Kıvılcımlı'dan Perinçek'e Vatan Partisi

Kıvrak bir zekâsı vardır Doğu Perinçek'in.
Aklı ve hünerleri, kırk beş yıldır içinde türeme imkânı bulduğu politik ortamda daha da gelişmiştir. Bırakalım sol/sosyalist örgütsel yapıları; burjuva siyaset sahnesinde bile kırk beş yıldır benzer coşkuyu sürdüren ve bu coşkuya ortak olabilecek yeni isimler yaratabilen lider sayısı azdır. Uzun yıllar bir örgüte liderlik yapmış olmak değildir Perinçek'i farklı kılan, kendi gelgitlerini ve sürüklenmelerini teorize etme konusundaki başarısıdır.
Perinçek, ilkelerini ve pratik-politikasını birbirine uygun sürdürebilmektedir. Yapıp ettikleri, yazıp çizdikleriyle denk düşmektedir. Günlük politik meseleler üzerine her daim bir sözü, gizli bilgisi veya yapılacak eylemi vardır. Aydınlıkçılar, kâh Amerikan askerinin başına çuval geçirirken kâh Ermenilere karşı ırkçı mitinglerde dikkati çekmektedir. Sosyalistlerin halklaşmak için çırpındıkları dönemlerde takındıkları politika-dışı dilleri de yoktur. Doğrudan politik bir dil kullanmaktadırlar. Günlük olaylar analiz edilmektedir ve döneme uygun tavır alınmaktadır.
Kırk beş yıldır, Maoculuk'tan başlayıp Kemalizm uğrağından Tayyipçilik'e kadar giden politik hattın teorik zemini ilmek ilmek örülmüştür. Marksist devrimciliğin her sözüne karşılık bir cevapları mutlaka vardır!
Perinçek, özetle, verimli bir sahadadır. Hem ilkelerde hem de praksiste politika-içidir. Son yarım yüzyılın tüm önemli dönemeç noktalarında mutlaka Perinçek figürü vardır ve kalıcı izler bırakmıştır. 1968-71 ayaklanmaları, 78 süreci, 12 Eylül, Özalizm yılları, Kürt İsyanı, 19 Aralık, Ergenekon ve son olarak da paralel yapı. Hepsinde farklı konumlanışlar, farklı ilkeler ve farklı taktikler...
Sürekliliği sağlayan ortak ve ontolojik olarak sınırlayıcı bir etmen olmalı! Perinçek'i var eden ve başarılı kılan faktör, onun ezenlerin safını tutmasından kaynaklanmaktadır. Perinçek'in ezilenlerin çıkarını gözeten ve ezilenlerin davasını güden hiçbir emeli yoktur. Egemen bloklar arasında taraf tutmaktan veya onlardan birinin değirmenine su taşımaktan öteye gidemeyen bir hayatın artık yavaş yavaş sona ereceğini beklerken, trajik bir dönemeç ile karşılaştık: Fethullahçı yapılanmaya karşı Tayyip devletine övgü! “O halde Tayyip Erdoğan'la da beraber mi olacaksınız?” sorusuna Evet, o konuda beraber olacağız. Yani F Örgütü’nün kökünün kazınmasında kim varsa. Çünkü Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi için, Türkiye’de bir halk yönetimi milli yönetim olması için bu şart.” cevabını vermiştir.[1]
Tarafını ezenler içinde belirleyen Perinçek, kırk beş yıldır kendisine iyi bir rant kapısı bulmuştur: Ezilenlerin devrimci dilinden rol çalmak. Perinçek, devrimcilerin dilini ve tarihini egemenler arası çelişmelerde kullanarak iğdiş etmektedir. Politikasını hâkim sınıfların rotasına göre çizen Perinçek, teorik alt yapısını devrimcilik ayracının rantı ile oluşturmaya çalışmaktadır.
Şefik Hüsnü'nün Aydınlık'ından, Behice Boran'ın Türkiye İşçi Partisi'nden sonra sıra nihayet Kıvılcımlı'nın Vatan Partisi'ne geldi. Kıvılcımlı'nın 1954 yılında kurduğu ve komünizm propagandası ile dini siyasete alet etmek suçundan kapatılan Vatan Partisi, Perinçek'in lideri olduğu İşçi Partisi'nin yeni ismi oldu.[2] 15 Şubat 2015 tarihinde, “Milli Hükümet için Birlik” sloganıyla toplanan olağanüstü kurultayda partinin ismi Vatan Partisi olarak değiştirildi. Logosu ise yıldız etrafında buğday başağı oldu.
Perinçek ve arkadaşlarının Aydınlık dergisiyle ya da TİP ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, politik ve örgütsel olarak Hikmet Kıvılcımlı ile de bağı yoktur.
Ergenekon operasyonları ile karakterize dönemin yavaş yavaş sonlandığı ve devlet içi kamplaşmanın Cemaat-AKP arasına sıkıştığı bir dönemde safını Tayyip devletinden yana belirlemiş bir fraksiyonun Vatan Partisi güncellemesi nereden çıktı?
Tayyip Erdoğan'ın şahsında, kurumsal Kemalizmin tüm genetik tarzının AKP'de simgeleştiği bir evredeyiz. Bu noktada ideolojik Kemalizmin soldan yeniden üretilmesi tam da Perinçek ekibine uygun düşen bir taktiktir.
Vatan Partisi'nin tarihine kısaca göz atmak gerek. Tek parti diktatörlüğünü adalet ve daha fazla özgürlük vaadiyle sona erdiren Demokrat Parti'nin gerçek yüzünü gösterdiği bir tarihte doğdu Vatan Partisi. Cumhuriyetin kuruluşundan beri tutuklamalarla, işkencelerle ve türlü engellemelerle karşılaşan TKP üyelerinin örgütsüz ve dağınık olduğu bir dönemdi. 1938 donanma davasından sonra başlayan sürek avı birçok öncü kadronun yurtdışına çıkmasına sebep olmuş; Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı gibi isimler de uzun yıllar hapis yatmıştır.
1950'li yılların ikinci yarısına yaklaşıldığında, Türkiye halklarının Demokrat Parti'den beklentilerinin boşa çıktığının iyiden iyiye hissedildiği günlerde, eski TKP kadrolarını toparlamak ve işçi sınıfı partisi hazırlığı yapmak için kuruldu Vatan Partisi.
Taktik ve stratejinin bir “minima program” olduğunu açık yüreklilikle ifade eder Kıvılcımlı. Program ve tüzükte bir kez bile sosyalizm, marksizm, komünizm gibi kelimeler geçmez. Sonraları, 27 Mayısçılara göz kırparcasına, “İşte, Vatan Partisi o panik karanlıkları içinde her ne olursa olsun İşçi Sınıfı hak ve varlığının, yaşama savaşının bayrağını yere düşürtmemek için kurulmuştu.[…] 27 Mayıs gecesi İşçi Sınıfı İktidara gelse, 28 Mayıs sabahı, Türk Milletine hangi tekliflerle nasıl bir uygulama sunacağını çok kısa ve çok açık anlaşılır dille belirtmekti.” diyecektir.[3]
Program şemasında, özgürlüğün hedefinin fakirliği giderme, ruhunun oy davarlığını kaldırma, insanı tepeden tırnağa örgütleme, sağlıklı hoşgörülülük sağlama, gücünü halk ordusundan alma, ağır sanayi hamlesi ve namuslu sosyal istatistikler gibi amaçlar yer alır. Programın yarısından fazlası ekonomiye ayrılmıştır. İşsizlik, pahalılık, sanayileşme ve işçi problemleriyle cebelleşilmiştir. Köylüye toprak, öğrenciye örgüt vaad edilmiştir.
Genel seçimler öncesinde, 1957 yılında, dini siyasete alet etmekten ve komünizm propagandasından dolayı kapatılan Vatan Partisi'nin önder kadroları, yaklaşık iki yıl boyunca güneş görmeyen hapishanelerde en ağır işkencelerden geçmiştir. Kıvılcımlı, partinin amblemindeki VP harflerinin orak-çekice benzetilerek başlayan ağır yargılama-beraat ve darbe sürecini şöyle özetler: “2 yıl sonra Vatan Partililer iktidarın en güvendiği Ağır ceza'da beraat ettiler. Yalnız çoğunun lekesiz dişleri, sertçe ekmek kabuğunu ısırırken peynir gibi çatırdayıp dökülü dökülüverdi. "Dişli" İktidar tekme tokat Yassıada'ya gönderildi. 27 Mayıs, Türkiye'de de bir Sosyalist Partisi kurulmasını gerekli buldu. Ve Bayar affedildi. Kimi "Sosyalist"ler hâlâ Vatan Partisini affedemediler.”[4]
Böylesi politik altyapı ile kurulan Vatan Partisi'nin iki ciddi teorik yönelimi oldu.
1. Eyüp Sultan Konuşması: Müslüman halk kitleleri üzerinde etki kurmayı amaçlayan bu konuşma, aydınlanmacı Marksizmin sınırlarını zorlaması ve İslam devrimciliği arayışı üzerine kafa yorduğu için dikkat çekmektedir. Mülkiyet düzenini İslam cephesinden reddeden, mücadeleye çağıran, İslam'daki sosyalizan öze vurgu yapan ve kapitalizm öncesi toplumların ritüellerini önemseyen bu bakış açısı yerel Marksizm deneyimleri için önemlidir ve güncellenebilir.
2. II. Kuvvayimilliyecilik: Demokratik devrim parolasıyla, küçük burjuva halk kitleleri ile birlikte topyekûn bir ayaklanma planlanmaktaydı. Sosyalist devrim için zorunlu bir aşama olarak yaygın kabul gören bu program, toprak reformuna ve işçi sınıfının sendikal örgütlenmesine dayanıyordu. Her ne kadar II. Kuvayimilliyecilik ile ifade olan Kemalist Sosyalizm akımı 68 hareketine ruh vererek devrimci rolünü icra etmişse de Türkiyeli Marksistlerin Kürdistan devrimciliği ile ilişki kurması, Kemalizmin teorik ve politik reddiyesi ve hedefe devlet aygıtının oturtulması, bu programın gerici kimliğini açığa çıkarmıştır. II. Kuvayimilliyeciliğin güncellenmesi karşı-devrimcilikle itham edilebilir.
Perinçek, Vatan Partisi'nden, ezenlerin safından ezilen devrimciliğinin tarihî bir referansıyla bahsetmektedir. İtiraf etmek gerekir, Perinçek'in paradoksundan Kıvılcımlı da muaf değildir. Vatan Partisi deneyimi, ezilenlerin safında yer alan bir grubun politik varlığını sürdürebilmek ve kendini yeniden var edebilmek için ezenlerin dilinden rol çalma çabasının bir ifadesidir.
Ezenlerin safındaki Perinçek ezilenlerin dilini kullanmaya çalışıyor...
Ezilenlerin safındaki Kıvılcımlı, ezenlerin dilini kullanmaya çalışıyor...
Atmış yıl sonra Perinçek kendi paradoksunu Kıvılcımlı'nın paradoksuyla aşmaya çalışıyor. Bu paradoks, bir zamanlar Perinçek'in Kıvılcımlı'yı burjuva ordu-devlet teorisyeni[5] ilan etmesinden veya Kıvılcımlı'nın Perinçek'i “Mao kalpazanı, CIA sosyalisti”[6] olarak nitelemesinden kaynaklanan “kişisel” bir sorun değildir. Politik safların ve dillerin, kendi içinde ve birbirleri arasındaki çelişkiden kaynaklı bir meseledir.
Bahsettiğimiz çelişkilerin Aydınlıkçılara ne kadar zarar vereceği veya katkı sağlayacağı bilinmez ancak Perinçek'in son hamlesinden elbette ki rahatsız olduk. Kıvılcımlı'nın tarihi ve eyledikleri Marksistlere bırakılsa daha iyiydi. Marksistlerin güncellemediği, güncellenmesini istemediği ve aşarak reddettiği tarih de Marksistlerindir.
Kıvılcımlı dünyası bu hamleden çok etkilenmeyecektir. Birey olarak Kıvılcımlı'nın Kemalizmin zindanlarında geçen yirmi iki yıllık iz bırakıcı yaşamı değil yalnızca arda kalan... Bize miras kalan iki Yol vardır. Biri kâğıttan ve mürekkepten oluşan, ihtiyat kuvveti şark olarak belirtip Kürdistan devrimciliğini müjdeleyen Yol'dur. Diğeri ise Ramazan Ongan ve Orhan Yılmazkaya'ların feda ruhuyla bedenlerinin üzerine serili olduğu Yol'dur.
Her iki Yol da Perinçek'in sömüremeyeceği kadar berrak ve ışıklıdır. Ezilenlerin cephesinden ezilenlerin dilini konuşan iki Yol'un devrimciliği, suretinde değil, iliklerindedir!
Çağdaş Balcı
Dipnotlar
[1] “Cemaate Karşı Erdoğan’la Beraber Olacağız”, Odatv.
[2] “Perinçek’in Kurultay Konuşması”, aydınlıkgazete.
[3] Hikmet Kıvılcımlı, “İşçi Sınıfı Partisi’ne Giriş”, halkcephesi.
[4] A.g.e.
[5] Kıvılcımlı'nın Burjuva Ordu ve Devlet Teorisinin Eleştirisi, Doğu Perinçek, Aydınlık Yayınları.
[6] Hikmet Kıvılcımlı, “CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?”, suvaridergi.

Hiç yorum yok: