Muaviyeleşme Temayülü

“Oğlum ben her gün, her Cuma bir tane ayet sallıyorum. Google’a gir, Kur’an’da atıyorum kardeşlik, Kur’an’da nankörlük, Kur’an’da bilmem ne diye search yap hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane salla gitsin.
Sabah beşte çaktım bir tane.
Bu Bakara iyi ya.
Makara iyi…”
Devletin bütün imkânları ellerinin altında olan siyasilerin sermaye çevreleriyle kurdukları menfaat ilişkileri.
Asgari ücretle yaşamaya mahkûm edilmiş milyonların hakkını, hukukunu milyoncuk milyoncuk çalan bakan çocukları.
Devletin, yani kamunun, yani milletin parasını kibir saraylarına gömen siyasiler.
Bakanlık zırhını sermayenin önüne paspas yapanlar.
Asgari ücretli kölenin, pardon çalışanın 5 TL olan saat ücretinin 140.000 katını saat olarak koluna takan bakanlar.
Liste uzar gider ama sanırım bu kadarı yeterli.
Her toplumda, yapıda, camiada, cemaatte bu ve benzeri suiistimaller, hırsızlıklar, yolsuzluklar olabilir. Esas problem bu çirkinliklerin rahatsız edici olmaması, tepki çekmemesi, normalleşmesi, normalleştirilmesidir.
Hele bu normalleştirme pervasızlığının dinî motiflerle süslenerek yapılması daha da ahlaksızca.
Her ne olursa olsun siyasiler, bürokratlar, yöneticiler kötü olanı yapma konusunda bu denli cesur olmamalıydı.
Bütün peygamberlerin, imamların (a.s.), ilahi önderlerin esasen toplumlara yerleştirmek, meleke haline getirmek istedikleri önemli hususlardan biri de iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır. Kötü kötüdür, her kim nerede ne için yaparsa yapsın, kötü kötüdür. Hatta kötü olanı yakınlarımızın, bizden birilerinin yapması daha da kötüdür. Peki, zamanımızın iktidarı, ilişik aydınları, dindarları, ilahiyatçıları niçin aynı tavrı göstermedi de aksine sahiplendi, daha da kötüsü meşrulaştırmaya çalıştı, çalışıyor? Suç ortağı olmaları, domino etkisi ile kendilerinin de aynı süreci yaşamaları muhtemel bir sebeptir. Ben daha çok bunu niçin sessizce yapmadıkları üzerinde durmak istiyorum.
Cumhurbaşkanı Kırşehir mitinginde makaracı eski bakanını sahneye çağırıp ahaliye alkışlattı. Kur’an ile alenen alay eden kişiyi meydan okurcasına bu sahiplenme niye?
Nedense bu sahne bana İslam tarihinden ibretlik bir olayı hatırlattı. Kûfeli bir Arap ile Şamlının deve hikâyesi:
Kûfeli, devesine yüklediği mallarını satmak için Şam'a gelir. Adamın Kûfeli olduğunu öğrenen bir Şamlı, gelip devenin yularından tutarak; “Bu dişi deve benimdir” der. Kûfeli itiraz eder ki zaten devesi dişi değil, erkektir.
Münakaşa büyür ve Muaviye'ye intikal eder. Muaviye önce bütün ahaliyi çağırarak meydana toplar. Sonra tarafları dinler gibi yapar ve “Bu dişi deve Şamlınındır” diye karar verir. Sonra da toplanmış binlerce Şamlıya; “Ey Şamlılar! Bu dişi deve kimindir?” diye sorar. Kalabalık bir ağızdan; “Bu dişi deve, Şamlınındır” diye bağırır!
Muaviye şaşkın şaşkın olan biteni seyreden Kûfeliye döner ve "Bana bak! İkimiz de biliyoruz ki, bu deve erkektir. Git Ali’ye de ki; Şam’da, öyle bir ahali var ki, erkeği de dişiyi de cinslerine göre değil, Muaviye'nin sözüne göre söylüyorlar! O dişiye erkek, ya da erkeğe dişi dese, hepsi ona itaat ediyorlar! Ali’ye söyle ayağını buna göre denk alsın!" der ve Kûfeliyi gönderir!
Egemen Bağış’ı kalabalığa alkışlatan Erdoğan’ın mesajı ne?
Benim anladığım şu: “Halkım bana öylesine bağlı ki Kur’an ile alenen alay eden kişiyi sahiplenecek, alkışlayacak kadar bana itaatkâr!”
Mesaj her ne ve kime olursa olsun, özellikle ilahiyatçıların, kanaat önderlerinin vs. siyasileri daha da cüretkâr yapan suskunluğu makaracı bakanları sahiplenmekten daha da çirkin.
“Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve Kur’an’la yoksulluğumuzu gider; rızkımızı bol et ve bizleri refaha kavuştur. Onunla bizleri kınanmış huylardan ve kötü ahlaktan kaçındır; küfrün derin kuyusundan ve nifaka yol açan şeylerden koru ki, kıyamette bizleri senin hoşnutluğuna ve cennetlerine götürsün; dünyada gazabından ve sınırlarını aşmaktan korusun ve katındaki helalleri helal, haramları haram kabul ettiğimize tanık olsun.”*
* İmam Zeynelabidin (a.s.)’ın Kur’an’ı hatmettiği zaman okuduğu dua.

Hiç yorum yok: