Abdülaziz Mecdî (Tolun) Efendi’nin Sosyalizmi

Kerim Sadi (A. Cerrahoğlu) “İslamiyet ve Osmanlı Sosyalistleri” başlıklı 1964 tarihli bir broşürde İştirak dergisinin dördüncü ve beşinci sayılarında (6 ve 13 Mart 1326), “Ulemadan bir zat tarafından gönderilmiş bir yazı yayınlanmıştı. “Düşün” başlıklı yazının altında Karesi Mebusu Mecdî imzası vardı” diyerek Abdülaziz Mecdî (Tolun) Efendi’nin yazısından bahseder. Kerim Sadi’nin aktardığı kadarıyla Abdülaziz Mecdî (Tolun) Efendi’nin yazısından bazı pasajları nakledeceğiz.
“Vaktiyle Arabistan cehalet içinde kıvranırken karanlık bulutların arasından parlak bir güneş doğmuştu. Dünyaya insanlığın feyzini saçmıştı. ‘Peygamber-i zişân-ı arabî, Nebiy-i akdes-i Kureyşî’nin, Mekke’den Medine’ye göç ederek insanlığı aydınlattığı sıralarda il işi şu olmuştu: Araplar arasında kardeşliği kurmak, yardımlaşmayı sağlamak ve yoksulluğun köklerini kazımak. Muhammed, Medine’de ihtirasın kökünü kazımış ve Mekke’den Medine’ye yalınayak sığınanlar yerli zenginlerle bir olmuşlardır. İslamiyet’in Medine’de diktiği insanlık bayrağı az zamanda dünyayı dolaşmışsa, bunun sebebi insanlığın birleşmesidir; gerçek ortaklaşma ve yardımlaşmadır.”
“İnsan aklı bin çeşit fennî bedialar, teknik harikalar, bin türlü yüksek buluşlar ortaya atmıştır. Elektrik ve buhar kuvvetini icat etmiştir. Öyle olduğu halde, teknik ve uygarlık yönünden en ileri memleketlerde bile binlerce can açlıktan yerlere serilip helâk olmakta, fakirliğin ve zaruretin amansız pençesinden yakasını kurtaramamaktadır. Fazla olarak, bereketli ve zengin toprakları olan Amerika gibi yerlere sermayesi olmayan zavallılar ayak bastırılmamaktadır. Bütün bu faciaların, bu acıklı hallerin kaynağı ise ihtiras ve daima ihtirastır.”
“Şeyh Sadi:
Beni âdem âzây-ı yekdigerent
Ki der âferineş zi yek gevherent
derken ve aynı cevherden yaratılan insanların birbirlerinin uzuvları olduğunu anlatırken gerçeği söylemiştir. Fakat Sadi gibi temiz ahlâklılar azdır. İnsanlık bağları çözülmüştür. Bu yüzden de terakki ve ilerleme dedikleri ‘mevhum alâyiş insanlığı haziz-i mezellete’ düşürmüştür. Ruh birliği, aslî unsur itibariyle insanlar birbirinin tıpkısı oldukları halde birbirlerine el uzatmıyor, birleşmiyor. Çağdaş uygarlığın, yani modern kapitalist sosyetesinin en büyük lekesi de budur.”
“Hazret-i Muhammed Mustafa, usul-ü İslamiyetten olan bir hadis-i hikemperveranesinde: ‘Kendi hoşuna giden şeyi kardeşine de hoş görmedikçe mü’min sayılmazsın’ buyurmuştur. Şimdi bu kavl-i celîl üzerinde Allah aşkına seninle beraber düşünelim. Birçok hademe ve işçi kullanan paralı ve güçlü bir kapitalist, çalıştırdığı insanların emeğinin her dakikasından faydalanmak için gözünü dört açar. İşçiye belli hesapla nefes aldırır. Böyle kazanç hırsiyle yanan bir kapitalist vereceği ücrette insafsız davranır; çalışmak zorunda olan işçi de, zaruret yüzünden onun her teklifine eyvallah derse, buna insanlık, akıl ve mantık razı olur mu, olmaz mı? Şüphe yoktur ki olmaz. Çünkü, o zengin kendisine yapılsa mutlaka hoşuna gitmeyeceği bir şeyi işçiye yaptırmış oluyor.”
“Bugün memleketin bazı önemli bölgelerinde emeğinin hakkını alamayan işçinin hukukunu korumak insanlık icabıdır.”
“Osmanlı sosyalistleri de idame-i hayatını bazıy-u mesaisine rapteden amele güruhunun müdafaa-i hukukuna, tenvir-i efkârına çalışırsa insaniyete karşı mühim bir vazife ifa etmiş olur.”
“Tam bir eşitlik mümkün değildir. İnsanlar olgun olmadığı için, tam bir eşitliği tatbike kalkışırsak ortalık allak bullak olur; noksanlık şaibeleriyle dolup taşan insanlığı nakiselerden tecrid ile yükselte yükselte melekûtiyete kadar çıkarmak bazı fertler için mümkün olmakla beraber umum için muhaldir. Beşeriyetin nakiseler ile beraber umumi tesviyeye kalkışmak ise umumi hercümerc sonucuna varır. Ahlâkı saflaştırma yoluna girenlerce (Şeriatta bu senin şu benim, tarikatta seninki benim benimki senin, hakikatte ne senin ne benim) diye meşhur bir söz vardır. Bunun üçüncü şıkkı, yani ne senin ne benim sözü izafatı selb etmeği gösterirse de, bu nevi kelimeler sırf kevnî alâkaları keserek ruhu mensup olduğu yüksek âlemleri seyr-ü temaşaya yöneltme maksadına dayanıp yoksa hukuku istihlâle matuf değildir.”
“Bizde tatbiki kabil olacak sosyalistlik bundan ileriye adım atamaz. Her şeyde ifrat ve tefrit vahameti mucip, itidal ise ayn-i savap ve mahz-ı fazilettir. Osmanlı sosyalistleri, elinin emeğiyle yaşayan işçi sınıfının haklarını koruyacak, fikirlerine ışık saçacak ve böylece, insanlığa önemli bir vazife yapacaktır. İşte buna mebnidir ki, memleketimizde sosyalistliğin kabil-i tatbik olan kısmını amelenin müdafaa-i hukukuna, onların intibaha davetine maksur görüyorum ve bundan ileriye adım atılmasını tecviz etmiyorum.”
Osmanlı İmparatorluğu içinde mutedil bir sosyalistlik gerçekleşebileceğini düşünen Mecdî Efendi “işçiyi korumalı, kapitalist Batı dünyasında işçinin uğradığı haksızlıklara engel olmalı ve işçilerin kafasını ışıklandırmalı, düşüncesindeydi. ‘Kendi hoşuna giden şeyi kardeşine de hoş görmedikçe mü’min sayılmazsın’ hadisinden hareketle “amele” sınıfının haklarını korumak fikrine bağlı ise de “insanlar birbirlerinin uzuvlarıdır” şeklinde bir beyanla işçi sınıfını aşan bir görüşü dillendirmektedir. Sosyalist hareketin ilkelerinin İslâm’da olduğunu belirtir. Mecdî Efendi’ye göre Hz. Muhammed (asv), Medine’de zengin-fakir zümrelerin arasında ihtirası kaldırmış ve bunları ortaklaşma/yardımlaşma ülküsünde birleştirmiştir. İslâm ona göre insanlığın birleşmesidir. Mecdi Efendi’nin düşüncesine göre fennî bedialar, teknik harikalar, bin türlü yüksek buluşlar, elektrik ve buhar kuvvetinin icadı insanlığı mutluluğa taşımamıştır. Teknik ve uygarlık yönünden ilerlemiş-kalkınmış memleketlerde açlık ve sefalet kol gezmekte, insanlık fakirliğin ve zaruretin amansız pençesinden yakasını kurtaramamaktadır. Mecdî Efendi, insanlığın içine düştüğü sefalet ve faciaların kaynağını insan nefsine yani ihtirasa bağlamaktadır. Buna göre Mecdî Efendi’nin sosyalizmini “ahlâkî sosyalizm”, “ruhçu sosyalizm” olarak kavramlaştırmak yanlış olmayacaktır.
-Sadi Kerim (A. Cerrahoğlu), İslamiyet ve Osmanlı Sosyalistleri, İstanbul, 1964.

Hiç yorum yok: