Zulüm Orucu Bozar

Merhametin, dayanışmanın, kardeşliğin, paylaşmanın, Müslümanlığın gündem yapıldığı, yapılması gereken şu mübarek ramazan günlerinde Kürt illerinden gelen haberler ve görüntüler iftar sofralarında lokmaları boğazımıza diziyor.
Başta Sur’dan, Cizre’den, Şırnak’tan olmak üzere, operasyon yapılan diğer illerimizden gelen haberler, taş üstünde taş bırakılmayan evler, enkaza dönüşen şehirler, kabul ve izah edilebilir olmayan bir devlet şiddeti ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Sorunu çözmek yerine, bölgeyi “insansızlaştırmak” ya da demografik yapıyı değiştirmek peşinde olan devlet aklı, bir kez daha yanlış hesabının faturasını vatandaşa kesiyor.
Hiçbir mazeretle izah edilemeyecek bu yıkımlar ve dayatılan kitlesel göç yetmezmiş gibi, şimdi de geri dönmek isteyenlere güçlük çıkarıldığını, operasyonların bitmesiyle evlerinin enkazına dahi olsun geri dönüp çadır kurmak isteyen bölge insanının, çadırlarının söküldüğü, gelen yardımların engellendiği bir sürece tanık oluyoruz.
Bu mübarek günlerde yerinden yurdundan edilen, uğradığı felakete ağlamasına bile izin verilmeyen bölge insanının yaşadığı travma, kendine bırakın Müslümanı, insan diyen hiç kimsenin gözardı edemeyeceği bir ortak sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Yıkılan yerleşimlerde TOKİ vandallığı ile yapılacağı ilan edilen “kentsel dönüşüm”ün ise bölgenin otantik/yerli halklarını yerlerinden yurtlarından etmeyi ve hesaplanan rantı iktidar sahiplerine peşkeş çekmeyi hedeflediği ortada.
Kürde, Aleviye, farklı olana yaşam hakkı vermemeyi, yaşayabilmesinin tek yolu olarak gören hastalıklı bir devlet aklıyla karşı karşıyayız.
Bu akıl tutulmasının, siyaseten tükenmiş bir iktidarın ayakta kalmak için, “eski Türkiye’nin egemenleri”yle kurduğu yeni ittifakın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
Bölgede yeniden başlayan faili meçhuller, gözaltında kayıplarla birlikte, “Ergenekon”un en önemli sanıklarından Veli Küçük’ün de yeniden devlet protokollerinde boy göstermeye başlaması tesadüf olmasa gerek.
Artık ertelenemez birer kriz haline dönmüş sorunları, insanları korkutarak, içeri atarak, öldürerek, göç ettirerek çözebileceğini zanneden bir akıl, şuurunu yitirecek kadar tükenmiş bir akıldır.
Şu mübarek günlerde bu ülkenin insanlarına yaşatılan, ölüm ve yıkım, zalimlerin ayağına dolanacaktır.
Bu hafta yine 1970’in unutulmaz işçi direnişi olan 15-16 Haziran hareketinin de 46. yıldönümü idi.
Geçen neredeyse yarım asır sonunda, bugün geldiğimiz yerde, bırakın emek koşullarının iyileşmesini, 70’lerin dahi gerisine düştüğünü görmekteyiz.
Sendikal örgütlenmenin her geçen yıl bastırıldığı yetmezmiş gibi, en son getirilen “kiralık işçilik” düzenlemesiyle, işçi/emekçi halka ancak köleliğin layık görüldüğü hukukî bir gerçekliğe bürünmüştür.
Bu son düzenlemeyle günü birlik işlerde, farklı işkollarında çalıştırılacak işçilerin herhangi bir sendikaya üye olması imkânsız hale getirilirken, öte yandan mevcut sendikal örgütlenmelerde çözülmeye, bitirilmeye çalışılıyor.
Diyanetin, fitre bedelini 15 lira, dolayısıyla dört kişilik bir ailenin fitre üzerinden sadece 1 aylık asgari beslenme masrafını 1.800 lira olarak belirlediği bir ülkede, iktidar, emeğe bir aylık bedel olarak 1.300 lirayı layık görüyor.
Yanı başımızda bu kadar zulüm ve adaletsizlik varken, Müslüman halkın gündemi ise, “sakızın orucu bozup bozmayacağı” düzeyinde tartışmalarla işgal ediliyor.
İnsanlar hem kendine, hem iman ettikleri dinin bizatihi kendisine yabancılaşırken, Allah’ın dini ekran şarlatanlarının geçim kapısına dönüştürülüyor.
İşte tüm bu vahim tablo karşısında bizler, zulmün orucu bozduğuna iman eden Müslümanlar olarak, 2016 ramazanında yaşanan bunca zulüm ve adaletsizliğe razı olmadığımızı ve bundan sonrada olmayacağımızı ilan etmek istiyoruz.
Rabbimiz bu kutlu ramazanı, yeryüzünün mazlumlarına haram edenlere sende felahı haram et.
Haramzadeye, zalime, zorbaya yeryüzünü dar et, bizleri intikamına memur et.
Bizleri, yoksulun, mazlumun yoldaşı kıl,
Zulme meyletmekten muhafaza et.
Amin!
Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu adına

Hiç yorum yok: