Yeni Bir Dönemeçte Kurucu Siyaset İmkânları

Şu an İslamcılığın büyük oranda AKP üzerinden sistemle bütünleştiği söyleniyor. Hakikaten İslamcılık şu an iktidarın dilinde, bazı pratiklerinde ortaya çıkabiliyor. Bunu iktidarın İslamcılığın yoğun bir saldırısı olarak da değerlendirebiliriz. Halk bir dindarlığın yükseldiğini gözlemliyor. Şu an yoğun bir dinî havanın yaşandığını da söyleyebiliriz. Tabii böyle bir ortamda bir İslamcı olarak İslamî söylemi hoyratça ve kendince faşizan bir sürece doğru evrilen iktidar karşısında kendinizi biraz zor bir durumda da bulabilirsiniz. Bugün Türkiyeli İslamcılarda yenilmişlik ve dağılmışlık havası hâkim.
AKP’nin içeride İslamcılığı köşeye sıkıştırdığını söyleyebiliriz. Dışarıda ise küresel bir siyasetin adım adım İslamcılığı kuşattığını söyleyebiliriz. Bu noktada elde kalanlardan hareketle nasıl bir İslamcılık nasıl yeni bir çıkış yapabiliriz, bunu söylemeniz gerekiyor.
“Bugüne kadar ıslah çizgisinde ilerleyen İslamcı çalışmalarda kurucu bir hareketi nasıl meydana getirebiliriz?” bunu düşünmemiz gerekiyor.
Bugün kimi kişi ya da grupların başka siyasetlere evrilebildiğini gözlemleyebiliyoruz. Sembolik düzeyde kalsa bile İslamcılığın içinden gelen kimi insanların neden CHP, HDP ya da AKP saflarında siyaset yapma çabasına girdiğini görüyoruz, bu niçin olmaktadır? Niçin kendi iddialarını örgütlemek yerine hazır yapıları tercih etmektedirler? Ben durduğum yer itibariyle bu tabloyu da dikkate almamız gerektiği kanaatindeyim.
Bugün milyarlarca insan asgari ücret ile çalışıyor. Filistin meselesi üzerinden oluşan bir hassasiyet var ama ülkedeki NATO varlığına, radar üslerine ses çıkmıyor. İşte son olarak eğit-donat gibi küresel bir projenin üssü olacağız. Tüm bu konularda ne yazık ki parça parça tepkilerin ötesinde derli toplu bir İslamcı muhalefet gerçekleşmiyor. Bir dönem “zalim düzen, adil düzen” söylemleriyle oluşan hassasiyetler bugün yaşana sorunlar karşısında toplumsal bir muhalefete dönüşmüyor. Oysa kitleler kendi sorunları karşısında aciz hale düşmüş olsalar da, itiraz etmekten çekiniyor, korkuyorsa da, aslında kurtarıcı bir siyasetin parçası olmak için hazır vaziyetteler. Oysa buna karşı İslamcı yapılar kendi sorumluluklarını yerine getirmek yerine mevcut iktidarı destekleme yolunu seçiyor.
“İyi şeyleri destekleyip kötü şeyleri eleştiririz” söylemiyle sunulan bu destek, tam bir eklemlenmeyle sonuçlanıyor. Ret ya da kabul seçeneklerinde birini açıkça seçmeyenler süreç içinde mevcudu kabullendiklerini görüyor.
Halkları, ezilenleri, yoksulları, emekçileri ilgilendiren hiçbir tarih, hiçbir gün, hiçbir olay sahada olan İslamcı hareketlerin gündemi dışında değilken, masa başında İslamcılık yapanlar, tüm bu durumları komedi düzeyinde argümanlarla tartışmaktan kurtulamıyor.
Toplumsal alanda boşluk bırakmayan bir siyasetin örneklerini ülkemizde, bölgemizde görebiliyor iken İslamcıların mevcut koşullarda kendi kuşatıcı siyasetlerini, siyasal araçlarını örgütleyememesi, kendi siyasal programını oluşturamaması, örneğin kendi alternatif parti modelini ortaya koyamaması gibi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Oysa bunları gerçekleştirmek bizim tarihi sorumluluğumuzdur.
Dünya sistemi bizi ya şiddet ve vahşet politikaları izleyen hareketlerle bir tutmakla ya da tüm direniş biçimlerinden vazgeçmekle sıkıştırırken, bizim bu ikilemin dışına çıkan bir yola koyulmamız gerektiği kanaatindeyim.

Hiç yorum yok: