Paylaşmak İradeleşmektir

Kur’an’ın daha ilk girişinde meşhur bir ayet vardır; “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” diye. Burada rızık veren kimdir? Demek asıl infak eden yani ‘veren el’ bizzat Allah’tır. Allah’ın aracı yaptığı insandan da infak etmesi beklenmektedir. Paylaşmak, dayanışmak ve yardımlaşmak bir anlamda “Allah’ın zekatı olan kainatın olmazsa olmaz özelliğidir. Nitekim yeryüzü ve tabiat ile beraber şu koca evren birbiri içinde inanılmaz bir yardımlaşma örneğidir.
Bütün bu tabiatın sınırları içinde rüzgârı havaya katan, yağmuru toprak ile buluşturan, ateşi ışığa ve enerjiye dönüştüren hep bu dayanışma ilkesidir. Kâinatı insanla buluşturan ve ‘Bismillah’ın sırlarını açığa çıkaran işte bu muhteşem ilişkiler bütünüdür. Allah, en başta kendisi insanla paylaşıyor. Sonra da “vermeden alamazsın” diyor!
İrade odur ki; Allah’tan geleni halkla yine Hakk için paylaşmaktır. Hakk için halktan da, mülkten de vazgeçmektir. Allah ahlakıyla ahlaklanmanın yoludur infak.
İslam’ın vazgeçilmez şartlarından biri olan zekatın da hikmeti burada yatıyor. Kendi malından vermeli ve verdiğinle minnet etmemelisin. Kesinlikle karşılıksız vermelisin. Hiçbir menfaat araya girmemeli. Çünkü bilmelisin ki mal ve mülk yalnızca Allah’ındır. Sende emanetçi olana seninmiş gibi bakma. Hakiki Malik’in kim olduğunu hatırla. Cümle âlemi senin için şenlendiren ve ‘Rezzak’ ismi ile sana veren zat, bizden mallarımızı ve canlarımızı cennet karşılığında satın almıştır. Bu bilinçle infak et ki, nefsin ve kalbin razı olsun. Verdikçe senden azalacak zannetme. Fakirlik korkusuyla paylaşmaktan korkma. Asıl verdiklerin senindir. Güç ve kudret sahibi olan kendi mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
Hem paylaşmak sadece mal ve mülkte olmaz. İlimde, fikirde ve fiilde de olur. Hem sadece maddi şeylerde değil, manevi olarakta paylaşabilmelidir insan. Şüphesiz Hz. Muhammed’in buyurduğu gibi, her makbul şey sadakadır. Selam vermekle esenlik dilemek sadakadır. Tebessüm etmek dahi sadakadır.
Yine Kur’an’da “Her neyi Allah yolunda infak ederseniz, onun yerine size başkasını verir” denilmiştir. Allah içindekilerle beraber kainatı insana infak edip paylaşmış ise, insanda kendini infak etmeli!
Bir başka ayette “sevdiğiniz şeylerden karşılıksız olarak bağışlamadıkça hayra edemezsiniz” diyor. Sevdiğimiz şeyler genelde dünyaya ait olanlar. Sahiplenmeye çalıştığımız her şey. Kalbimizi sürekli dünyevi sevgiler üzerine inşa ettiğimiz için benliğimizden vazgeçemiyoruz. Hz. İsa’nın bu konudaki söylemi oldukça önemlidir: “İnsanın kalbi sahiplendiği şeylerledir. Öyle ise sahip olduklarınızı Allah için bağışlayınız ki, kalbiniz onlarla birlikte göklerin melekutunda yer alsın.”
Zekat ve paylaşmak, kişinin benliğine açılan bu sırlarla beraber toplumsal adalete dair bir köprü vazifesi görür. Sosyal hayatında en doğru yolu ve maddi hayatın rabıtasıdır.
İslam’ın paylaşmaya dair verdiği öneme karşılık israfa ve faize olan tutumu da bunu dengelemek içindir. Medeni insanlardan canavarlar doğuran bu kapitalist modernite başkasının emeğinden çalarak büyük bir hırsla kendini var eder. Bunun yegâne çaresi infak, paylaşmak ve zekattır. Servetin bencil ellerde toplanmasına karşılık bankalara sed çekmekle, sosyal adaletin ekonomik dengesini inşa etmek zorundayız.
Paylaşmayı iradeleşmeye çeviren özellik, bireysel olarak kişide kendi ‘’varlığını’’ halka hizmet için Allah yolunda bağışlamaktır. Bu daha çok manevi yönüdür. Kişisel cüzi iradenin ortaya çıkışı insanlararası toplumsal iradeye evrilmelidir. Şüphesiz dinimiz kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayı değil, iyilik ve kardeşlik üzerine dayanışmayı emrediyor. İslam toplum ideali için bugün evleri ve şehirleri yıkılan kardeşlerimize uzattığımız ellerimizle, paylaşmayı toplumsal irade boyutuna çıkarabiliriz.
Zulme karşı adalet için dayanışmalı, savaş ve şiddet üzerine değil, barış ve huzur için el ele vermeliyiz. Acımızla beraber aşımızı da paylaşmalı, kalbimizle beraber sevgimizi çoğaltmalıyız. İşte aklımızı kalbimizle birleştirerek, paylaşarak ve verdikçe çoğalan infak etmenin sırrıyla şüphesiz toplumsal irade ortaya çıkacaktır.
Sefa Mehmetoğlu

Hiç yorum yok: