İç Güvenlik Paketi Tasarısı

Devlet, İç Güvenlik Paketi Tasarısı ile “ İnsanı Yaşatamaz, Ancak Öldürür”
Toplumsal olaylarda ortaya çıkan şiddetin gerekçe gösterilmesiyle gündeme getirilen ve kamuoyunda “İç Güvenlik Yasa Tasarısı” olarak bilinen düzenlemeler, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlamıştır.
MAZLUMDER olarak, tasarıda yer alan ve temel insan hakları ve özgürlüklerde geriye dönüş mahiyetindeki düzenlemelerle ilgili eleştiri ve önerilerimizi 17.12.2014 tarihli açıklamamızla kamuoyuyla paylaşmıştık. Ne yazık ki, toplumun farklı kesimlerinden gelen tüm itirazlara rağmen, özgürlük-güvenlik dengesini özgürlük aleyhine bozan ve İnsanlık Onuru ve İnsanlık Onurundan kaynaklanan hak’lara zarar verecek hususlar içeren tasarıda herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Tasarının, mevcut haliyle, muhatap olduğu bütün insanları hizmet edilmesi gereken bir “değer” kabul etmesi gereken idare ve bürokrasinin, toplumun iradesini ipotek altına alma, herkesi şüpheli şahıs ya da potansiyel esir görme isteğinin sonucu hazırlandığı anlaşılıyor.
Tasarı yasalaştığı takdirde; yargı görevi yapmayan ve idare adına taraf olan mülki idare amirlerinin ve güvenlik güçlerinin yetkisi daha da arttırılacak, böylece kendilerine insanları 48 saate kadar herhangi bir yargı kararı olmaksızın hürriyetlerinden mahrum bırakma-ki bu durum çok fazla istismara açıktır, işkencenin yaygınlaşmasının habercisidir-, üst ve arabalarını arama, telefonları dinleme yetkileri gibi, yargı makamlarının kılı kırk yararcasına gösterilmesi gereken bir titizlikle ancak verebilmeleri gereken kararları alma yetkisi verilecektir. Oysa kişi özgürlüğü ve güvenliği en temel insan haklarındandır. Bu hakkın hukukî gerekçelerle kısıtlanması yetkisini, yargının bir ayağı olan hukukçu savcılardan fiilen alarak, mülki amirin veya polis şefinin yetkisine hatta keyfine bırakmak bu hakkın özüne dokunmaktır. Bu durum, kişilerin, özellikle muhalif siyasi görüşte olanların kendilerini güvende hissedemeyeceği bir korku toplumuna doğru yol alındığı algısını güçlendirecek, telafisi mümkün olmayacak sosyal yaralara sebep olabilecektir.
Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’ndaki değişikliklerle, emniyet güçlerinin silah kullanma yetkisi genişletilmektedir. Artık polis; kendisi veya başkası için hayatî tehlikenin varlığını gösteren objektif durumla karşılaşmasa da; işyerleri, konutlar, kamu binaları, ibadethaneler, okullar, yurtlar (yani binalara) ve araçlara yapılacak saldırılara karşı da, silahını, kendi kişisel tecrübesine bağlı olarak tespit edeceği ne idüğü belirsiz makul şüphenin varlığı halinde kullanabilecektir.
Bilindiği üzere, 2007 yılında, PVSK’nun 16. maddesindeki değişiklikle; polise, “kendi öngörüsü ve takdiri ile zor ve silah kullanma yetkisi” verilmişti. Bu değişikliğin getirdiği uygulamalar sonucu, son 8 yıllık sürede, kendisi veya başkası için tehlike arz etmediği halde, “kaçtı, direndi, arabasını durdurmadı” gibi bahanelerle, tam 183 insanımız polis kurşununun kurbanı olmuştur. Bu nedenle, yetki kısıtlamasına ihtiyaç varken, güvenlik güçleri karşısında vatandaşların can güvenliğini daha tehlikeli bir duruma getirecek değişikliklerden vazgeçilmelidir. Aksi takdirde, bizzat güvenliğin sağlanması adına çıkarılan yasalarla, güvenlik kavramının kendisi tehlike arz edecektir. Siyasi irade, bu konuda MAZLUMDER’in ve Baran Tursun Vakfı’nın birlikte yürüttüğü “PVSK Değişsin Kampanyası” çerçevesinde sunduğu tekliflere kulak vermelidir.
Tasarının hazırlanmasında, yaşanan şiddet olaylarının ciddi etkileri söz konusuysa da, bu tür durumların dönemsel krizler olduğu nazara alınarak, yıllar önce kalkan OHAL’i, bütün Türkiye sathında uygulanması netice verecek nitelikteki düzenlemelerden vazgeçilmelidir.
Sosyal barış ve güven içerisinde yaşamanın temeli, siyasi iradenin ve bürokratik idarenin sürekli adalet arayışı ve uygulaması içerisinde olduğuna duyulan inançtır. Bu inancın kaybolmasına ve temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açacak kanunlar, beklenenin tam tersi bir sonuçla; hak ihlallerinin, toplumsal sorunların, adaletsizliklerin, suçların artmasına sebep olacaktır. Özgür bir toplumun ancak daha fazla özgürlükçü bir anlayışla tesis edilebileceği göz önüne alınmalıdır. Güvenlik derken, meramımızın devlet tarafından hizmetinde olduğu insanların güvenliğini sağlamak yükümlülüğü olduğunu, İnsanlara karşı Devletin Güvenliği gibi ucube bir düşünce olmadığını hatırlatırız. Sorunların kökenine inilerek sosyal yaralar için çözümler geliştirilmeli ve aciliyetle hayata geçirilmelidir.
MAZLUMDER olarak hâlâ vakit varken, adalet değil güvenlik devletine gidişin hukukî altyapısı mahiyetindeki bu tasarının Meclis gündeminden geri çekilmesini, yapılması gereken değişikliklerin, özgürlük-güvenlik dengesi bozulmadan, ortak akıl ve ortak vicdana başvurularak yapılmasını talep ediyoruz.
MAZLUMDER Genel Sekreteri

Hiç yorum yok: