Güvensizlik ve Paranoya

Nereden gelir bilinmez ya da "nereden tutarsa" eleştiri o şekilde yapılır. Bu topraklarda eleştiri kendinden daha çok, hep karşısına rekabet ekseninde salı verilir. Bu, kendine güvensizliğin, korkunun olduğu kadar karşı tarafı imha etme üzerine kuruludur. Sadece bakış açısı, düşünce özgüllüğü, yeni tipte bir teorik politik çerçeveyi hayatın karşısına koymaz, onu yaşamın içine saplar ve diker. Mevcut eleştirel yönelimlerin bakış açısı sığlığı buralarda yatmaktadır. Düşünce özgüllüğü, kendi nehir yatağını kendine olan güven ile birleştirir ve yaşam içerisindeki güven bunalımlarını kırmak ister.
Fakat günümüzde Türkiye Solu’nun birçok öznesindeki bu güven bunalımı, hem içerisine hem de dışarısına karşı dağıtıcı bir işlev görmektedir. Geçmişte küçümsenip hor görülen, yer yer dalga geçilen ne varsa, kişisel hırs ve kariyerlerin tavan yaptığı çöplüğün içine atılmıştır. Kişilerin özel dünya’sının yarattığı buğulu ortamın içinde “program, devrim, sosyalizm, iktidar” gibi ortak davalar ise havaya savuşturulmuştur.
Samimiyetin yerini kurnazlığın alması bundandır. Bugün Türkiye Solu'nda örgüt/taban ilişkisinde inanılmaz bir açı farkı vardır. Kendinden emin bir taban gerçekliği, en reformistinden en devrimcisine kadar yoktur. Hayatla kurulan ilişki biçimi başka bir sol özneyi küçümseme üzerine kurulu hale gelmiştir. AKP, CHP ve MHP’nin bütün bu boş bırakılan ilişki biçimlerinin üzerine oturması bundandır. Siyaset boşluk tanımaz, her boşlukta her dönem burjuva siyasetin ilişki biçimi değişir. Türkiye kapitalizminin melez yapısının maruz kaldığı çatlakların yapım-onarımının kısa vadede çözülmesi rastlantı değildir.
İşte tam bu noktada reformist korkuyla benmerkezci, maceracı çözümler düzenin işine yaramaktadır. Bugün Türkiye Solu 71’in gerisindedir, fakat 71’i devam ettirme konjonktürü yoktur. O dönemin ayrımlarının halk nezdindeki karşılığı, talepler vs. Türkiye Solu’nun bütününün kazanımıdır. Bugün bu bile böyle görülmemektedir. “71 benim” demek, “Mahir” demek, “Kaypakkaya” demek, “Deniz” demek onların üzerine bir şey koymamaktır, bir şey söylememektir. 71’i bugün Türkiye Solu'ndan daha çok CHP anıyorsa, oturup düşünmek gerekir.
Bu haliyle “Yeni 15-16 Haziranlar”, “yeni Gezi’ler” yaratmak sözünün boş bir söz olmaktan öte, hükmü olmadığı çok açık. Türkiye Solu şapkasını çıkartmadan yeni bir şey söylemeyecektir. Özel hırs dünyaları devrim, sosyalizm, iktidar perspektifinden değerli olmadığı gibi ortak dava anlayışlarını da yok ediyor. Emekçi halk nezdindeki güven bunalımı buralarda yatıyor. Emekçiler “apolitik” falan değil, tamamen politik ve her şeyin farkındalar. Bunu böyle görmemek isteyen ise Türkiye Solu’ndaki kişisel dünyalardır.
Türkiye Solu’nun birleşememesinin nedeni yoktur. Aslında bahanesi vardır. Bu bahanelerin kanlı canlı yaşamın içinde de bir karşılığı olmadığı açıktır. Özel kişilerin dünyaları güvensizlik ve paranoya imparatorluğu inşa ediyor. Orada halkların derya deniz-i yok.
“Biz yaptık, biz ettik” sözü rastlantı değildir, bizatihi söylenmesiyle devrim ufkunu parçalamaktadır. Emekçilerin/halkın söylediği bir yere işaret etmediği sürece bugünkü burjuva egemenliği her açıdan daha da güçlenecektir.
Kerem Kar

Hiç yorum yok: