Cemaat "Z Planı'nı" Uyguladı ve Çöktü - 1

Ordu içindeki konumunun, tıpkı emniyet ve yargıda olduğu üzere kabaca % 40’lar düzeyinde olduğu tahmin edilen Gülen Hareketi’nin , geldiğimiz iktidar çatışması anında “askeri sahada”ki eylem ve planlarının çapı ve hedeflerinin ne olacağı konusu esaslı sorulardan birisiydi. Emniyet ve Yargıdaki “politik risk”leri ardı ardına üstlenen, fakat hepsinde başarısız olarak bedelini ödeyen hareketin aynı riski bu kez de Ordu içinde üstlenmeyeceğini düşünmek politik mantıkla bağdaşmaz. Bu noktada politika, daima “risk” ile yapılır ve sadece ve sadece yenilgi alınan bu "risk"i mantık dışına düşürür ve o andan itibaren bir “intihar” olarak adlandırılmaya başlanır. "Zafer" ise aynı harekete yüksek bir "mantık" yüklememize yol açar. Bu noktada nihayetinde Cemaat bu politik riski üstlenmiş veya üstlenmek zorunda kalmıştır. Sonuçta da devlet içindeki Cizvityen bir politik bir hareket olarak yenilmiş ve bugün itibariyle sadece tarihsel bir bilgi ve anlamanın konusu haline düşmüştür. Bu süreçte, Cemaatin tavrını "akıl dışı" bulmak politikayı anlamamakla eşdeğerdir. Olayda bir "Erdoğan Prodüksiyonu" aramak ise politik aktörleri (özellikle Erdoğan'ı) "herşeye kadir bir tanrı" mertebesine yerleştirmektir.
Olay açısından iki noktanın altını çizmek isteriz: Birinci olarak 15 Temmuz 2016 günlü “askeri olay” nedeniyle, aslında, darbe tatbikatı görüntülü bir askeri ayaklanma ile karşı karşıyayız. Ayaklanma, 7 Şubat 2012 ile başlayan ve 17-25 Aralık 2013 ile devam eden iktidar çatışmasının en son askeri sahaya yansımış halidir. Cemaatin, ayaklanma ile beraber ilk hedefine MİT ve Özel Hareket Merkezini yerleştirmesi, yeni iktidarın hangi noktalarda kurulduğunu iyi bildiğini göstermektedir. Fakat, bu durum aynı zamanda ülkücü, milliyetçi ve ulusalcı bir ideolojik tabanı da karşıya almak demektir. Buna karşılık medya ve ulaşım alanı ile ekonomi ve bankacılık sistemi konusundaki zayıflığı acınacak düzeydedir. İkinci nokta ise Cemaatin, 17-25 Aralık ile birlikte yürüttüğü Emniyet ve Yargı operasyonlarında hükümet dışındaki geniş kesimlerle ittifak ve işbirliği içine girebilmekle beraber bu askeri ayaklanma nezdinde tamamen yalnız kaldığı ve bütün ittifaklarından uzak düştüğü anlaşılmaktadır. Dahası sadece hükümet değil, aynı zamanda hem ordu içindeki ulusalcı-milliyetçi-Kemalist üst kademenin hem geleneksel merkez medyanın hem de diğer politik partilerin ortak karşı koyduğu bir "ayaklanma" ile karşı karşıya bulunuyoruz. Ayaklanmanın etkisiz kalmasının temel sebebi de zaten 2013 sonrası hükümet ile geleneksel milliyetçi-ulusalcı-Kemalist güçler arasındaki ittifakı hedefine dönüştürmüş olmasıdır... Ayaklanmadan Hükümet, Ordu ve Geleneksel politik güçler sağ ve salim çıkmıştır. Fakat, geleneksel oyunu bozan Cemaatin artık bütün varlığıyla safdışı bırakılması ile beraber bundan sonraki iktidar çatışmasının içerde devam edeceğinden hiç bir kuşku yoktur...
Bu olay, Hükümet ile Geleneksel ulusalcı-milliyetçi güçler arasındaki gerilimli ittifakın sürdüğünü ve bundan sonraki çatışma ve uyum sürecinin bu noktada devam edeceğini göstermektedir. Cemaat "Z planı"nı en nihayet uygulamış ve artık çökmüştür. İktidar ilişkilerinden tamamen dışlanmış, ittifak eğilimlerinin de dışında bırakılmıştır. Fakat, ülkede iktidar mücadelesi sürmektedir. Erdoğan da dahil hiç bir politik grubun güvenli bir politik ortamda olmadıkları ve olmayacakları açıktır. Çünkü, Cemaat ayaklanması, Türkiye'deki geleneksel iktidar çatışmasının Alevilik-Sünnilik, sağ-sol, laik-dindar vs. ayrımlarını daha da kaşıyarak şiddetin toplumsallaşmasının önünü açıcı etkilerde göstermekle bugünün ittifak unsurlarının birbirlerine karşı derin güvensizliğini daha da pekiştirecek ve tıpkı 15 temmuz ayaklanması gibi yeni "sürprizler" getirecektir. Ayrıca Ortadoğu'nun özellikle Cihatçı şiddet faillerinin bu çatışmaları daha da derinlere taşımaması mümkün değildir...
Biz geçmişte olduğu gibi bugün de herkes için hukuk istemeye devam edeceğiz...


Hiç yorum yok: