İki Cenaze

Muazzam bir film Deutschland im Herbst (1977/1978), maalesef pek bulunmuyor. Sonbaharda Almanya diye tercüme edilebiliyor. 11 yönetmenli ama daha çok 10 yönetmenli sürümü bulunabiliyor, bulunabilirse. Yönetmenleri ekseriyetle radikal / sosyalist "Genç Alman Sineması" yönetmenlerinden oluşuyor (örneğin, Fassbinder, Kluge, Schlöndorff vs.). Bir de sosyalist öykücü Heinrich Böll var. 11 ayrı bölümden / kısa filmden, filmlerin ardarda değil de içiçe kurgulanması ile yapılmış.
Adından da anlaşılacağı gibi film, 1977 sonbaharını, bu sonbaharda Alman devleti ile RAF arasında artan "şiddet"i, üçüncü tarafların (mesela halkın, demokratların, solcu grupların vs.) bu şiddete karşı konumlanışlarını ele alan, gerçek görüntülerden oluşan bir yarı-belgesel. Film, RAF tarafından kaçırılıp "katledilen" Alman İşverenleri Dernekleri Konfederasyonu (Bundesvereinigung der Deutschen Arbeitgeberverbände, BDA) başkanı ve eski bir Nazi olan Hanns Martin Schleyer'in cenazesi için devlet tarafından düzenlenen törenle başlıyor. RAF, bu eylemi hem cezaevindeki militanlarını kurtarmak hem de devletin içindeki Nazi bürokratlarının temizlenmediğini ifşa etmek için yapmış idi. Cenaze töreni sekansı muazzam. Bütün devlet ve kilise olanakları ile şaşaalı bir ölüm Schleyer'inki. İnsanın “orada kim olsa ölürdü” diyesi geliyor.
Bir başka sekansta, bu "şiddet"in diğer ucuna dair bir başka cenaze töreni var. Schleyer'i canlı ele geçiremeyen Alman devleti, hapishanede tutsak olan RAF liderlerini, hem de örgüte şantaj yapmak için, "katlediyor". Tabii ki RAF liderlerinin cenazelerine katılım yasaklanmış. Ama insanlar akın akın, dağları tepeleri aşarak, RAF liderlerinin cenazelerine katılmaya çalışıyor.

İşte bu ikilik ile başlıyor film. Cenaze kaldırma tartışması ile ilgili bir başka sekansta, aynı tarihlerde devlet televizyonlarında bir Antigone yapımının gösterilip gösterilemeyeceği tartışılıyor, "yayın yönetmenleri" tarafından. Bir yanda da paralel sekansta yapımın kendisini izliyoruz. Antigone'nin sesi, kardeşin toprakta yatan bedeni üzerine bir kez daha titriyor 2.400 yıl sonra. Bir başka sekansta ise, Fassbinder, bir Alman demokratı ile "terör, faşizm vs." nedir / ne değildir, bunu tartışıyor.
*
Biz yargısız infazları, devlet terörünü, sözde rehine kurtarma operasyonlarını filan Kızıldere’den, Hayata Dönüş operasyonlarından, Roboski’lerden idrak ettik. “Avrupa’da bir pespaye laik rüzgâr eser de, burada iktidar kucağımıza düşer” hesaplarına heba etmeyiz tarihsel bilincimizi. Biliriz ki o rüzgâr eserse, hepimiz için “boran fırtınası” olur burada!
*
Diğer yandan daha dün Londra’daki saldırıya övgüler düzen, “şiddetin bağlamsız olmadığını” ifade eden “sözde RAF mümessilleri”, bugün laikliklerini hatırlıyorsa, bunun esbab-ı mucibesini sormak da görevimizdir.
*
Charlie Hebdo “mağdur”larını Aziz Nesin ile eşleştiren, Fadime Göktepe’nin eline Je suis Charlie pankartı tutuşturan bilinç, 1 Haziran 2013’de yer yerinden oynuyorken “Ne dersiniz müdürüm, belgesel gösterelim mi?” diyen bilinçtir.
En şedîd gerçeğin ya da gerçeğin en şiddetli yanının patlayarak taştığı, çıplak şiddetin bin yıllık hakikatlere imkân tanıdığı o anda, bu şedîd gerçek ancak yapmacık bir gerçekle, bir belgeselle, şeffaf olmayan (yani alelacele, hince düzenlenmiş bir mizansenin parçası) bir pankartla kapatılabilir.
Tamam, Paris’in en güzel, en müreffeh, en nezih semtindeki menfur olayı kınayalım. Peki, bunu açgözlü kapitalist emperyalist dünyanın günahlarını ifşa etmek için değil de ilerici / masum / aydınlık / hoşgörülü Batı ile gerici / her zaman suçlu / karanlık / barbar Doğu (İslam) masallarını / ikiliklerini / özcü söylemlerini berkitmek için kullanmak kimin bilinci? Hey, özgür birey! Doğru söyle, kullandığın kimin mantığı?
*
Demek ki RAF’ın bağlamı yok artık.
Fransa Cumhurbaşkanı François Gérard Georges Nicolas Hollande’a göre, Pazar günü Charlie Hebdo maktülleri devlet töreni ile defnedilecek, muhtemelen. Dünyanın bütün kodamanları orada olacakmış. Allah bize, peşinde dağları taşları aşacak, devrimci liderler nasip eylesin.
Aliye Kılıç

Hiç yorum yok: