Aleviler, Salâ ve Komün Değerler

Adana’da Alevi Cenazesinde Salâ Okunmasına Karşı Çıkılması Üzerine
Adana’da bir imam mevta Alevi diye salâ okunmasına karşı çıktı. Devlet memuru olduğu için devlet refleksi gösterdi ve devletin yok saydığı Alevi’yi kendisi de görmedi.
Mevtanın arkasından salâ okunması aslında komün bir gelenek. Sünni bir mezhep olan Hanefiliğin caiz görmesiyle saray tarafından içi boşaltılmış ve bir ritüele dönüştürülmüş.
Bir beldede bir insan öldüğü zaman o beldedeki herkes ölünün defninde en yakınlarıyla birlikte ortaklaşır ve sorumluluk toplumsallaşmış olur. Herkes işini gücünü bırakır ve mevtanın defniyle ilgilenir.
Ölünün ardından 7’sinde ve 40’ında mevlit ya da Kur’an okunması da aslında gene bu geleneksel komün kodları barındırıyor.
7’sine kadar cenaze evi o beldede yaşayan insanlar tarafından boş bırakılmaz. Maddi-manevi destekleşme, yardımlaşma sağlanır. Hatta çoğu komün gelenekte uyku 7’sine kadar cenaze evinde uyunur. Sonra 7’sinde mevlit olur ve cenaze evi tarafından şu denmek istenir : “Allah razı olsun. Bizi gece-gündüz yalnız bırakmadınız, acımızı her an paylaştınız. Şimdi biraz olsun acımız hafifledi, artık evlerinize dönebilirsiniz.” 7. gün mevlidi, aslında bu ve benzeri komün kültürünün kendi dilini barındırır.
Buna rağmen belde sahipleri 7. günden sonra evlerine geçse de cenaze evinin iaşesini 40 gün boyunca sağlarlar. Yani her gün belde sakinlerinden birileri eve aş getirirler. 40. gün mevlidi de cenaze evinin artık normalleştiğini ilan için düzenlenir. Cenaze özelindeki destekleşme kendini doğal komün yaşam biçimine bırakır. Bu mevlitlerde okunan ayetler ya da deyişler ortak bir üst dil etrafında eşitlenmeyi ve kardeşliği temsil ederler.
Bu komün değerlere ilk darbeyi saray vurmuştur. Buradaki bilinci dönüştürmüşler, şekli korumuşlardır. Sonra modern kapitalist çağda şekil boyutu da kapitalizmi zorlar oldu. Üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, tüm herkesin yaşam tarzını da belirler olmaya başladı.
Piyasaya üretim yapan kapitalist sınıf daha az maliyetle daha çok kâr elde edebilmek için insanları saatlerce ve neredeyse aralıksız çalıştırıyor. Tabii ki bu durumda ölünün arkasından Kur’an okumak, mevlit vs. de “Hurafeleşmiş” oluyor. Modern kapitalist toplumda şekilsel olarak dahi bu ritüelleri devam ettirmek, mülkiyetçi sınıfın piyasada irtifa kaybetmesine sebep oluyor.
Her şeyin hızlı aktığı bir dünyada yaşamı durduran her şey “hurafe”leşmeliydi. Maalesef çokbilmiş teknik din adamları da kapitalizmin hızına ayak uydurdu ve “bu çağda mevlit, salâ mı olurmuş” diyerek sözüm ona Kur’an’a bakarak kitabî bir din anlatısını seçtiler ve tam da kitaba uygun komün değerleri yok saydılar.
“Rasyonel” görünmeyen tüm bu komün kültürler modern kapitalist dünyada tu kaka edildiler. Bu komün kültürlerin anlam bulabilmesi için ortak mülkiyetçi bir toplumsal düzen ve rızaya dayalı ortak yönetim anlayışının ihdas edilmesi gerekmektedir.
Mülkiyet azınlık bir kodaman sınıfın ellinde olduğu müddetçe bu değerlerimiz ya bu sınıfın çıkarlarına hizmet ettirilir ya da hurafe olarak gösterilip itibarsızlaştırılır.
Şimdi Adana’daki vakıada imamın azınlık kodaman sınıfın koruyucusu devlet tekeline girmiş salâ kültürünü Alevilerden uzak tutması gayet manidardır.
Türkiye’de devlet politikası çok partili rejim ile birlikte yeni burjuva sınıf idealini geniş muhafazakâr kesim üzerinden gerçekleştirme yolunu seçmişti. O yüzden sadece bu kesimin şekilsel din anlayışı devlet tarafından meşru görüldü. Diyanet de buna göre şekillendi.
Diyanet muhafazakâr kesimin Sünni din anlayışını hem modern ulus-devletin meşruluğunu sorgulamayacak hem de bu geniş kesimleri devletle karşı karşıya getirmeyecek şekilde düzenlendi.
O yüzden birçok farklı inançtaki insanların değer yargıları yok sayıldı.
Şimdilerde devlet Alevi açılımı yapıyor. Yani sistem aynı Sünnilikte olduğu gibi kodamanlara hizmet eden ulus-devletin meşruluğunu sorgulamayacak ve devletle karşı karşıya gelmeyecek bir Aleviliği üretmenin derdinde. Maalesef imama yönelik eleştirilere baktığımızda da bu durumu meşrulaştırır nitelikte. Deniyor ki “imamın salâ okuması gerekirdi.” Yani devletin çekim alanına Alevilerin de girmesi gerekir. İmamın Alevi’yi yok sayması bir devlet refleksidir. Mesele Alevilere de salâ okunması değil, Alevilerin kendi komün kültürleriyle hem cenazelerini hem de tüm yaşamsal değerlerini var edebilmesidir. Çünkü bu toprakların Alevi’sinin de Sünni’sinin de inançlarının altyapısında rızaya dayalı ortak yönetim ve ortak mülkiyetçi yaşam pratiği mevcuttur.
Modern kapitalist çağda bu ortak mülkiyetçi değerleri yeniden varetmenin koşullarını aramalıyız. Bunun için bu topraklardaki hiçbir halkın kadim değerlerine yabancılaşmamamız gerekir. Bu çağda bir toplumsal dönmüşüm yaşanacaksa eğer, bu dönüşüm gene bu halkların kadim değerleri üzerinde yükselecektir. Bu çağın bilgisini ya bilgi araçlarını yok saymak değil, bu çağa kadim değerlerimizin bilincini taşımalıyız…
Kapitalizmle Mücadele Derneği

Hiç yorum yok: