiğini söyleyen Cadirî, “AKP/Türk devleti Türk MİT’inin desteği ve güdümündeki bu çete grupları aracılığıyla Cerablus’u işgal etmek istemektedir. Bunun da Türk devletinin desteklediği DAIŞ ve diğer çete grupları arasında sağlanan anlaşma sonucu hayata geçirilmeye çalışıldığı açıktır” demişti.[1] Suriye sorununda daha aktif olacağız açıklamalarından sonra bu gelişmeler oldukça önemli.
Dün ve bugünkü olaylar asıl hedefin Kürtler olduğunu göstermekte. Kargamış, Kilis’te bu sahnelerin daha kanlı olması istenseydi çok sayıda insanımızı kaybedebilirdik. Herhalde Antep Katliamı’ndan sonra arkasından aynı bölge olan Kilis’te arkası arkasına katliam yapılmak istenmedi. Daha doğrusu, dostlar alışverişte görsünler hesabı IŞID'la oynaşmaktalar(!) Tüm bunlar Eylül ayında beklenen veya ne zaman olacağı an meselesi olan harekâtın ön hazırlıkları olarak görmek gerek. Bugün gelmesi beklenen Barzani’yle yapılacak görüşmeden sonra son tango fizikî Kürt soykırımı harekâtı başlayabilir. Burada KPD'nin ve lideri Barzani’nin alacağı tavır çok önemli. Kısacası, oyun içinde oyun ve çok karmaşık tarihi bir süreç başlayabilir. Umarım böyle bir şey olmaz, zira böyle bir sürecin sonunu düşünmek bile istemiyorum! Ancak “yeni” Ergenekoncu ekibin Erdoğan’ı zayıf halka olarak görüp dayattığı ve uygulattığı politikanın özü, Gülen Cemaati’ne yönelik başlatılan sürecin doğrudan Kürtlerin tasfiye edilmesinin bir aracı haline getirilmesidir.”[2] Meclis’in üçüncü büyük partisi, fiilen ana muhalefet partisi, 6 milyon oy almış olan HDP’nin sürecin dışına itilmesi, izole edilmesi, aşağılanması ve yok hükmünde sayılması Kürtlerin bölgesel bir güç durumuna ulaşmasını istemeyen “Bu nedenle savaşın sınırlarının özellikle Suriye-Irak-Türkiye üçgeninde yoğunlaşma olasılığı artıyor. Hatta merkez çatışma üssü Türkiye olarak ön plana çıkacaktır.”[3]
Tevfik Özkorkmaz
Dipnotlar
[1] Sendika-org.
[2] Dr. Mustafa Peköz. Sendika-org. 21.08.2016.
[3] Dr. Mustafa Peköz. Sendika-org. 21.08.2016

Hiç yorum yok: