15 Temmuz Üzerine Yazılar: Liberal-reformist Ezilenciliğin Vargısı, Kurbanlık Koyun Psikolojisi

Askeri darbe girişimini, reformist solun, sol sosyal medya trollerinin geniş bir kesimi, Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmek, başkanlık sistemine ve tek adam diktatörlüğüne geçmek için tezgahladığı bir komplo ya da mizansen olarak değerlendirdi. “ABD ve TÜSİAD’ın desteklemediği, bu kadar acemi, bu kadar amatör darbe mi olur?” sorusunu, yani darbe girişiminin başarısızlığını, gerçekte bir darbe olmadığının yeterli kanıtı olarak lanse ettiler. AKP ise, askeri darbe girişimini, TSK içinde ama gerçekte ona dışsal çok küçük bir azınlığın, bir terör örgütünün (FETÖ) işi olarak lanse ediyor.
Her ikisinin de buluştuğu nokta, rejim ve devlet krizini örtbas etmektir. Kapitalist mali oligarşik egemenlik sisteminin, şiddetlenen iç çelişki ve çatışmalarını dışsallaştıran idealist metafizik düşünce tarzıdır. Burjuva idealist-metafizik düşünce tarzına göre, devlet içinde iç savaş manzalarına varan güç ve iktidar çatışmalarının tarihsel bir dinamiği, siyasal-toplumsal bir zemini yoktur, bu olsa olsa şeytani güçlerin bir komplosudur.
AKP’nin rejim/devlet krizini, iç çatışmalarını “çok küçük bir azınlık, bir terör örgütü, Pennsylvania” ile kodlayıp örtmeye çalışmasında şaşılacak bir şey yok. Burjuva ideolojisi, her zaman, kapitalist toplumsal ve siyasal ilişkiler sisteminin iç çelişki ve çatışmalarını, dış etkenlere atfederek gizlemeye çalışır. Kriz, sarsıntı, çöküntü, patlama ve çatışmaların kaynağı, ya “dış mihraklara” ya “teröre” ya “beceriksiz yöneticilere”, ama her zaman bir takım dış etken ya da “küçük arızalara” atfedilir. Burjuva idealizmi, sisteminin yapısal sorun ve çelişkilerini, basit “arızalar”a indirgeyerek, gerçekte sistemini düşmez kalkmazmış gibi ezeli ve ebedi gösterir, idealize etmiş olur. Bu “dışsal etkenler”, “arızalar” giderilince her şey yoluna girecektir! Çünkü kapitalist toplumsal-siyasal ilişkiler sisteminin kriz ve sarsıntılarının da bizzat bu iç çelişkilerden kaynaklandığı kitleler tarafından bir kez görülürse, bu sermaye ve devletinin fetişizm zırhını ortadan kaldırır. Bunların ebedi değil sonlu kategoriler olduğu da açığa çıkar. Örneğin Erdoğan sıkıştığı her konuda, neye güç yetiremiyorsa bir “üst akıl”a göndermede bulunur, bu kendisini hep mağdur konumda göstermeninin de gizemci bir yoludur.
Solun, özellikle de devrimci ve sosyalist iddiasında olanların, ideolojik mücadeleki önemli görevlerinden biri sermaye, meta ve devlet üzerindeki fetişistik haleleri kaldırmaktır. Bu da, somut durumları, bir takım kişilere ya da yüzeysel pozitivist nedenciklere atfederek değil, tarihsel-stratejik iç çelişki, süreç ve bağıntıları temelinde analiz edilerek yapılabilir. Ne var ki küçük burjuva sol, tarihsel-diyalektik somut tahlil yeteneğine öylesine yabancılaşmış durumdaki, TV’de maç seyreder gibi izlediği bir darbe girişimi üzerine, bir maç spikerinden fazla düşünme yeteneğinden fazlasına ihtiyaç duymuyor. Ona göre, 40 askerin helikopterle Erdoğan’ın kaldığı otele indirme yapıp korumalarıyla çatışmaya girmesinden Genelkurmay önünde onlarca kişiyi askerlerin tarayıp tanklarla ezmesine, 200 kişinin ölmesine kadar bu darbe girişimi, başından sonuna Erdoğan’ın “üst aklı” tarafından tasarlanıp yönetilen bir projeden ibaret. Bunun bir düşünmeden çok, her türlü “zahmetli” düşünme ve tahlil çabasından yan çizen bir ruh hali, içgüdüsel bir korku ve acz duygusunun ifadesi olduğu belirtilmelidir.
Eskiden her taşın altında CİA parmağı aramak, bir “sömürge aydını” psikolojisiydi. Örneğin Erol Toy’un romanlarına bakılabilir. Bugün ise solun geniş bir kesimi, bu ülkede Erdoğan’ın izni ve tezgahı olmadan kuş bile uçmayacağına inanmış durumda. Erdoğan’ı tarih ile açıklayacağına artık tarihi bir Erdoğan projesi olarak açıkladığını sanıyor. İlk ve tek refleks, kurbanlık koyun kaderciliği oluyor. Bunun arka planında ise, kafadaki (seçimlere ve parlamentarizme havale edilmiş olan) meşruluğun tamamen yitirilmiş olması, derin bir yenilgi psikolojisi var. Bu moral kırılmanın ötesinde düşünsel ve psikolojik acizlik ve çürüme, liberal-reformist ezilenciliğin kaçınılmaz bir sonucu. Liberal reformist ezilenciliğin kaçınılmaz sonucu, fetişleştirdiği “bir ezen”ini içselleştirmesi, aklını ve ruhunu da ona teslim etmesidir.


Hiç yorum yok: