Turgut Uyar Okuma Kılavuzu

TURGUT UYAR, 4 Ağustos 1927’de (yani güneş Aslan burcundayken) Ankara’da doğdu… Bursa Askerî Lisesi’ni ve Askerî Memurlar Okulu’nu bitirerek (1947) orduya katıldı. Posof, Terme Ankara’da personel subay olarak çeşitli görevlerde bulundu (1948-58). Askerlikten ayrılıp memuriyete geçti. Emekliliğini isteyip İstanbul’a yerleşti (1969; gerçi bir kaynakta ’67 diye geçiyor, ama ben Necatigil sözlüğüne bağlı kaldım). Aynı yıl hikâye yazarı R. Tomris’le evlendi. Bu, şairin ikinci evliliğidir. Birinci evliliğinden biri erkek ikisi kız olmak üzere üç, ikinci evliliğinden kendisiyle aynı adı taşıyan bir erkek çocuğu vardır. (Oğul “Turgut Uyar” acaba şu internette Uyar araştırması yaparken baba Uyar’dan daha çok rastladığım ve son derece başarılı ve gayretli görünen İTÜ’lü mühendis-hoca mıdır? Ve bu arada Milli Eğitim Bakanlığı’nın sitesinin “belirli günler” linkinde Turgut Uyar’ın Mustafa Kemal’in ağzından konuşarak yazdığı ve başka bir yerde hiç rastlamadığımız bir 19 Mayıs şiirinin olduğunu biliyor muydunuz? Bakmak isteyenler için şurada) Türk şiirinin büyük ustalarından Turgut Uyar, 22 Ağustos 1985’te İstanbul’da öldü. Güneş gene Aslan burcundaydı.
Yayımlanmış ilk şiiri hece ölçüsüyle yazdığı, Yedigün dergisinde çıkan “Yad” isimli şiirdir (1947). Daha ilk şiiriyle şiir dünyasının dikkatini çekti. “Arz-ı Hâl” şiiri Kaynak dergisinin açtığı yarışmada ikinci seçilince, jüride oyunu ondan yana kullanan Nurullah Ataç genç Turgut Uyar’ı öven bir yazı yazdı. Turgut Uyar, Ataç ve benzerlerinin ona açtığı yolda Arz-ı Hâl (1949) ve Türkiyem (1952) başlıklı iki kitap yayımladıktan sonra, İkinci Yeni akımına katıldı. Kısa sürede akımın öncüleri olan Sezai Karakoç, Cemal Süreya ve Ece Ayhan’ın yanı sıra akıma kendisi gibi sonradan katılan İlhan Berk, Edip Cansever ve Metin Eloğlu’yla birlikte şiirimizde modernizmin başlıca isimlerinden biri oldu. 1860’lardan beri gelen Batılılaşma şiirimizin zirvelerinde dolaştı. Şiir eleştirisinin piri Hüseyin Cöntürk ilk pratik eleştiri kitabını onun şiiri üzerine yazdı: Turgut Uyar (1961). Yeditepe, Dost, Pazar Postası, Değişim, Dönem, Papirüs, Yeni Dergi gibi öncü dergilerde yazıları ve şiirleri çıktı. Şiirde kendi kuşağını olduğu gibi kendinden öncekileri ve sonrakileri de etkisinde bırakan atılımlar gerçekleştirdi. Her anlamda cesur bir şairdir. Özellikle 1955-65 döneminde (birçokları dönemi “şiirin altın çağı” kabul etmektedir) yazdığı eğik şiirlerle dönemin iki üç büyük şairi arasında sayıldı. Tütünler Islak kitabıyla (Tahir Alangu, Hüsamettin Bozok ve Memet Fuat’ın oylarına karşı Asım Bezirci, Edip Cansever, Fethi Naci ve Behçet Necatigil’in oylarıyla, Melih Cevdet Anday’ın Kolları Bağlı Odysseus kitabını geride bırakarak) Yeditepe Şiir Armağanı’nı (1963), Kayayı Delen İncir’le Necatigil Şiir Ödülü’nü (1982), 9 şiir kitabının toplamı olan Büyük Saat’le de Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü aldı (1984).
Şiir kitapları: Arz-ı Hâl (1949), Türkiyem (1952), Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959), Tütünler Islak (1962), Her Pazartesi (1968), Divan (1970), Toplandılar (1974), Kayayı Delen İncir (1981), Toplu Şiirler I (ilk 4 kitabının toplu basımı, 1981), Büyük Saat (9 kitabının toplu basımı, 1984). Büyük Saat’in ilk baskısı tükenince şairin kitapları dört kitaba bölünerek ikişer defa yeniden basıldı. 2002 yılındaysa Büyük Saat’in ikinci baskısı yapıldı. Şu anda kitaplarının 4 kitap olarak yayımlanmış halini Can Yayınları’nın “Ucuzca”sından yüzde 50 indirimle (çok da ucuz sayılmasa da) veya Yapı Kredi Yayınları’nın Büyük Saat toplamını bulabilirsiniz.
Uyar’ın kendisinden önceki 26 şairin birer şiiri üzerine yazdığı yazılar 1983’te çıkan ve yine yakınlarda ikinci baskısı yapılan Bir Şiirden başlıklı kitapta toplandı (İyi Şeyler Yayınları). Diğer yazılarının bir kısmı ise önce Sonsuz ve Öbürü başlıklı bir derlemede, sonra Şiirde Dün Yok Mu? başlıklı daha geniş bir derlemede çıktı (Can Yayınları). Bu iki kitapta şair hakkında yazılanların yanı sıra kendisiyle yapılan söyleşiler de yer almaktadır.
MALATYALI ABDO İÇİN BİR KONUŞMA’dan
Her şey akıp gider
Oh onlar birer ayçiçeğidir yüzleri
güneşe ve aya dönen
Hep güneşe
-Ve ben ruhçulara göre şaşkın
Zevcelere göre alkoliktim
Evet gerçekten hayatımda çok içtim
Ne kadar içtim, ne kadar duraklardan geçtim
öfkenin ve sevincin özrüne sığınıp
Ama. Bir akşam oldu muydu iyi bir akşam
yani saksı çiçeklerinin üzerine tozlar konan
ve çalışmışsam o gün, dürüst ve islam kalmışsam
bu iyi bir başlangıçtır derim aşk yapmaya.
Sular ısıtmalı güğümlerde ve karım
birtakım moda dergilerinden bile olsa karım
güneşin batışını fark etmeli ve deniz
bir kavga gibi girmeli aramıza
fark etmeli ki iyi bir güneş iyi bir yataktır
benim kollarıma
ve fayton seslerini duymalıdır loşluğa giden
benim kollarıma
Bilmem yetkim var mıdır söylemeye onun
anadan doğma mutsuz olduğunu.
Mutluluk evrenseldir kolayca bölüşülür
Kolayca hazırlanır kendiliğinden
(Kimine bir kadın kimine bir başkaldırma)-
Oysa şimşekler çaktı mıydı Bolkar’ın üzerinden
sular tarlaları bozdu muydu
ve bir kadın azıcık davet taşıdı mıydı
neden söylememeli, Anadolu’da
gecelerin zifaf olmaması imkânsızdı
Ve kocaman bıyıklarıyla
ayışığını zorlayan
Çoğalma duyguları
-Bu arada tiyatrolar oynanır
hakedilmiş gece ayasını kaşındırır insanın
ve birden karşı karşıya gelir
Romeo ile Kerem ve ben
bir düzeni eğitimli bir adam olarak kabullenen
susarım aşklarına her ikisinin
-araya koca gözlü küçük bir kız girmese-
sevmek başka bir yetenektir hemen anlarım.
Hemen anlarım, hiç yanılmam
ve çarşılarda, cami avlularında
ahşap çatılar altında nice kültürler gelişmiştir
bilirim. Ama bir akşam
hakedilmemiş bir akşam
dürüst ve islam kalmamışsam
yeter kendimi yargılamama
bir şey yapmam
biraz daha beklerim.-
(…)
Her Pazartesi (62-67 Notları), 1968.
Cemal Süreya’ya göre, “İkinci Yeni’nin ortası”; İsmet Özel’e göre, “modern Türk şiirinin konformizme düşman sesi”dir. Garip kuşağının eleştirmeni Nurullah Ataç Arz-ı Hâl’ini, İkinci Yeni’nin eleştirmeni Hüseyin Cöntürk Arabistan’ını selamlamış, düşünür-romancı Kemal Tahir Divan’ını alkışlamıştır. Tütünler Islak kitabı için Yeditepe Şiir Armağanı jürisinde modernistlerle ön-modernistler arasında bölünme yaşanmış ve 4 modernistin oyları 3 ön-modernistin oylarına galip gelerek “armağan” bu kitaba verilmiştir. Ve sonraki kuşaklar içinde şiire cidden kafa yoran herkes önce onun şiiri üzerine düşünmeyi, yazmayı mesele etmiştir.
Bir bakışta herkesin görebileceği gibi, Turgut Uyar denince başka konularda kolayca yan yana konamayacak isimler onun ismi ve şiiri üstünde buluşurlar. Kalitesi, öncülüğü ve yerliliği konusunda ittifak ederler. “Büyük bir şairdir Turgut Uyar” yargısı, önceki kuşaklarca verilmiş, sağlaması her kuşakça bir kere daha yapılmış ve bugün de her türlü sınamaya karşı gücünü gösterebilen bir yargıdır.
Şiirde büyüklükle ünün, meslekî başarıyla yaygınlığın paralel olduğunu söylemek güçtür. Şair deyince çoğumuzun aklına Turgut Uyar en ön sırada gelmez. Kitaplarının satışı çok satanlarla zaten yarışamaz da, mesela şiirde ona kendisinden daha önemli bir yer vermiş Cemal Süreya’nınkilerin bile dörtte biri seviyesinden yukarı çıkmaz. Cemal Süreya’nın toplu şiirleri 20. baskıyı devirdi; Turgut Uyar beşinci-altıncı baskıdadır.
Şiirden başka tutunacak şeyi yoktu
[İsmet Özel]
Turgut Uyar’ın şiirinden tat almanın, kendimizi bu şiirin getirdiklerine açmanın bir yolu onun şairden başka bir kimse olmadığını, olmaya da çalışmadığın ve şiirin de bu sayede şiirsellikle, şairanelikle yetinemediğini bilmektir. Turgut Uyar hayatını şiire bırakmış bir şair. Bunun karşılığında da insan olmayla meselesini şiirle ve şiir üzerinden çözmeye çalışmış bir şair. Şiirle insanı (Türk şiiriyle Türk insanını tabii) onun kadar özdeşleştiren başka bir şair bulamazsınız. Bunun sebebi nedir?
Bugün şiirle ilgili sayılan ünlü yahut ünsüz isimlerin buna cevap veremediğini görüyoruz. Birçok ünlü isim daha henüz Turgut Uyar’ın “Şiir çıkmazdadır, çünkü insan çıkmazdadır,” hükmünü (ki 1963’te, zamanın öncü dergisi Dönem’de çıkan “Çıkmazın Güzelliği” başlıklı yazısında verdiği bir hükümdür) bile anlayamamıştır. Birçok bilir bilmez insan da bu ünlülerin açtığı kanaldan hadiseye girizgâh ederek, Turgut Uyar’ın bu hükmüyle karşılaşınca geçmişlerine sövülmüş gibi müdafaacı, korumacı cevaplar üretmeye çalışıyorlar. “A hiç öyle şey olur mu efendim” der gibidirler; insan nasıl çıkmazda olabilir, şiir hiç biter mi ayol!
“Şiirimiz, dolayısıyla edebiyatımız, çünkü ülkemizde edebiyatın, hatta bazı ölçülerde toplumun birçok sorunları açık kapalı, şiirde tartışılır, şiirde çözülür yahut çözülmez veya bu sorunlardan şiirde vazgeçilir.” (aynı yazıdan)
“Turgut Uyar’ın şiir çıkmazdadır” hükmüne temel olan kaziye budur. Yani birileri eğer Uyar’a 40 yıl sonra cevap üretmek istiyorlarsa, bu kaziye üzerinde fikir beyan ederek yapmalılar bunu. Aksi halde söylenen her söz hemen unutulacak bir lakırdıya dönüşebilir. Ki zaten 40 yıldır bu konuda hâlâ en kalıcı söz Turgut Uyar’a aittir.
İsmet Özel’in Turgut Uyar’ın bu hükmüne ondan 20 yıl sonra “Şiirin çıkmazda olacak kadar bile takati yok,” hükmünü eklediğini biliyoruz. İsmet Özel herhangi bir söz söylemiş değil. Sıradan bir beğenmeme tribi yok burada. Özel de o kaziye üzerinden konuşuyor. Şiirin çıkmazda olacak takati yok; yani şiir, şiirden siyasete kadar toplumun birçok sorununu yüklenecek, tartacak, tartışacak güçten mahrum. Bundan 20 yıl sonra bugün ise, bir Türk şiirinin olmadığı bile rahatça söylenebilir. Başka deyişle, sırayla ve 20’şer yıllık dönemler boyunca Uyar’ın uyarısı ve Özel’in meydan okuması bizzat yazılan şiirlerle geçersiz kılınamadığı için bunları mümkün kılan kaziye de elden çıkmış veya çıkmak üzeredir. Samimi konuşmak lazım. Türk şiirinin, yani Türkçe’nin, yani Türklüğün dizinin bağı çözülüyor ve buna karşı topluca bir çıkışı hiçbir alanda göremiyoruz.
Şimdi ben güya size Turgut Uyar şiiri kılavuzluğu yapacağım ama herhangi biriniz kalkıp “Kılavuzu karga olanın…” diyebilir pekâlâ. Hakkı da vardır. Çünkü size olduğunuz yerden alıp belli bir yere, işte geldik diyebileceğiniz bir yere götürmeyeceğim. Ama yine de Uyar’dan yana benim söyleyeceklerim bununla sınırlı değil. Benim kargalığım baykuşluğa, yani bet sesim kıyamet haberciliğine dönüşebilirse, sizleri Turgut Uyar’ın şiir ülkesine götürebilirim de.
Bu karışık sözlerden bir şey anlamadınızsa sadeleştireyim: Turgut Uyar, Türkçe’nin dizinin bağının çözüleceğini bundan 40 yıl önce sezmiş bir şairdir. Bunu da hayatında ve şahsiyetinde şiirden başka bir şeye yer, önem, rol vermemesine borçludur. Bu da onu meslekî başarıya, kuşaktaşlarının öncüsü konumuna taşımış; fakat bu yüzden de “sıradan” okuyucu ile bağlarını koparmıştır.
Bir “Siham-ı Kaza” Şairi
Şiirimizde pek fazla üzerinde durulmamış bir kol veya damar da ta 17. yüzyılın Nefi’sinden yüzyıl başının Fikret ile Akif’ine, oradan Nazım’a ve daha sonra Turgut Uyar ve İsmet Özel’e kadar getirilebilecek bir şey, yani “siham-ı kaza” (kaza okları) veya “anti-konformizm” kolu veya damarıdır. Bu damarın elbette daha önemsiz şairleri de vardır ve bugün de bu yolda adımlar atılmakta, gayretler sergilenmektedir.
Bunu ben icat ettiğime göre, kendimi de siham-ı kazacılardan saydığımı da söylemem gerekir. Siham-ı kaza şairi, ne birçokları gibi dönemin eğilimlerine kendini bırakır, nabza göre şerbet verir, iktidarın şemsiyesinden azami-asgari istifade eder ne de okuyucunun şiirden almak istediği hazzın şiirini öncelemesine izin verir.
Turgut Uyar şiirinin okuyucu geneliyle bağlarının zayıflığı ve popüler olmamış ve olmayacak olması Uyar’ın özellikle üçüncü kitabı Dünyanın En Güzel Arabistanı’yla belirginlik kazanan anti-konformizmi yüzündendir. Ne demek anti-konformizm? Uysalcılık karşıtlığı demek. Yani toplum düzeniyle birey ahlakını bütünleştiren kanı ve tavırları sana verildiği gibi kabul etmemek demek. Aykırılık (muhaliflik) bunun iktidarla diyaloga girmiş halidir. Fakat anti-konformizm iktidarla bu tür bir diyalogu da reddedebilir ki Turgut Uyar’ın anti-konformizminde bu görülmektedir.
Uyar şiirinde iktidara yönelik açık muhalefet bu yüzden yoktur. Mesela aynı dönemin siham-ı kazacı şairlerinden Metin Eloğlu’nun CHP/DP ya da jakoben laikçilikle demokrat laikçilik kanadını açıkça hicvettiğini, CHP/jakoben laikçilik kanadını ise eleştirmekle birlikte onunla aynı tarafta kalmayı kabul ettiğini görebilirsiniz. Şiirinin DP iktidarına denk gelmesi Eloğlu’yu muhalif kılmaya yetiyor. Yahut da kendince bir siham-ı kazacı tarafı da olan Attila İlhan’ın (bu yazıda bütün isimler şapkasız) DP muhalifi, CHP taraftarı olduğu açıktır.
Burada topu romancıların ayağına atarsak, Orhan Kemal’in Metin Eloğlu’ya, Kemal Tahir’in de (benzemez binlerce özellikleri bir tarafa) Turgut Uyar’a karşılık geldiğini rahatça söyleyebiliriz. Düşüncede ise Kemal Tahir’in yanı sıra İdris Küçükömer (Ece Ayhan’ın “uçbeyi” tespitine selamımızı göndererek) anti-konformist, siham-ı kazacı damardan sayılabilir.
Anti-konformizmden Sünniliğe
İsmet Özel’in “Sünni Şair Olur Mu?” başlıklı yazısını okumayanlara burada bir özet sunamayacağız (yazı şairin Şiir Okuma Kılavuzu’ndadır) ama o yazının önerisinden yararlanarak, Turgut Uyar şiirindeki anti-konformizmin, siham-ı kazacılığın hem şiir mesleğinin teknik bir meselesi olarak Nefi’yi İsmet Özel’e, Akif’i bize bağlayan damarın güçlü bir momentumu, düğümü, atılımı ve vuruşu olduğunu hem de Türkiye’de her anti-konformist atılımın Sünniliği gözetmeye mecbur olduğunu iddia edebiliriz.
Turgut Uyar şiirinin tek bir okunma tarzı yoktur. Gözlemlerimize bakarak, iki ana okuma tarzı olduğunu, olabileceğini söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi, daha Uyar bu yöndeki ilk atılımını gerçekleştirdiği sıra Hüseyin Cöntürk tarafından önerilen ve Uyar üzerine yazılan yazılardaki genel tarz olan “çağının şiiri/laik şiir” olarak Turgut Uyar şiiri okumasıdır. Bu okumanın başat kitabı Arabistan’dır. Bu tarzı sürükleyen okuyucuların önemli bir kısmının Edip Cansever’i Turgut Uyar’a, Uyar’ın Arabistan’ındaki lirik tarafı da epik tarafa tercih ettiklerini söylemeliyiz.
Bir başka “laik” okuma tarzı da belli bir yazarca önerilmemiş, fakat her alanda aranan bir sentezi, çağdaşlık-gelenekle alaka kurma sentezini Turgut Uyar’da da bulan okuma tarzıdır. Bu tarzın okuyucuları için Divan Uyar’ın tartışmasız en okunur, sevilir kitabıdır. Uyar’ın bu kitaptaki gazellerinden filan büyük haz duyarlar. Bu insanların Turgut Uyar’ı Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okudukları gibi okuduklarını ve böylece bugün ününün ve yayım imkânının zirvesini yaşayan sözde gelenekselci-modern şiir sentezine yayılma alanı oluşturduklarını söyleyebiliriz. Bu yolun şiir zevkinin güvenilmezliğini, tutarsızlığını, kendini Türk şiirinin ana damarlarından hiçbirine kabul ettiremediğini de tabii.
İkinci ana okuma tarzı, İsmet Özel’in önerisi üzerinden yapılabilir: Sünni bir şair olarak Turgut Uyar. Ama bu tarz okuma yaygınlık alanını henüz kazanmış değildir, öte yandan aslında işin nabzının attığı okuma tarzı da budur.
Kılavuzumuza aldığımız “Malatyalı Abdo İçin Bir Konuşma” başlıklı şiiri, Turgut Uyar’ın Sünnice okunuşunun cümle kapısıdır. Biz Turgut Uyar’a bu kapıdan girdik. Buradan aynı (Her Pazartesi) kitaptaki “Ölü Yıkayıcılar” şiirine yol aldık. Oradan şairin bir önceki kitabı olan ve bu okuma tarzının şaheseri sayılabilecek Tütünler Islak’tan özellikle “Çok Üşümek”, “Kurtarmak Bütün Kaygıları”, “Bir Barbar Kendin Tartar” ve “Terziler Geldiler” şiirlerinde uzun süre soluklandık. Dünyanın En Güzel Arabistanı ve Divan gibi “şık ve kaliteli” yani bir yanıyla laik ve burjuvayı gözeten, esas yanıyla Sünni ve özcü olan adına bunları sorgulayan kitaplarını da Tütünler Islak dolayımıyla anlamlandırdık. Ve böylece bir okuma kılavuzunun daha sonuna geldik. Yayım yönetmeninin buyurgan sınırlamalarına riayet edelim diye kısa keselim dedik; ama ben size söyleyeyim, ne Turgut Uyar şiiri ne de bu şiirin Sünnice yahut da laikçe okunuş tarzları bir “okuma kılavuzu”na ve hatta bütün Kılavuz’a sığabilir. (Böyle diyeyim de bari yazıyı bu kadar geciktirdikten sonra bir de üste çıkayım.)
28.01.2015

Hiç yorum yok: