Bob Avakyan Eleştirisi -IV

İslam’a Yüzeysel Bir Bakış
Avakyan’ın kitabının bir sonraki bölümünün başlığı “İslam Hıristiyanlıktan Daha İyi Değil (Hatta Ondan Daha Kötü)” kendi kendini izah eden bir başlıktır. Görünüşe göre her ne kadar alıntı yapılmayıp kaynakça bölümüne alınsa da, Maxime Rodinson’ın konuyla ilgili uzmanlığına başvuran bu bölüm, kitabın belki de en az sorunlu bölümüdür. Burada Avakyan, İslam’ın yedinci yüzyıl başlarında doğuşuna tarihsel materyalist bir açıklama getirmeye çalışmaktadır.[1] Yazar, genel kanaatine dikkatleri çekmektedir: Kur’an, Kitab-ı Mukaddes gibi köleliği ve patriarkayı meşrulaştırmaktadır. Bölümün sonunda ise şu soru sorulur: “İslam’ın Allah’ı ile Yahudi-Hıristiyan din geleneğinin Tanrı denilen ilk faşisti arasında anlamlı herhangi bir fark var mıdır?”[s. 95]
Esasında Allah Arapça Tanrı demektir (İbranicedeki Elohim’e yakındır) ama Kur’an’da tarif edilen bu tanrısallık Eski Ahit’in Yehova’sından ve Hıristiyan Teslis’indeki Baba’dan farklıdır. Kur’an’a göre, Allah hak yolundaki Yahudi, Hıristiyan, Sabi veya Müslüman’ın Cennet’e girebileceğini söyler [Bakara:62]. Bunlar ehli kitaptır. (Oysa Hıristiyanlığın kutsal metinlerinde Hıristiyan olmayanlar cehenneme giderler)[2] İslam’da insanları zorla dine döndürme yoktur [Bakara:191 ve Bakara:226]. Bu ilkeye her zaman uyulmamış bile olsa, genel İslam tarihi Hıristiyan toplumlarında görülenden daha fazla hoşgörüye sahiptir. Halifeler döneminde, Müslüman İspanya’da ve Balkanlar’da insanlar İslam’a vergi muafiyetleri konusunda bir çare bulmak için ihtida etmeye teşvik edilmiş, ama Yahudiler ve Hıristiyanlar işlerine devam etmiş, hatta yüksek mevkilere gelmiştir.
Bu tip meselelerden bilhassa “İslamofaşizm” denilen sözde tehdidin üzerinde duranlarca sürdürülen o kötü amaçlı Müslüman karşıtı kampanya bağlamında bahsetmek gerek. Devrimci Komünist Partisi bu kampanyaya uygun bir dille karşı çıktı. Ama “Hıristiyan Faşist” tehdidi söyleminin savunucusu olan Avakyan’ın İslamofaşizm denilen konu başlığını neden ele almadığı merak konusu. Muhtemelen İslamofaşizm ve Hıristiyan Faşizmi arasında bir kıyaslama yapıldığında bu kıyaslama, Avakyan’ın Hıristiyan Faşizminin yol açtığı iddia edilen tehdide ilişkin yaklaşımını zayıflatıyor.
Avakyan, sonrasında “teröre karşı savaş” meselesine yüzünü çeviriyor ve İslamî köktenciliğin diğer dinî köktencilik biçimlerinden daha kötü ve daha tehlikeli olduğunu iddia ediyor. Ardından İslam’da din-devlet ayrımı olmadığına dair eleştiriyi ele alıyor (s. 97). Ama bu meseleyi somut olarak ele almıyor, Müslümanların çoğunluğu teşkil ettiği seküler devletlerin bulunduğundan, bunların bazılarının (Musaddık’ın İran’ı, Saddam’ın Irak’ı ve Baasçı Suriye) ABD emperyalizminin saldırısına uğradığından, bu devletlerden bazılarının en baskıcı biçimi sergilediğinden bahsediyor, bir yandan da ABD’de kilise ile devlet arasındaki ayrımın eksik ve tehdit altında olduğundan söz ediyor. (Devamında Müslüman dünyada seküler rejimlerin çökertilmesine yönelik ABD eliyle ortaya konulan çabaları tarif ediyor (s. 106 ve devamı) ve köktenci İslam’ın ABD saldırılarına tepki olarak ortaya çıktığına vurgu yapıyor) Doğru bir ifadeyle, “teröre karşı savaş”ı emperyalist bir savaş olarak nitelendiriyor ve 1997’de yaptığı konuşmasından alıntı yapıyor. Avakyan o konuşmasında “iki gerici kutbun”, “McDünya ile McHaçlı Seferleri’nin (batı karşıtı İslamcılarla ABD emperyalizminin) savaştığını, bu iki gücün birbirine karşı olmasına karşın, birbirini pekiştirdiğini söylüyor (s.100).
Dinî Köktencilikteki Artışın İzahı
“Günümüz Dünyasında Dinî Köktencilik Neden Büyüyor?” başlıklı bir sonraki bölümde Avakyan, sorduğu soruya ekonomiye dayalı bir izahat sunmaya çalışıyor. Dinî köktencilikteki artışı Üçüncü Dünya’daki kentlerde “enformel ekonomi”nin yoğunlaşmasına, kitlelerdeki artan güvensizleşmeye ve istikrarsız yaşam koşullarına bağlıyor, bu koşullar insanları dinî köktenciliği bir “tutamak” olarak görmelerine neden oluyor (s. 102). (Bir dipnotta Avakyan, ABD’de Hıristiyan köktenciliğin yaşadığı yükselişi farklı bir sınıf dâhilinde, orta sınıf bağlamında ele alıyor [s. 104]). Gözlemine göre, İslamcılaşanların çoğu bir kuşak önce Maoist, Endonezya ve diğer Müslüman ülkelerdeki komünist hareket ABD emperyalizmi tarafından yok ediliyor (s. 110-2). Öte yandan ABD Afganistan’da Sovyetler’e karşı cihadîleri aktif olarak destekliyor (s. 107).
Birden yazar vites değiştiriyor ve isim vermeksizin birilerini “dinî köktenciliğe ve genelde dine karşı kibirli bir yaklaşım sergiledikleri için” azarlıyor. Oysa o ana kadar kitabı okuyanların Avakyan’ı bu kibirlilikle suçlaması mümkün. Ama bu noktada bir güvence sunuyor ve şunları söylüyor: “Birçok insanın dine olan derin inancını ciddiye almamak kibrin en derin biçimidir. Adaletsizliğe ve zulme karşı mücadelede gerekli olan, dinî inançlarını taşımayı sürdüren insanları en geniş manada birleştirmektir.” (s. 114).
Devamında Avakyan, Marksist politik ekonomide ifade edildiği biçimiyle, üretimin toplumsallaşması ile mülkiyetin özelleşmesi arasındaki kapitalizmin temel çelişkisine geçiş yapıyor. Söz konusu çelişkiyi ileri teknoloji ve bilimle “örgütlü cehalet”teki artış arasındaki çelişkiye bağlıyor. (s. 115). Üretim güçlerinin gelişiminin ister istemez “daha fazla aydınlanma”ya yol açmadığını, kökünü dinden alan cehaletin “kapitalist birikim sistemini perçinleyebileceğini” söylüyor (s. 117). Bu yeterince geliştirilmemiş ama ilginç hususlarla İkinci Bölüm sona eriyor.
Temel Hıristiyan Öğretileriyle Alay Etmek
Üçüncü Bölüm en kısa ve en az değere sahip bölüm. Burada Avakyan, “Hıristiyan Faşizmi”yle ilgili tezini geliştiriyor. Önce Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslam’ın patriarkal inanç sistemleri olduğunu gösteriyor. Daha önce ele aldığı bu hususa dair ek örnekler veriyor. İşe İsa’nın Tanrı’nın “oğlu” olarak resmedilmesine bakıyor ve John 3:16’dan şu alıntıyı yapıyor: “Tanrı dünyayı çok sevdiği için tek oğlunu verdi, bu nedenle ona inanan yok olmaz, ebedi bir hayat yaşar.”
Avakyan neyin ileri sürüldüğüne, neyin teşvik edildiğine daha derinlemesine bakılmasını öneriyor (s. 122). Yaratılış efsanesine yeniden bakıyor, cennetten düşüşü ele alıyor ve şunu söylüyor: “Bu ayete göre insanlığın tamamı ayvayı yemiş. İşte bu, hepimizin aklımızda tutmamız gereken şey.”
İkinci husus ise şu: “Neden oğul? Buradaki fikir çok saçma. [Gülüşmeler] Tanrı’ya inanıyorsunuz değil mi, o vakit onun istediği kadar oğlu olabileceğini de düşünüyor olmalısınız. [Gülüşmeler]” (s. 122). Avakyan, bu noktada erkeklerin hâkim olduğu bir toplumda kız çocuklarının pek bir değer taşımadığını söylüyor. Argümanını daha net ifade etmek için şunu aktarıyor: “Bir düşünün, İncil’de Tanrı size tek kızını verdi yazıyor, inandırıcı gelmiyor değil mi? [Gülüşmeler]” (s. 123). Başvurduğu alaycı ton (dinleyenlerin tepkileri) onun Teslis’e yönelik önceki atıflarını anımsatıyor.
Sayfa 27’de ifade ettiği üzere, “İsa doğaüstü bir varlık değil, Tanrı’nın bir parçası, aynı zamanda onun oğlu.” Avakyan bu konuda aynı sayfaya şu dipnotu düşmüş: “Burada amacım, Hıristiyanlara ait teslisle ilgili esrarlı öğretiyi keşfetmek değil.” Oysa konuyu gündeme getiren kendisi! Sonrasında da şunu yazıyor: “Öğretiyi anlayan da yok. Bir de şu kutsal ruh saçmalığı var. Kimse bunun ne anlama geldiğini bilmiyor!” [Gülüşmeler] (s. 64).
Oysa teslisin ne anlama geldiğini, onu savunanlar için neyi ifade ettiğini biliyoruz. Ta Tertullian döneminden beri Hıristiyan yazarlar bu meseleyi açıklığa kavuşturmuş (terim ilk kez MS 216 civarı kullanılmış), düşünce tarihçileri teslisin yeni eflatunculuk ve Hint düşüncesi ile ilişkilerini incelemiş. Tüm bunlar Avakyan’a saçma, alay edilecek birer malzeme, gülünüp geçilecek bir konu gibi gelebilir ama Augustine’den Feuerbach’a kadar birçok düşünür konuyla ilgili yaratıcı fikirler geliştirmiş (Feuerbach 1841 tarihli, Marx’ın da beğeniyle bahsettiği, Hıristiyanlığın Özü çalışmasının bir bölümünü ilginç bir psikolojik teslis analizine tahsis etmiş).[3]
Burada da ben gene Avakyan’ı kimlerin dinlediği sorusuyla yüzleşiyorum. O kime ulaşmaya çalışıyor? Galiba Cornel West, Rahip George W. Webber ve Keşiş Daniel Berrigan gibi dindar isimleri etkilemek niyetinde. Bu isimler geçmişte kendisinden bahsetmiş kişiler. Tahminimce derdi, ateistlere ve agnostiklere seslenmek değil. Hedefinde Tanrı’nın varlığını sorgulamaya açık olan ama kendilerini Hıristiyan olarak tanımlayan, kendi zihin dünyalarında Hıristiyan öğretisini daha derinlemesine yorumlayan insanlar var.
Örneğin Hıristiyan olarak yetiştirilmiş bir kişi teslisi şu şekilde izah eder: “Yaratılmış, bir anlamda kozmosu yöneten bir yüce zihin”. Bu “Baba” Tanrı’dır. Bu varlık erkek değildir, insanın anlayışının ötesindedir. İnsanların zihinleri bu Zihin’den türemiştir. Bu karşılıklı bağlantılık ise Kutsal Ruh’tur, kozmik zihinle insanlık arasındaki dinamik, süregiden etkileşimdir. İsa, yani Oğul, Baba Tanrı’yı ve insanlığı kısa insanlık tarihi süresince insan biçiminde yeryüzünde varolan kutsal varlık olarak birbirine bağlar. İsa hem tanrı hem insandır, O geride model ve ahlakî öğreti miras bırakmıştır.
Teslisi bu şekilde ele alan bir kişi Avakyan’ın yaklaşımı için “ne kadar bayat” diyecek, hatta bu yaklaşımı“aşağılayıcı” bulacaktır. Avakyan’ın ağırlıklı kısmı Hıristiyan olan kitleye hakaret ettiği düşünülecek ve “onca aşağıladığı, hakaret ettiği insanları bu adam nasıl birleştirecek?” diye sorulacaktır.
Pavel Andreyev

Bölümler: Bir, İki, Üç, Beş
[1] Maxime Rodinson, Muhammed, Prophet of Islam (New York: Pantheon, 1980)
[2] Örneğin: John 3:18, Resullerin İşleri 4:12
[3] Ludwig Feuerbach, “Chapter VII: The Mystery of the Trinity,” in The Essence of Christianity, yayına hazırlayan ve kısaltan: E.Graham Waring ve F. W. Srothmann (New York: Frederick Ungar Publishing, 1973), s. 31-3.

Hiç yorum yok: