Erdoğan Umre'de

Cumhurbaşkanı'nın Silahlı Korumalarla Umre Görüntüleri Üzerine
Tayyip Erdoğan'ın umre görüntülerini hepimiz gördük. Bu görüntüler bize Cenâb-ı Hakk'ın yüce kitâbı olan Kur'ân-ı Kerîm'den 2 ayeti akla getirdi.
Bakara 198 ve 199. Ayetler...
Hacc çok kapsamlı ve birçok kısımdan oluşan bir ibadettir. Kur'ân-ı Kerîm'de, Hacc ibadetinin rükunlarıyla ilgili birçok kısım detaylandırılır. Bu detayları, sarayda üretilen fıkıh ekolü sadece şeklî boyutuyla ele almıştır. Oysa bu detayların özünde; topluma inşa edilmek üzere idealize edilmiş siyasal-sosyal ve ekonomik karşılıklar vardır.
Kur'ân-ı Kerîm Hacc için de, birçok ibadet biçiminde olduğu gibi, büyük ölçüde geçmiş dönem topluluklarının biçimsel özelliklerini korumuş ama mülkiyetçi sınıflara imtiyaz tanıyan yönlerini, eşitlikçi bir biçimde yeniden yorumlamıştır.
Biz buna; “Formu korurken normu dönüştürmek” diyoruz.
Hacc'da herkesin malumu olan bir ibadet biçimi vardır. Hacılar Arafat'tan döndüklerinde, Müzdelife'ye gelirler. Orada sabaha kadar bekledikten sonra (Vakfe durmak) Mina’ya gitmek üzere yola çıkarlar. Sonra da Mina'da şeytan taşlarlar. Şeytan taşlama dâhil, bu ibadet biçimi bugün uygulandığı gibi, Hz. Peygamber döneminden önce de bu biçimleriyle uygulanıyordu. Yalnızca bir sınıf vardı ki, bu ibadet biçimini bütünüyle uygulamıyordu.
İşte Bakara 198 ve 199. ayetler tam da buna yönelik birer eleştiri niteliğindedir:
Rabb'inizden bir lütuf ve bereket istemenizde hiç bir sakınca yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde, Mes'ar-ı Haram'da Allah'ı zikredin. O'nu, O'nun size gösterdiği gibi anın. Siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz. Sonra, insanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün ve Allah'tan af dileyin. Çünkü Allah çok affedicidir, çok merhametlidir.
Yukarıda geçen Bakara 198-199. ayetlerde; “Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde” ve “İnsanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün” ifadesi dikkat çekici bir ayrıntıya işaret etmektedir.
Ayette geçen bu ifadenin sözlük anlamı “şiddetli itişme, koşma”dır. Terim olarak anlamı ise; Arafat'tan, Vakfe süresi bittikten sonra dönüş yapmaktır. Her 2 ayetin içeriğinden de anlaşıldığı üzere, 2 dönüş şekli vardır. Biri Arafat'tan yapılan dönüş, diğeri Mes'ar-ı Haram’dan yapılan dönüştür.
Her iki dönüş de, geçmiş dönemlerde olduğu gibi İslam'a aynı şekilde dâhil edilmiş ve pratik olarak günümüzde de yaşanmaktadır. Hacılar Arafat'tan döndüklerinde, Ayette Mes'ar-ı Haram olarak adlandırılan, bugün ise Müzdelife diye bilinen yere gelirler. Hacılar orada sabaha kadar beklerler. Sonra oradan Mina’ya doğru akın ederler.
Meşhur tarihçi İbn-i Hişam, Hz. Peygamber öncesi Hacc geleneklerinden olan bu iki dönüş şekliyle ilgili bazı rivayetlerinden ve 199. ayetteki “insanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün” ifadesinden de anlaşılıyor ki, bazı insanlar, tüm insanların dönüş yaptığı yerden dönüş yapmıyor; başka taraftan, kendilerine özgü bir yol izleyerek Mina’ya akın ediyorlardı.
Kureyş'in üst düzey yetkilileri (Araplar bunlara Ahmas ve Hums sınıfı diyorlar. Ahmas; zengin-yönetici sınıf; Hums ise savaşçı, kahraman sınıf demektir) Mes'ar-ı Haram yakınındaki Müzdelife’de durmakla yetiniyor, insanlarla birlikte Arafatta Vakfe’ye katılmıyor ve buradan dönüşleri için kendilerine özgü bir yol kullanıyorlardı. Yani Hacc ibadetinin eşitlikçi yapısını hiyerarşik bir yapıya dönüştürüyorlardı. Cenâb-ı Allah'ın 198. ayette ifade ettiği sapıklık, işte tam da bu hiyerarşik sınıflı bakış açısına yöneliktir.
Vahiy; birçok ibadet biçiminde olduğu gibi, yukarıda vermeye çalıştığımız örnekte de, Hacc'ın onlarca ibadet biçiminden biri olan Vakfe’ye durma gibi ibadet biçimlerini aktarırken, formu yani şekli büyük ölçüde koruyor ama normu da yani özünü tam manasıyla dönüştürmüş oluyor.
Yazıya konu olan Umre’de, Cumhurbaşkanı onlarca silahlı koruma ile hepimizin gördüğü üzere Hacc ziyaretini gerçekleştiriyor. Oysa kendisi dışında herkes korumasız.
Cumhurbaşkanı Hacc'a katılsa, belki Arafat’ta herkesin döndüğü yerden dönüş yapıyor olacak. Bu haliyle formu koruduğunu düşünecek ama Umre’de verdiği görüntüyle, hiyerarşik ve sınıflı anlayışı farklı bir biçimde üretmiş oluyor. Kendine özgü bir koruma ordusu eşliğinde Umre'de tavaf ederek, bu biçimiyle Allah'ın "sapıklık" olarak ifade ettiği davranışı yerine getirmiş oluyor.
Dinin eşitlikçi bakış açısı içselleştirilemediği müddetçe, din egemen sınıfların aracı olmaktan çıkamayacaktır. Hacc'daki bir ibadet biçiminde dahî; Kur'ân-ı Kerîm, egemen sınıfın hiyerarşik yapılarını deşifre ediyor ve bir ibadetin biçimiyle uğraşma yerine, o biçime egemen sınıf tarafından giydirilmiş altyapısal formu yerle bir ediyor. Üstelik bu formu ve normu sapıklık olarak niteliyor.
Rabbimiz, hepimize bu yaklaşımı anlamayı ve ona göre hayatımıza tatbik etmeyi nasip etsin inşaallah...
Kapitalizmle Mücadele Derneği

Hiç yorum yok: