5. Yılında Suriye İsyanının 2 Sayfalık Özeti

CIA Başkanı John Brennan’ın “Suriye’de rejimin yıkılmasını istemiyoruz”[1] açıklaması, Suriye’deki vekâlet savaşına son verildiğinin resmî ilânı oldu.
Ancak bu açıklama, ABD ve ‘Dostları’ yenilgiye götüren 4 yıllık vekâlet savaşı politikasının ne yönde değişeceğine dair ipuçları sunması bakımından daha büyük bir önem taşıyor.
18 Ağustos 2011’de Suriye cumhurbaşkanına çekilme çağrısı yapan Washington’u, 14 Mart 2015’te Suriye’de ‘rejim değişikliği’ istemediğini bir yenilgi itirafı olarak açıklamaya zorlayan etken, şu yalın ve nesnel gerçeklikten ibaret.
Beşinci yıla girilirken Suriye krizinde, isyancılar iç savaş halinde; isyancıların bölgesel ve uluslararası müttefikleri ise paramparça. Buna karşın Suriye yönetimi bütünlüğünü koruyor; uluslararası ve bölgesel müttefikleri ise koordinasyon içinde Şam’ın yanında durmaya devam ediyor.
Rejim Laneti
Suriye’de ‘Arap Baharı’ adı verilen isyanlardan etkilenerek başlayan krizin bu ülkedeki ‘rejim’den kaynaklandığı yönünde genel bir kabul söz konusu.
Bundan dolayı devlet kavramının yerine Suriye’de ‘rejim’ kelimesi kullanılır. Kraliyet ailesinin ismini taşıyan Suudi Arabistan’da bile hükümetten, Suriye’de ise ‘rejim’den söz edilir.
Her ülkede ordular, Suriye’de ‘rejim güçleri’ vardır. Her ülkede devlete ve halka karşı silah kullananlardan ‘terörist’, Suriye’de ise ‘rejim karşıtı silahlı muhalefet’ diye bahsedilir.
Suriye’nin krallar, emirler ya da ancak darbe ile veya ölünce değiştirilebilen cumhurbaşkanları tarafından yönetilen bölge ülkeleri arasında bir istisna olmadığı biliniyordu.
Tüm kesimlerin eşit ve adil bir şekilde yönetime katılma imkânı elde etmesi, istihbarat baskısı olmadan görüş veya inançların özgürce ifade edilebilmesi ve yaşanması ve hukukun üstünlüğünün egemen olması herkesin olduğu gibi elbette Suriye halkının da hakkıydı.
Ancak ‘rejim’ vurgusuna dayalı bu söylemin adalet duygusunun aksine analitik düşünme kabiliyeti son derece zayıf olan geniş halk yığınlarını manipüle etmeye yönelik olduğu son derece açıktı.
Suriye’nin 2011 Kronolojisi
Suriye isyanının 18 Mart 2011’de Dera’da sivil değişim talepleriyle başladığı; ancak ‘rejim’in ‘halkın sivil değişim taleplerini şiddet kullanarak bastırdığı; halkın da daha sonra kendini savunmak için silahlı direniş başlattığı’ varsayılıyor.
Fakat ABD’nin Suriye cumhurbaşkanına çekil çağrısı yaparak ‘devrim’ niyetini kuvveden fiile geçirdiği 18 Ağustos 2011’e kadar olan sürecin kısa kronoloji, bu varsayıma inanmayı güçleştiriyor:
21 Mart 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, Dera valisini görevden aldı. 26 Mart’ta geniş çaplı reform süreci başlattığını açıkladı, 260 siyasi tutuklu serbest bırakıldı. 29 Mart’ta Naci Itri hükümeti istifa etti.
7 Nisan 2011: Ulusal Koordinasyon Kurulu adlı muhalif örgütün liderlerinden Heysem Menna, el-Menar’a iki kanaldan silah yardımı teklifi aldıklarını; ancak bunu reddettiklerini açıkladı. 8 Nisan’da Dera’da 19 polis, 11 Nisan’da Banyas’ta 2’si subay 9 asker öldürüldü.
29 Nisan’da Suriye’nin Türkiye sınırına yakın hiçbir yerinde en küçük bir gösteri dahi olmamasına rağmen, 250 kişilik bir Suriyeli grubu ellerindeki Türk bayraklarıyla ve Türkçe “Türkler gibi yaşamak istiyoruz, demokrasi istiyoruz” sloganları atarak Yayladağı’na geçti. Türkiye insani krize hazırlık gerekçesiyle mülteci kampları inşa etmeye başladı.
1 Mayıs 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, genel af ilan etti. 2 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan Suriye sorununun BM güvenlik Konseyi’ne gelebileceği uyarısı yaparak bu durumunda Türkiye’nin uluslararası toplumla birlikte hareket edeceğini söyledi.
18 Mayıs’ta Erdoğan’la acil görüşme talebinde bulunan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Esad’ın reform konusunda çok yavaş hareket ettiğini belirtip, “Esad’a karşı ortak dil kullanmalıyız, mesajlarımızı senkronize etmeliyiz” dedi. Yurtdışında dağınık halde bulunan muhaliflerin örgütlenmesi süreci başladı. 31 Mayıs’ta Suriyeli muhalifler Antalya’da toplandı.
1 Haziran 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, ulusal diyalog için heyet kurdu. Yeni seçim yasası hazırlandı. Antalya’da toplanan Suriyeli muhalifler, genel af kararını kabul etmediklerini ve rejim değişikliği taleplerinde ısrarcı olduklarını açıkladı. 6 Haziran’da Türkiye sınırına yakın Cisr eş-Şugur kasabasında silahlı gruplar, Suriyeli 120 güvenlik görevlisini öldürdü. Muhalifler cinayetten rejimin sorumlu olduğunu söyledi. Aynı gün İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Beşşar Esed’in Suriye halkı nezdindeki meşruiyetini yitirdiğini öne sürdü.
4 Temmuz 2011: Fransa’daki İsrail lobisinin en etkin üyelerinden Bernard Henri Levy, Suriyeli muhalifleri Paris’te bir konferansta topladı. Toplantıya Müslüman Kardeşler’den de Milhem Derrubi katıldı. 28 Temmuz’da Suriye ordusundan kaçıp Türkiye’ye sığınan Albay Riyad Esad, diğer firari askerlerle birlikte Özgür Suriye Ordusu adlı bir silahlı örgütü kurdu.
5 Ağustos 2011: ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye’de ölen 2 bin kişiden ‘rejimin’ sorumlu olduğunu söyledi.
6 Ağustos’ta Başbakan Erdoğan Suriye’de yaşananları Türkiye’nin bir iç meselesi olarak gördüklerini söyledi. 7 Ağustos’ta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Davutoğlu’nu telefonla arayarak “Şam’a vereceğiniz mesajlarda uluslararası toplum ile birlikte hareket etmemiz büyük önem taşıyor. Tek ses olalım” mesajı verdi.
8 Ağustos’ta ABD Başkanı Obama’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Fred Hoff ile ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Başbakan Baş Danışmanı İbrahim Kalın ile görüştü. İbrahim Kalın, Amerikalılara “Davutoğlu’nun 9 Ağustos’ta yapacağı görüşmeyi beklememiz lazım. Bu görüşme sonrası yeni bir yol haritası belirleyebiliriz” dedi.
9 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD ve Avrupa tarafından yakından izlenen Şam ziyaretini gerçekleştirdi. Davutoğlu’nun bu başarısız ziyaretinin ardından Türkiye’nin üstlendiği ikili ilişkilerden kaynaklanan nüfuzu ile Suriye’yi dönüştürme rolü sona ermiş oldu.
18 Ağustos’ta ABD Başkanı Barack Obama ve AB liderleri Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e görevi bırakma çağrısında bulundu.
‘Dostlar’ın Devrimi, Suriye’nin İç Savaşı
18 Mart’tan 18 Ağustos’a kadar Suriye’de Tunus veya Mısır tarzı bir devrimin gerçekleşmemesi ve Şam’ın Türkiye aracılığı ile dayatılan teslim şartlarını kabul etmemesi, ABD ve müttefiklerini ‘Suriye devrimi’nin araçlarını yaratmaya sevk etti.
15 Eylül’de ABD, Fransa, Katar ve Türkiye’nin girişimiyle İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi adlı bir muhalif örgüt kuruldu. Örgütün Libya devrimine liderlik eden Libya Ulusal Geçiş̧ Konseyi gibi Suriye devrimine liderlik edeceği açıklandı.
2 Kasım 2011: Arap Birliği, sunduğu barış planının Suriye yönetimi tarafından kabul edildiğini açıkladı. 4 Kasım’da Suriye içişleri bakanlığı, herhangi bir cinayete karışmamış kişilerin silahlarını bırakarak teslim olması halinde affedileceklerini açıkladı. 6 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Suriyeli muhaliflerden silahlarını bırakmamasını istedi.
12 Kasım’da Katar başkanlığındaki Arap Birliği, Suriye’nin birliğe olan üyeliğini askıya aldı. Arap Birliği’nin Beşşar Esed’e cumhurbaşkanlığı yetkilerini yardımcısına devrederek çekilmesini öneren Yemen modeline uygun devrim teklifi Şam tarafından reddedildi.
4 Şubat 2012: Arap Birliği ve Avrupalı ortakları ‘sivilleri koruma’ gerekçesiyle BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye’ye müdahaleyi öngören bir karar taslağı sundu; ancak taslak Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Bunun üzerine 24 Şubat’ta ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmek üzere kullandığı yöntemle Suriye’ye müdahale için BM dışı bir uluslararası platform olarak Suriye’nin Dostları Grubu kuruldu.
9 Nisan 2012: Türkiye, Suriye’de siyasi çözüm öngören ve 10 Nisan’da yürürlüğe girecek olan Annan planını kadük ilân etti. Şubat ayında muhaliflerin silahlandırılmasına karşı çıkan ABD, Türkiye ve Arap müttefiklerinin baskısıyla mayıs ayından itibaren muhaliflerin Türkiye üzerinden silahlandırılmasını koordine etmeye başladı.
Kontrolden Çıkan Vekâlet Savaşı
18 Temmuz 2012: Dostlar Grubu, vekâlet savaşını başlattı. Şam’daki ulusal güvenlik binasını hedef alan bombalı saldırı sonucu savunma bakanı da dâhil olmak üzere Suriyeli tüm üst düzey güvenlik yetkilileri öldürüldü ve silahlandırılan gruplar başta Halep ve Şam olmak üzere kent merkezlerine saldırdı.
11 Kasım 2012: Temmuz’da başlatılan savaştan sonuç alınamaması üzerine ABD, muhalif grupları yeniden örgütledi ve Katar’da Suriye Ulusal Koalisyonu adlı grup kuruldu. 7 Aralık’ta da bu grubun askerî kanadının komutasını üstlenmek üzere ÖSO genelkurmayı oluşturuldu.
15 Eylül 2013: ABD’nin Doğu Guta’da kullanılan kimyasal silahlardan Suriye yönetimini suçlamasına rağmen askeri müdahaleden son anda vazgeçmesiyle devrim umutları sönen silahlı gruplar iç savaşa başladı.
Dostlar Grubu tarafından ‘ılımlı’ denerek desteklenen ÖSO, Cihatçı gruplar karşısında varlık gösteremeyip tabeladan ibaret kalırken silahlı gruplar arasındaki iç savaştan terör örgütü olarak nitelenen IŞİD ve Nusra güçlenerek çıktı.
11 Haziran 2014: 2013’ten beri Suriye’nin Rakka kentini elinde tutan IŞİD, Irak’ta Musul ve Tıkrit kentini işgal etti. 30 Haziran’da hilafet ilan eden IŞİD, 5 Ağustos’ta Erbil’e ilerlemeye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ı ise tehdit etmeye başladı.
12 Eylül 2014: Suriye’de desteklenen silahlı grupların radikalleşerek ABD müttefiklerini de tehdit edecek şekilde güçlenmesi Dostlar Grubu’nun IŞİD karşıtı Uluslararası Koalisyon’a dönüşmesine neden oldu.
Vekâlet Savaşının Sonun Resmî İlânı
2013’te Mısır’ı, 2014’te de Tunus’u 2011 öncesine geri döndüren adımlar, ABD ve Suudi Arabistan açısından bir başarı destanı olsa da; Libya, Yemen, Suriye ve Irak bariz bir başarısızlık hikâyesi anlatıyor.
CIA Başkanı John Brennan’ın 14 Mart’taki sözleri ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bugün CBS’e verdiği demeçte “Birleşik Devletler sonunda Suriye yönetimi ile müzakereye oturacak” açıklaması, vekâlet savaşının bittiğinin resmî ilânı olarak okunabilir.
Ancak yazının en başında da vurgulandığı gibi bu açıklamalar, yenilgiyle sonuçlanan bu vekâlet savaşından nasıl bir ‘onurlu çıkış’ üretilebileceğine dair ipuçları sunması bakımından önem taşıyor.
18 Ağustos 2011’de ‘Şam’da rejim değişmelidir’ diyen, 2012’deki Cenevre-1 ve 2014’teki Cenevre-2’de siyasi çözüm çabalarını ‘önce Esed gitmelidir’ ön şartıyla engelleyen ABD, dün itibariyle artık politikasını Şam’ın selametine öncelik veren bir perspektifle değiştirdiğini resmen ilân etmiş oldu.
ABD açısından Türkiye ile ortak yürütülen ‘eğit-donat’ programı, bu ilânla çelişmiyor; çünkü Ankara’nın beklentisinin aksine Washington, bu programla Şam’ı değil, ‘terörist’ grupları hedef aldığını gizlemiyor.
Dolayısıyla Ankara eğer ‘eğit-donat’ programını hâlâ ABD’yi vekâlet savaşında tutma kozu olarak görüyorsa fena halde yanılıyor.
Suriye’deki vekâlet savaşının öncülerinden Katar, 2013’te ABD tarafından oyundan alınmıştı. Bu savaşın diğer ateşli destekçisi Suudi Arabistan artık Şam’dan çok daha büyük korkulara sahip.
Re’y el-Yovm gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan’a göre, Suudi gençlerinin yüzde 92’si IŞİD’e sempati duyuyor.
Riyad, Şam’dan ve onun en büyük müttefiki olan Tahran’dan korkuyor; ama İhvan’dan ve IŞİD’den de korkuyor. Yemen’de Husilerden korkuyor; ama ona karşı desteklediği el-Kaide’den de korkuyor.
Bu korkuları sebebiyle İsrail’e yakınlaşmasını bile gizleme gereği duymayan Suudilerin ABD’yi tekrar vekâlet savaşı seçeneğine döndürebilecek takati bulunmuyor.
ABD’nin vekâlet savaşının sonunu ilân etmesi, elbette bu savaşın hemen biteceği anlamına gelmiyor.
ABD’nin nasıl bir ‘onurlu çıkış’ üreteceği şimdilik belirsiz gözüküyor; ancak bu ilânın silah bırakarak ulusal uzlaşma sürecine katılmak isteyen Suriyeli silahlı gruplar üzerinde teşvik edici bir etki yaratacağı açık.[2]
Dipnotlar
[1] El Cezire Türk. 14 Mart 2015. 'ABD Suriye rejiminin yıkılmasını istemiyor'.
[2] Kronoloji ile ilgili dipnotlar, yazının hacmini arttırmamak için yazılmadı. Yazıda geçen gelişmelerle ilgili kaynaklara Suriye’de Vekâlet Savaşı adlı kitabımızdan ulaşılabilir.

Hiç yorum yok: