Finans-Kapitalin Azınlık Cephesinin Çatlaklarına Nasıl Kama Sokulur?

Saraylarınızla servetleriniz bizden çaldıklarınızdır!
NATO’cu, PENTAGON’cu, CIA+MOSSAD+MİT bağlantılı uluslarötesi finans-kapitalin “yüksek” çıkarlarını koruyup kollamakla görevli sağlı, “sol”lu burjuva siyasî partilerinin, devlet tekelci kapitalizminin, tekelci militarist polis devletinin, azınlığın çoğunluktaki sömürülen ve ezilen işçi ve emekçi halklarımız üzerindeki diktatörlüğünün nasıl bir kriz içinde olduğunu görüyoruz. Her sosyal olay ve olguda örneklenen bu krizi tarihsel/sosyal/sınıfsal haklı gerekçelerimizle, sınıfsal kinimizle tiksinerek izliyoruz. Tarihsel, ulusal, sosyal, sınıfsal çelişki ve çatışkıların giderek çoğalıp yaygınlaştığı bir Bölgede yaşıyoruz.
Sıkça tekrarladığımız gibi: “Yaşadığımız coğrafyadaki gündem yarım saatte değişebiliyor. Yakın ve Ortadoğu, Bölgemiz ve ülkemiz tekin bir coğrafya değildir. TC devletinin gündemini değiştirmek bizim elimizdedir. Yeter ki jetonlarımızı düşürüp devrimci politikada tutulacak sınıf ana halkasının ne demek olduğunu kavrayarak görebilelim…
Âdeta bir özdeyiş yerine geçen bu satırlarımızı okuyan donanımlı ve değerli bir okurumuz ise, yazdıklarımızı daha da anlamlı kılmak için bir düzeltme yapıyor: “Ne yarım saati, bu gerici gündem yarım dakikada değişiyor!..” diyor.
Okurumuza hak veriyoruz.
TC devleti özelinde, burjuva iktidar partisi AKP ile öteki burjuva “muhalefet” partileri arasındaki kör dövüşü kıran kırana devam ediyor. Hem burjuva siyasî partileri arasındaki hem de kendi örgütleri içindeki çatlaklar giderek derinleşiyor. Bu çatlaklar arasına birer kama sokarak krizi daha da derinleştirecek, işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın haklı talep ve ihtiyaçlarını dayatacak devrimci bir siyasî hareket ise henüz sahnedeki yerini alamadı.
Mevcut “sol-cenah” örgüt/grup/partilerinin ideolojik ve sınıfsal karakterleri bu türden görev ve sorumlulukları üstlenebilecek durumda değil. Burjuva ve küçükburjuva “sosyalist” akım temsilcilerinden bu türden tarihsel, ulusal, sosyal ve sınıfsal bir görevi üstlenmeleri ise elbette beklenemez. Bu onların görevi de değil.
Böylelerinde bu türden görevler beklenmediği için de “Komünistlerin Siyasî Birliği” diye devrimci/dönüştürücü bir şiarımızı kolektif çabalarımızla yükseltiyoruz. Politika sahnesindeki eksikliği gün geçtikçe daha fazla hissedilen, kurumsal merkezi disiplinli İşçi Sınıfı Partisi’nin gecikmeden yerini alması ve Komünistlerin Siyasî Birliği yolundaki çeşitli “İstişarî Toplantı” larımızı sürdürüyoruz.
Bu amaçla izlenecek yol ve yöntemleri arıyoruz. Çünkü işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın içindeki devrimci nüvelerin cüretini ve sosyal pratikte neleri yapmaya aday olduklarının anlamlı ve ilginç örneklerini de görüyoruz.
Devrimci hareketimizin bir seferberlik çağrısına/çabasına/hareketlenmesine ve örgütsel güvencesine kavuşmasına şiddetle ihtiyaç duyulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Gerek “Komünistlerin Siyasî Birliği” yolundaki mücadelede gerekse kurumsal merkezi disiplinli İşçi Sınıfı Partisi’nin kolektif çabalarla oluşturulması davasına bu kadar ihtiyaç duyulduğu bir sürece âdeta rastlanmadı.
“İşçi Sınıfının Siyasal ve Sendikal Birliği” davası ve şiarımız ile “Faşizme Karşı Savaş Birliği” davası ve şiarımız da bugünkü kadar şiddetle hissedilmedi. Devrimcilerle Komünistler arasında olması gereken yaratıcı iletişim ve diyaloglar da ha keza bugünkü kadar somutta bu denli hissedilmedi. “Komünist Kadrolar Arası Enformasyon ve Dayanışma Ağı” örgütlenmesi de kendini bu kertede dayatmadı.
Program ve projeleri sosyal pratikte reddedilen burjuva ve küçükburjuva “sosyalist” akımlarla bilcümle umutsuz ve ufuksuz kimi “sol-cenah” örgüt/grup/partileri saatin rakkası misali bir sağa bir sola savruluyor. Onların devrimci hareketimizi bölüp parçalamaya yönelik sağlı “sol”lu oportünist ve kariyerist tavırları yalnızca sistemin/rejimin/düzenin devamına yardımcı oluyor.
Zaman ve mekândan kopuk, aşırı teorisizme, entelektüalizme ve dogmatizme kaymış olan kimi üniversite okumuş yarım-aydınlar ise kapitalist Batı’nın büyütüp beslediği Marksizm-Leninizm ve Bilimsel-Komünizm Öğretisi düşmanlığı çöplüklerinden aşırdıkları tez ve tahlilleriyle hem burjuvazinin değirmenine su taşıyor hem de ilerici saflardaki kafa karışıklıklarına katkı sunuyor.
Kürt ulusal hareketi (KUH) de elindeki bütün basın-yayın organlarında “Amerikan Sosyolojisi”, Sovyet ve Stalin düşmanlığına endeksli Frankfurt Okulu yetiştirmesi film, tiyatro, roman, “inceleme”, vs.’lere büyük yer veriyor. Harici Büro “TKP” döküntüleri KUH içinde ve “serbest pazar-piyasada" âdeta reyting yapıyor.
İşçi Sınıfı Partisi’nin ideolojik/sınıfsal/örgütsel öncülüğü ve güvencesinden yoksun bulunan işçi sınıfı ve emekçi halklarımız ise sosyal pratikleriyle sokağı kullanıyor. Talepleriyle öne atılıyor. İsyan ediyor, ayağa kalkarak gaspedilen haklarını talep ediyor. Grev, direniş, işyeri işgalleri, gösteri, yürüyüş vb. eylemlerini gerçekleştiriyor.
Fakat bu türden eylemler sistemi/rejimi/düzeni geri adım atmaya henüz zorlayamıyor. AKP iktidarı işçi sınıfına da KUH’un haklı talep ve ihtiyaçlarına da bir taviz vermedi. Vermeyecek. Çünkü politika sahnesindeki eksikliği günbegün öne çıkarak şiddetle hissedilen ve de AKP’yi buna zorlayacak İSP politika sahnesindeki yerini henüz alamamıştır.
Modern Burjuvazi metropollerde kümelenmiştir. Kapitalist anarşiyi kalbinden vuracak olan Modern Proletarya da çoğunlukla metropollerdedir.
Uluslarötesi tekelci sermaye güçlerinin desteğindeki kara gerici, ırkçı, faşist/faşizan AKP iktidarı zora ve kaba güce dayanarak sallantılı iktidarını sürdürüyor. AKP iktidarı kendisini vareden yasallığını ve sosyal meşruiyetini çoktan kaybetmiştir. TC devletinin A’dan Z’ye kadar bütün kurum ve kuruluşları çürümüş-çözülmüştür. Kitlelerin hoşnutsuzluk sesleri her alanda yükseltilmektedir.
Kaba güce ve zora başvurarak burjuva diktatörlüğünü sürdüren iktidarlar zorunlu olarak karşıtını da üretmektedir.
AKP iktidarının karşısında burjuvademokrat ve de sosyaldemokrat bir muhalefet dahi yoktur. Tekelci sermaye güçlerine kuyruk sallama yarışındaki CHP ile MHP Kemalist ve gerici “ulusal devlet” argümanlarıyla AKP ile demokrasicilik oynamaktadır. HDP ise, “burjuva demokrat” yeni bir “yüz” ile sistemin/rejimin/düzenin ihtiyaç duyduğu bir “siyasî parti” eksikliğini karşılamaya, emekçi halklarımızın özdeyişi ile “Hamamın kubbesinin olmayan namusunu kurtarmaya” soyunmuştur.
Burjuvazinin trenin makasını cömertçe kendilerine açtığı bir ortam ve düzende “sosyal muhalefet dinamikleri” olarak kendilerini tanımlayan “sol-cenah” grup/örgüt/partileri, şu aşamada iki kümede cem olmaya yönelmiştir.
Birinci kümede; çeşitli taban örgütlülükleri, gerillası ve burjuva parlamentosunu kullanan ve de bilirli bir oy potansiyeli bulunan KUH’un uzantısı HDP’ye tutunarak bir tarz-ı siyaset yapanlar cem olmuştur.
İkinci kümede; ne sosyal ne demokrat olan gerici burjuva CHP’ye tutunan daha özlü bir deyimle CHP’ye “koltuk çıkmayı” amaçlayan, burjuva ve küçükburjuva “sosyalist” akım temsilcileri ise, kendilerini “Birleşik Haziran Hareketi” (BHH) olarak tanımlayarak varlıklarını böylece sürdürmekte oldukları anlaşılmaktadır.
İkinci kümede cem olanlar 2013 Haziran ayındaki Gezi Parkı Eylemliliklerini sanki kendileri yaratmışçasına sağa/sola kibir ve gurur dağıtıyor! Bu türden akımlar kendiliğinden patlak veren bu eylemlere “namus belâsı” flama ve sloganlarıyla katılmış, yan yana dahi duramamış, bu eşsiz muhalefeti, bu eylemleri bir basamak öne çıkaramamıştır. Gezi Parkı Eylemleri içinde barındırdığı devrimci nüvelerin coşku ve cüretine rağmen, ideolojik, politik, örgütsel güvencesi olmadığından giderek sönümlenmiştir.
BHH kümelenmesinde cem olan burjuva ve küçükburjuva “sosyalist” akımları (“sol-cenah” örgüt/grup/partileri) çoğunlukla AB’nin “Kopenhag Kriterleri” ne endekslidir.
PKK-KCK-HDP örgütlülüğü hem uluslararası hem de ulusal düzlemde istediği adımları atmaktadır. Bu örgütlülüğün dışında duran ve kendilerini “Devrimci, Sosyalist, Komünist hatta Bolşevik” olarak tanımlayan ya da iddia eden örgütler PKK-KCK-HDP’nin siyasî tercihlerine, hata, yanlış ve yanılgılarına asla karışamamış yalnızca eklemlenmiştir. Yakın ve Ortadoğu’da, Bölgemizde ve ülkemizdeki “Kürd Sorunu” ile “Kürdistan Sorunu” yakıcı ve belirleyici bir sorun olarak önemini korumaktadır.
Komünistler bütün süreçlerde bu sorunlar karşısında asla sessiz kalmamış ve taraf olmuştur. “Ulusların kendi sosyal kaderlerini özgürce tayin ve tespit ile ayrılma haklarını” ikirciksiz, amasız, fakatsız savunagelmişlerdir. Komünistlerin güttüğü amaç ve ilkelerin en başında geleni: KUH’nin tercihlerinin emperyalist-kapitalist sistemin işine yarayıp yaramayacağı hususudur.
Çeşitli sokak hareketlerinde umutlandırıcı cüretleri, devrimci coşkuları, direngenlikleri sevinerek izliyoruz. Varlıklarımızı kütle hareketlerinin içinde buluyor ve görüyoruz. İşçi-Kitle, Köylü-Kitle, Gençlik-Kitle hatta Asker-Kitle çalışmaları yapan birimlerin arayışlarını, yol ve yöntemlerini destekliyoruz. Yaşadığımız coğrafyada da bulunan Şura, Ocak, Komün, Sovyet deneyimlerinin günümüzdeki uzantılarının giderek daha da etkili olmasına ve filizlenmesine çalışıyoruz.
AKP iktidarının saray/servet saltanatına karşı işçi sınıfının öncü kadroları bütün kütlesel çıkışlarında: “Saraylarınızla servetleriniz bizden çaldıklarınızdır!..” demeye  başlamıştır. Bu sınıfsal ve ideolojik bilincin ete kemiğe bürünmemesi için kimi eloğulların hemen işbaşı yaptıkları da görülmektedir. İşçi Sınıfı alanlara çıktıkça ve bu türden anlamlı sloganlarıyla talep ve ihtiyaçlarını haykırdıkça devletten önce sahte, naylon ve çakma komünistler/solcular “cumhuriyet”, “laiklik”, “sosyal barış, demokrasi, halkların kardeşliği”, “ulus-devlet”, “millî-devlet”, “millî iktisat”, “Mustafa Kemalin Askerleriyiz!”, “tam bağımsız, fıstık gibi bir cumhuriyet” haykırışları ve “ulusalcı-nasyonal solcu” kimlikleriyle, gerici ve uğursuz projeleriyle bu ideolojik/sınıfsal uyanış ve yönelişleri çarpıtmaya giriştikleri görülmektedir.
Dr. H. Kıvılcımlı (kulakları çınlasın) 40 yıl önce “Aydınlık” diye öne çıkan campüs maocu akımları “CIA Sosyalizmi” olarak nitelemiş, Marksizm-Leninizm dışı avantürye takımını da o dönemdeki son derece şık üslubuyla uyarmıştır.
AKP iktidarı kütlesel çıkışlar karşısında korku ve telaş içindedir. Giderek siyasî iktidarını güvenceye almak ve daha da perçinlemek için daha fazla kaba güce ve zora başvurmaktadır. “Din kardeşliği”, “Millet/Milliyet kardeşliği”, “Kamu düzeni ve güvenliği” çığlıkları atan AKP iktidarının sınıfsal bir sosyal muhalefet karşısında kaçacak delik arayacağı gün gibi açıktır.
Komünist Kadrolar ise, “Şeriatçı-Laikçi” olarak temellendirilmek istenen sahte ve suni gündemi delmek ve aşabilmek için pratik örgütçü çabalarıyla “Sınıf Kardeşliği” şiarlarını yükseltip bilince çıkaracaktır!
TC devleti daha kurulurken “Komünizm Heyulasını” baş düşman olarak belirlemiş, Tarihî TKP’nin en ileri kadrolarını katletmiştir. Ardından baskı, sömürü, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla Kürd ve Kızılbaş-Alevi cenahımızın, bizlerin özgün ifadesiyle; “Üç K” larımızın katliam ve soykırımlarına girişmiştir.
Bu sürecin doğal uzantısı ya da ürünü olan gerici AKP iktidarı ise “Laikçi-Şeriatçı” suni ve sahte gündemiyle tekelci sermayenin diktatörlüğünü pekiştirmeye yönelmiştir. “Şeriatçı” geçinenlerin şeriatçı faşist, “Laikçi” geçinenlerin ile laikçi faşist olduğu görülmektedir. Emek-Sermaye ya da Proletarya-Burjuvazi uzlaşmaz temel çelişkisinin gündemin başına geçmemesi için ABD+AB+İsrail Siyonizmi üçlüsünün bu ikili saflaşmayı uzlaştırma çabası içinde olduğu görülmektedir. MGK’nın gizlenen “Kırmızı Kitabı” ise (birlikte ve paralel hareket ettikleri, yarın da birlikte hareket edecekleri bilinen), günümüzde kitleleri yanıltmak için başvurdukları ve de “baş düşman” olarak çeşitli cemaatleri gösterdikleri görülmektedir. AKP’nin birer uyanış içindeki kitleleri sahte ve suni gündem üzerindeki saflaşmalara zorladığı anlaşılmaktadır. İşaretlenen cemaatler arasında -paşa gönülleri bilir ama- RTE’nın mensubu olduğu “Nakşibendî”ler yoktur.
Sistemin ne denli çürümüş ve çözülmüş olduğu burjuva politikacılarının kullandığı literatürlerinden dahi anlaşılmaktadır: “Avantalar-Yağmalar Cumhuriyeti”, “Kontrgerilla Cumhuriyeti”, “İmam Cumhuriyeti”, “Fıtrat Cumhuriyeti”, vs…
Komünist Kadrolar ise bilimsel, sosyalist literatürlerini şaşmadan dillendirmektedirler: Gezegenimizde uluslarötesi tekelci sermaye diktatörlüğü “demokrasi”, “cumhuriyet”, “liberalizm” tekerlemeleriyle işçi sınıfı ve emekçi halkları azınlık iktidarlarına, diktatörlüğüne kul-köle olmaya zorlamaktadır.
Başaramayacaklar. Aleyhimizdeki pek çok faktöre rağmen tarihsel ve sosyal haklılık ve iyimserliğimizle bütün burjuva diktatörlükleri proletarya diktatörlüğü ile yıkılıp tarihin çöplüğüne atılacaktır. Yeter ki Komünist Kadrolar ulusal ve uluslararası düzlemde örgütlü olarak; sınıfsal, ideolojik, politik, anlamlı ve ileri bir adım atsın…
1 Aralık 2014
-Erzurum’da üryan doğdu, komünist işçiliğin sırrını bildi, İstanbul’da gene üryan öldü. Anısı dövdüğümüz çeliğe bir damla su olsun.- İştirakî











Sırrı Abi'ye Veda

Sorun Yayınları Kolektifi Basın Açıklaması
Türkiye sosyalist hareketinin emektar mücadele adamlarından Sırrı Öztürk’ü kaybettik.
1932 Erzurum Aşkale doğumlu olan Sırrı Öztürk işçilik, teknik öğretmenlik, kamyon şoförlüğü ve yayıncılık yaptı.
60 yıla ulaşan siyasi yaşamında sendikal örgütlenmelerde ve siyasi partilerde çalıştı. Kocaeli Sendikaları Birliği’nin kuruluşunda yer aldı, işçi örgütlenmeleri ve sayısız grevde görev yaptı.
1962 yılında TİP’e üye oldu. TİP’te Yalova ilçe yöneticiliği ve Kocaeli il sekreterliği yaptı.
1963 yılında Türkiye Maden-İş üyesi oldu ve Türkkablo işyerinde baş temsilci seçildi.
1965-69 yılları arasında Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu’nda görev yaptı.
16 Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olayında aktif olarak yer aldı ve ölümden döndü.
Türkiye işçi sınıfının en büyük kalkışması olan 15-16 Haziran 1970 direnişinin örgütleyicilerinden biri olarak en ön safta yer aldı ve tutuklanıp yargılandı.
12 Mart rejimi tarafından 1971’de yargılanıp hapsedildi ve Eylül 1975’e kadar hapiste kaldı.
Tüm siyasi yaşamında komünistlerin birleşip İşçi Sınıfı Partisi’ni örgütlemesi görevini gündeminden düşürmedi.
12 Eylül’den bir hafta önce yeniden gözaltına alındı.
1975 yılından beri sürdürdüğü yayıncılık yaşamında da sayısız kereler yargılandı, tutuklandı, yayınladığı eserlerden dolayı aylarca hapis yattı.
Bugüne kadar tümü sosyalizmin sorunlarına çözüm arayan 30’dan fazla kitap yazıp yayınladı.
Ayrıca, Sorun Birleşik Sosyalist Dergi, Sorun Polemik Dergisi, Sanat Cephesi Dergisi, İşçi Birliği Gazetesi ve Kırmanciya Belekê dergilerini yayınladı.
Temmuz 2009’dan beri kanser illetiyle boğuşan ve defalarca operasyon geçiren Sırrı Öztürk, ağır hastalığına rağmen İşçi Sınıfı Partisi’nin örgütlenmesi çalışmalarına son günlerine kadar katkıda bulundu.
İŞÇİ SINIFIMIZIN VE HALKLARIMIZIN BAŞI SAĞOLSUN.

Cenazesi 28 Ocak 2015 Çarşamba günü saat 15:00’de Gazi Mahallesi Cemevi’den yürüyüşle Gazi Mahallesi Mezarlığı’nda doğaya teslim edilecektir.

Hiç yorum yok: