15 Temmuz Sonrası: Bir Kez Daha

Bir gerçeği tespit etmek gerek. Muktedirin değişen koşullara uyum sağlama yeteneği olağanüstü. Kısa bir dönem içerisinde AB perverlikten AB düşmanlığına; Fethullah örgütü düşkünlüğünden, Fethullah düşmanlığına; askerî vesayet karşıtlığından, mitinglerde Genelkurmay Başkanı konuşturmaya; Rusya düşmanlığından ve Rusya’nın Suriye’deki rolünü kınamaktan, Rusya dostluğuna ve Suriye’de çözümün Rusya olmadan gerçekleşmeyeceği görüşüne; İsrail’in ‘katil devlet’ olduğu iddiasından, aynı ülkeyle ilişkileri geliştirmek aşamasına; dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı duruştan, dokunulmazlıkların kaldırılması aşamasına; ‘çözüm’ süreçlerinden savaş süreçlerine bir çırpıda sıçranıveriyor… Belli başlılarını dile getirdiğimiz bu listeye şüphesiz bir dizi başka örnek de eklenebilir…
14 yıllık iktidar sürecine damgasını vuran bu sert kırılmalar, 180 derece dönüşler; bir başka deyişle, düşmanlıktan-dostluğa, karşıtlıktan-taraftarlığa geçişler tutarlı bir zemin teşkil eden ideolojik-politik referanslara da dayanmıyor… Ha keza siyaset bilimcilerinin sıkça vurguladığı ‘esnek politika’ zorunluluğunun gereklerine de!.. Tamamen muktedirin kendi iktidarının devamını ve bekasını garanti altına almaya yönelik sıçramalar… Bu sıçramalarda zaman zaman ‘o gün için öyle görünmek zorunluluğu(!)’, yani takiyye motivasyon kaynağı oluyor. Diğer yanda ‘paçanın fena halde sıkışması’…
Bu ‘yeteneğin’ iki yönü var kuşkusuz. Bir yanıyla ‘fosluğa’, ülke içi ya da uluslararası politikanın gerçeklerinden uzaklığa, politikalarının ve programlarının içinin boşluğuna… Ve hatta bütün bu hamaset dolgusuyla işlenen politikaları yerine getirmek için gerekli güçlere, kadrolara sahip olmamasına. Yani ‘el yardımına’ muhtaçlığa… Bu yanı muktedirin zaafına işaret ediyor.
Diğer yanıyla 14 yıldır ciddi ‘badirelerle’ karşılaşan iktidarın, değişen koşullara, hiçbir ilkesel kaygı taşımadan, geçmiş müktesebatına uygunluğu tasasını zerre miskal taşımadan uyum sağlayarak, bu badirelerden sıyrılabilme yeteneğine işaret ediyor. Bu açıdan politik psikoloji anlamında ‘kişilik bölünmesiyle’, ‘çok kişiliklilikle’ malûl iktidar, bu özelliğini ‘kuvvete’, krizleri fırsata çevirmeyi becerebiliyor… Ve ilginç olan şu ki, sıçradığı yeni platformda bir zamanlar düşman olduklarıyla müttefik olmayı; liberallerden koparken ulusalcıları yedeklemeyi beceriyor… Ya da bir kısım muhalefet odaklarını paralize etmeyi…
Darbe Sonrası!
İktidar egemenleri 14 yıllık iktidarlarının en büyük ‘kriziyle’ 15 Temmuz 2016’da karşılaştı… Bir zamanların ‘kanka’sı, bütün operasyonlarda birlikte hareket ettikleri ortakları TSK içindeki güçlerini harekete geçirerek kanlı-faşist bir darbe girişiminde bulundu.
Bugünden geriye baktığımızda ‘çekirge’ ateş çemberinden yine kurtulmuş görünüyor, üstelik döneme özgü yeni avantajlarla birlikte… Günün geçerli sloganı ‘darbelere karşı büyük milli uzlaşma’… Etkili olmuşa benziyor… ‘Darbelere karşı mısın-değil misin, milli uzlaşma sağlanıyor’ psikolojik terörü, daha 14 Temmuz’da muhalif olan kimi güçleri hayırhah bir tutuma sürüklerken ve paralize ederken, İktidar daha öncesinden yedeklediği MHP’nin yanına en büyük muhalif parti CHP’nin yönetimini de eklemlemeye çalışıyor. Bu yolda CHP’de -şimdilik olmasını umuyorum- ökseye yakalanmış görünüyor… Üstelik OHAL kararnameleriyle, onbinlerce gözaltı ve tutuklamalarla, hapishanelerin dolup taştığı, “Fetöcü yakalama kampanyası” adı altında fırsat bu fırsat bütün muhaliflerin içeri tıkılmaya çalışıldığı, tarihin en büyük asker-sivil bürokrat ve akademisyen tasfiyesinin yaşandığı koşullarda… Üstelik para-militer sokak güçlerinin örgütlenmesinin provalarının yapıldığı-tamamlandığı koşullarda… Medyada da kırıntı halinde kalmış muhaliflerin yerlerine yeni yandaşlar eklenerek tam tekel sağlanmış görünüyor. HDP’nin şahsında ‘elbirliği ile’ 6 milyonun dışlandığı ve linç çağrılarının yankılandığı koşullarda yeni bir ‘rejim’ inşa ediliyor… Devlet yeniden yapılandırılıyor… İktidar güçlerini konsolide ediyor, muhalif aydınlar yeniden saflaşıyor…
Bu böyle ne kadar daha devam edebilir? Çekirge daha kaç kere sıçrayabilir? Krizi fırsata çevirme, yeni durumlara hemen uyum sağlama yeteneği daha ne kadar sürebilir? Belirsiz…
Üstelik batının hegemonlarının müttefiklerine nerede patlayacağı belli olmayan bir el bombası olarak baktığı, artık ‘sabrın’ sınırlarına gelindiğinin gözlemlenebildiği koşullarda; bütün manevralara rağmen Rusya ile ilişkilerin düzelmesinin zamana ve ciddi tavizlere bağlı olduğu koşullarda… Ortadoğu’da düşülen bataklıktan çıkmak için çırpınıldığı koşullarda…
Ülkenin ‘öngörülebilir ülke’ olmaktan çıkarak dış yatırımların çekilmeye başladığı, turizm gelirlerinin neredeyse sıfırlandığı koşullarda yakın ve orta vadeli gelecek belirsizliğini koruyor.
Sonuç olarak, iktidarın hacıyatmaz gibi her şart altında dört ayağı üzerine düştüğü ve otokrat iktidarını koruyabildiği zeminin, kelimenin gerçek anlamında en geniş demokrasi cephesinin kurulamadığı koşullarda gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyor. Hastalığın ilacı burada…
Cengizhan Güngör

Hiç yorum yok: