Dert

Marks’ın kapitalizmi tanımlarken kullandığı en vurucu cümlelerden bir tanesi de şudur: “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.” Yani kapitalizm tabiatı gereği her şeyi alınır-satılır hale getirmek ister. Her şey ama her şey para olarak karşılık bulmak zorundadır. Yoksa kapitalistler için var olmasının bir etkisi yoktur.
Toplumları kendi dünyalarına göre şekillendiren kapitalistler, yoksullara, işçilere hiç ama hiçbir şey bırakmazlar. Toplum, sadece bir sonraki gün işe gidecek kadar karnını doyurur, o kadar!
Yoksulların kendilerine ait hiçbir şeyleri olmadığı gibi, kendilerini dertlendiren, sevindiren şeyler dahi kendilerine ait değildir. Milyonlarca lira harcanarak hazırlanan, İstanbul’un fethi kutlamalarına sevinen “bizim sınıfın” insanları, aynı günlerde Zonguldak’ta maaşlarını alamadıkları için açlık grevinde olan işçilere neden üzülmezler, neden ses etmezler? Silopi’de ‘’terörü bitirdik’’diyenleri büyük bir keyifle izleyen insanlar, evleri başlarına yıkılan fakirlere neden üzülmezler?
Öyleki kapitalizm aşkı, sevgiyi de pazara çıkarır. Onu da para karşılığında değiştokuş etmek ister. Evlilik programları insan ilişkilerinin pazarlandığının açıkça göstergesidir. Oradaki ikiyüzlü insanların dertlerine, kavgalarına hüzünlenen Anadolu insanı iş kazasında ölen komşusuna neden hüzünlenmez? Dizilerde gösterişli, havuzlu villalara özenen, onunla keyiflenen insanlar, ev kirasını öderken neden dertlenmezler, neden sorgulamazlar iki ayrı dünyanın varlığını? Farklı renklerdeki takımları tuttuğu, farklı partilere oy verdiği için birbirine düşman gözüyle bakan insanlar, aynı madende, aynı fabrikada iş kazasından ölebileceklerini neden anlayamazlar? Aynı kaderi yaşarken, neden bu kadar farklı düşünürler? Çünkü kapitalizm sömürdüğü insana hiçbir şey bırakmaz, yoksullar sevinecekse, kapitalizmin istediği şeye sevinmeli, üzülecekse de...
Kapitalizm insanı aç bırakır, ancak aç olduğunu mümkün mertebe hatırlatmaz sömürdüğü insanlara. Çünkü açlık kendiliğinden bir öfke, bir protesto doğurur. (Belki orucu da bu temelde yorumlamak gerekir.) Sistem her yandan kuşatmıştır toplumu. Gösterişli diziler, ahlak yoksunu evlilik programları, her gün yalan ile beslenen haber programları, sebepsizce insanları sevindiren, hüzünlendiren futbol maçları, yolsuzluğun, hırsızlığın, tecavüzün değil ama sakızın orucu bozduğunu tartışan dinî programlar...
İnsan, tabiatı gereği düşünen ve sorgulayan bir canlıdır. Kapitalizm bunun farkındadır ve insana ne düşünmesi, ne sorgulaması ya da sorgulamaması, neden dertlenmesi ya da sevinmesi gerektiğini kendisi öğretir. Kendisi ne kadar acımasız, ne kadar sorumsuz ve hissiyatsız ise dünyayı da kendisine benzetir.
Marks, “işçi sınıfının kollarındaki zincirinden başka kaybedeceği bir şeyi yok, kazanacağı yeni bir dünya var” der. Ne yazık ki artık kaybedeceği zincirler kolunda değil, vicdanındadır. Ancak her şeye rağmen kazanılacak bir dünya vardır.
İlhan Çıtak

Hiç yorum yok: