AKM ve HDP

Antikapitalist Müslümanlar bir ihtiyaçtan doğdular. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarının bilhassa 2007 sonrası pekişmesi ardından, “Adalet” bahsinde belirli bir itiraz gelişti. Burada özel olarak “Kalkınma” ideolojisini zımnen kabul vardı, sadece adalet kısmında zaafların olduğu söyleniyordu. Has Parti’nin halesinde gelişen bu dinamik, partinin Ak Parti’ye iltihak etmesiyle akamete uğradı. Bu şer, hayrı içeriyordu. İleri sıçramak, Ak Parti sınırlarına tabi olmaktan kurtulmak mümkündü. Ama içerideki direnç, taltif edildiği yere geri döndü ve oraya kapandı. “Ak Parti içerisinde muhalif ses” olarak kalmak, kimilerinin işine geldi.
Gezi ile birlikte İhsan Eliaçık, CHP-HDP kitlesine dümenini kırarken, içeride merkezi tutmuş olan gençler, bağımsız bir dil tutturmanın gerektiğini düşündüler ve hocalarından ayrıştılar. Onun Yaşar Nuri’leşme istidadını eleştiriye tabi tutarak, Müslüman âlem içerisinde bir yer edinmeye baktılar. Bitmiş-tamamlanmış bir işin sahipleri olduklarını iddia ettikçe, bu türden kopuş momentlerinde ciddi bir gerilimle karşı karşıya kaldılar. Ama hep açık uçlu, dışa dönük bir faaliyet varlığını muhafaza etti ki hayırlı olan da buydu. Gerilimin diğer yanında ise hareketi öznel çıkarlarına kapatma eğilimi duruyordu. Oysa Hz. Ali’nin dediği gibi, “hakikati insana değil, insanı hakikate göre değerlendirmek” gerekiyordu.
Bugün HDP’den aday adayı olmuş bir isim (Bülent Durukan) o günlerde “manifestomuzu kabul etmeyen defolsun gitsin” diyor, bu bağımsızlaşma eğilimini destekliyor, üstelik daha önceden HDP’ye gitmiş ve “Antikapitalist Müslümanlar” etiketini kullanan arkadaşlarına epey sert laflar ederek, onların olduğu eylemlere katılmama kararını savunuyordu. Ankara’daki dernekte “bağımsız kalma” meselesi, “anarşist dostlar”ın arkasına sığınılarak yapılıyor, bu dostlar, derneğin Müslüman tabanla ilişki kurması ya da HDP veya geniş manada sol kesimlerle temasa geçilmesi teşebbüslerini boşa düşürmek için kullanılıyordu. Yani AKM, bu isimler şahsında, belirli özel, siyasî çıkarlara doğru kapatılmak ve istismara açık kılınmak isteniyordu.
Sonuçta anlaşıldı ki onca bağımsızlık pozu, HDP’ye iltihak edilmek için yapılmıştı. Derneğin söylem ve eylem olarak anarşistlerle belirgin bir temasa girmiş olması, neticede teorik temelsizliği, politik köksüzlüğü beraberinde getirdi. Sünni iken Şii, Şii iken AKM’ci, AKM’ci iken anarşist olan Muhammed Nur Denek, bu sürecin ilk meyvelerindendi. Düne kadar birkaç metre kare arazi çevirip ortaklaşa domates-biber yetiştirmeyi düşünen Denek, geçen yıl gerçekleşen seçimlerde açıktan CHP’yi destekledi, Facebook sayfasından “ateist” olduğunu beyan etti ama nasıl olduysa bir sabah uyanıp Müslüman, üstelik “antikapitalist” oluverdi ve “Halkların Demokratik Partisi bu ülke için çok büyük bir fırsattır, çok büyük bir umuttur.” diyerek HDP’ye aday adaylığı başvurusu yaptı. Aslında Denek’in “ülke” dediği, kendi ayaklarının bastığı yerden, o yerin yüzölçümünden başkası değildi. Uzun yıllar AKM ile hiçbir ilişkisi bulunmayan bir kişinin irade beyanını vitrine koyma konusunda HDP de boş durmadı. Kobanê ve Charlie Hebdo saldırısı sonrası İslamî olan ne varsa düşman kesilen bir kesim, Denek gibi isimleri internet sitelerinde gezdirmekten de geri kalmadı. Oysa Denek, yıllardır dernekle alakası olmayan bir isimdi, sadece piyasada popüler olan bu etiket sayesinde adaylığının kıymetinin bilineceğini önceden kestirecek kadar akıllı bir isimdi. Düne kadar tek faaliyeti romantik bir anarşizm ve dine dair ne varsa küfretmek olan birisi, bu siyaset piyasasında “antikapitalist Müslüman” olarak takdim edilmekteydi.
Burjuva siyaset, etiket ve vitrin meselesiydi. Emekçi halk nezdinde belirli bir toplumsal temele sahip unsurların törpülenmesi bu siyaset için şarttı. Antikapitalist Müslümanlar’ın sağdan-soldan tasfiye edilmesi, bu amaçla gerçekleştirilmişti. Hareketin içerisinden CHP ve HDP’ye gidenlerin, esasta hareketi içeriden çürütme ve söz konusu toplumsal temeli tasfiye etme çabası içinde oldukları bugün itibarıyla daha da netleşmiş bir hakikatti. Hareket, önce özel şahısların hikâyelerine tabi kılındı, misal, sırf telefonuna bakmadığı için Mazlum-Der’in eylemine gidilmedi, sonra da “bu hareketin menzili yok, bir şey çıkmaz buradan” denilerek başka pazarlara koşuldu. Şahsî varlığının politik manada taltif edilmesini önemseyenlerin gerçekleştirdikleri “hicret”in bir karşılığı yoktu.
HDP, yıllar boyu ve hâlâ yoğun bir biçimde süren zulmün ürünü. Tabiatıyla kendisine saldıranın ideolojik kimliğini karşıya atması mümkün. Algı böyle işliyor. “Demirtaş’ın “Twitter, bizim gibi medya ambargosu altında olanlar için cazip” dediği koşullarda, son Grup Yorum vakası üzerine atılan bir Tweet de bu tip bir algının tezahürü olarak işgörüyor. Kobanê’de saldıranlar “Müslüman ve Arap” olarak belirlenince, kitlede de bu iki unsura karşı bir düşmanlık bileyleniyor ve Grup Yorum’a o tweet’te “Nusayri piçleri!” deniliveriyor. Bu, geçen yaz Çayan mahallesi’ne yönelik saldırıda bir HDP’linin “mum söndürecek zaman bulamayacaksınız!” diye attığı o öfkeli tweet ile tutarlı. Kürd’ün münferitliğine, özel oluşuna kilitlenmiş olanlar, bugün İranî ve Arap ne varsa düşman tarafına atıyorlar.
İşte eski AKM’li arkadaşlar, böylesine “Müslüman ve Arap” düşmanı dostlarının arasına koşuyorlar. İzmir’den Aydın Mutlu Dinçoğul’un “HDP saflarına katılan arkadaşlarımızın, Kur’an ışığında oluşan kendi açık fikirlerini, her koşul altında savunacaklarına dair bir kuşku duymuyorum.” temennisinin bir karşılığının olup olmadığını ise zaman gösterecek. Ama soru şu: mızrağın ucuna takılan Kur’an ile albenili bir gömlek niyetine giyilen Kur’an arasında bir fark var mı? “Ortadoğu’nun tek laik öznesi”nin başkentinde ABD büyükelçisinin kadınlar gününü kutladığı koşullarda, Kur’an’ın içselleştirilmesine kim karşı çıkar? Buna karşı Kur’an’ı gerisin geri fukaraya, mazluma bayrak yapacak iradeyi kim istemez? O’nu liberal çokrenklilik içerisinde münferit bir renge kapatmak, kimin iradesidir? Yahudilerin yoğun olarak bulunduğu Medine’de yazılan vesikayı bugün İsrail ile barış içerisinde bir arada yaşamanın ideolojik zemini olarak kurgulamak kimlerin talebidir?
AKM’nin HDP’yi de CHP kadar bir “burjuva” partisi olarak görmesi tabiî. Genelde hareketin demokrasi mücadelesinin burjuva sınırlarına işaret ettiği açık. Hareketin sözcüsü Sedat Doğan bunu, “Piyasa ile sandık birbirinden ayrı düşünülemez. Piyasadaki ücretli sınıf sandıkta seçmendir. Piyasaya hâkim el sandığa da hâkimdir.” şeklinde ifade etmektedir. Esasta burjuva siyasetin kervanına, her ne yönden olursa olsun, koşulmasına kendince bir itiraz geliştirilmektedir. Son mutabakatla birlikte TV ekranlarında “anayasayı birlikte yazacağız” diyen Ak Parti’nin ve HDP’nin girdabına kapılmak, onlar tarafından soğurulmak istemiyor olmaları anlayışla karşılanmalıdır. Meclis koridorlarında yazılan anayasa karşısında, sokakta, barikatta, hayatın müşterek damarlarında yazılacak, bu topraklara has bir “halk anayasası”nın neferi olmayı seçmelerinde bir mana bulunmalıdır. Ak Parti’siz Müslüman siyaset; HDP’siz solcu halk siyaseti mümkündür. İlk girdaba girenlerin hâli ortadadır; ikinci girdaba girenler, ilkine bakıp hâllerini şimdiden görebilirler. Tabiî Kürt yoksuluyla ilişki kurma gerekçesiyle, HDP için çalışmak da mümkündür. AKM “seçim boykotu” kararıyla bu imkânı reddetmektedir. Eleştirilecek kısım belki de burasıdır.
AKM’nin meselesi, ilk çıktığı günden itibaren Ak Parti, Fethullah, anarşistler ve geniş manada sol tarafından kuşatılmış olmasıdır. Bu dört duvar arasında sıkışmış olması, onun emekçi Müslüman halkla temas kurmasına mani olmuştur. Dört duvar da zaten bu mani için inşa edilmiştir. Dört siyasî eğilim de AKM’nin çıkışına karşı kendisini şerbetlemiş, koruma altına almıştır. Dördü de bu imkândan istifade etmeye çalışmış, içeriye ajanlar yerleştirilmiş, hareket maniple edilmek istenmiştir. Sonrasında küçük burjuva bir özgürleşme temayülü ile içerideki kimi isimler, duvarın öte tarafına geçmişlerdir. Burada, içeride kalanları, “aslında sağcı muhafazakâr bunlar, Kürd düşmanıdır hepsi!” diye eleştirmek değersizdir. Düne kadar “manifestomuzu kabul etmeyenler defolsun gitsin!” diyenlerin şimdi böylesi bir eleştiri geliştirmeleri manasızdır. Bu eleştirinin ahlâkına ve hukukuna sahip bir kişinin, misal, HDP’ye de bir hayrı olmayacaktır. İkbal ve kariyer için geçmiş etiketini istismar edenlerden hiçbir mazluma hayır gelmeyecektir. Kürd’ün zulme karşı mücadelesi, hakikattir; onu kendi küçük burjuva liberalliği için istismar etmeye kalkanlar, batıldır.
AKM’nin bir meselesi de, dört duvarla kuşatıldığı noktada, “ben oldum”cu bir refleks geliştirmiş olmasıdır. Dört duvar arasına sıkışmak, tabiatıyla, münferit, şahsî ve kapalı bir cemaat olmayı dayatmaktadır. Esasta HDP ve genelde seçim gündemlerine yönelik tavır konusundaki direnç de bu sıkışmışlıkla ilgilidir. Dört duvar arasında olana “sivil siyaset” diye bir etiket yapıştırılmakta, doğalında buraya ancak politikadan arınmış, yüce bireyler çağrılmaktadır. Problem de buradadır. O dört duvar arasına halkın girmesi, sığması mümkün değildir. Belirli özel bireyler, zaten bunu bildikleri için o odayı bu manada yüceltmektedirler. Lenin “anarşizm kafası karışık aydınların ya da boşta gezenin ideolojisidir, proleterin değil” der. AKM’nin kafası karışık yarı aydınlardan ve boşta gezenlerden kurtulduğu bu koşullarda, “proleter” olana yüzünü dönmesi şarttır. “Sivil siyaset” diye yüceltilen şey, yarı aydınların ve boşta gezenlerin kendilerini rahat hissettikleri yerdir. Liberal ve sosyal demokrat unsurların kervana koştuğu momentte, AKM’nin “proleter” Müslüman damara girmesi için gerekli imkân artık mevcuttur.
Dolayısıyla HDP ile ilgili yarılmanın, ayrışmanın hayra vesile olması mümkündür. Ak Parti, Fethullah, anarşistler ve geniş manada soldan oluşan dört duvarın aşılması, gidişata dair alametlerle yüklüdür. Gündelik, budünyacı çıkarları üzerinden mazlum halk gerçeğine yabancılaşmış bu dört kesimin dışında, artık çalınacak daha çok kapı, yürünecek daha çok yol vardır. Burada ihtiyaç olunan şey, daha fazla emek, cüret ve iradedir.
Süt teknesinin içine iki fare düşer. Kurtulmak için çırpınırlar. Biri artık kurtulmak mümkün değil diyerek kendisini bırakır. Diğeri çırpındıkça sütün üzerinde köpük oluştuğunu ve yüzeyinin yükseldiğini görür, sabreder ve bir süre sonra da sıçrayıp kurtulur.
AKM, bu çırpınışta kendisini sütün serinliğine bırakanlardan kurtulmuştur, Müslüman halkın tağuttan ve zilletten kurtuluşu için AKM’nin kendisini kurtarması ve müşterek kurtuluş kavgasına dâhil olmasıyla ilgili koşullar oluşmuştur. Artık Ak Parti ile tanımlanıp istismar edilmekten kurtulmak, Ak Parti öncesi ve sonrasıyla doğal, nesnel ve hakiki ilişkiler kurmak mümkündür.
Salih Mikdat

Hiç yorum yok: