Bir Hatırlatma: Fransız Emperyalizmi - Mali Örneği

Modern Fransa -güya “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” ülkesi- büyük oranda Güneydoğu Asya ve Kuzey Afrika’nın kanı, eti, toprağı ve köleleştirilmiş halkları üzerine kurulu.
19. ve 20. yüzyıllarda dünya yüzeyinin onda biri Fransa tarafından sömürgeleştirilmişti; bu ülke, değişik tarihlerde Amerika kıtasına, Karayipler’e ve Asya’ya uzanan bir imparatorluktu. Fransız İmparatorluğu, Kuzey Amerika’da Britanyalı rakipleri önünde başarısızlığa uğradı ve Meksika’yı sömürgeleştirme hamlesi 1867’de Meksikalı güçlerce bertaraf edildi. Haiti’den Afrikalı köleler sömürgeci efendilerine karşı ayaklanınca sürülüp çıkarıldılar.
Ama Fransız sömürgeciliği, Kuzey Afrika ve Güneydoğu Asya’daki yerini sağlamlaştırmıştı. 1800’lerin ikinci yarısının sonlarında Fransızlar, Hindiçini ülkelerini -Vietnam, Kamboçya ve Laos- sömürgeleştirdiler. Fransız kapitalistleri, büyük ormanlık alanları kauçuk plantasyonlarına çevirdiler. On binlerce Hindiçinli, bir işçinin “dünyadaki cehennem” diye tasvir ettiği koşullarda çalışmaya zorlandılar. Resmi (ve genellikle pek sözü edilmeyen) Fransız istatistiklerine göre sadece 1927 yılında ve bir plantasyonda işgücünün yüzde 17’si ölmüştü.
1900’lerin ilk yıllarında, savaşlar, yerli idarecilerle ittifaklar ve sistematik olarak bölgedeki farklı halklar arasındaki çatışmaları kışkırtmak yoluyla Fransızlar Moritanya, Senegal, Gine, Mali, Fildişi Sahili, Benin, Nijer, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti dâhil olmak üzere Kuzey, Batı ve Orta Afrika üzerinde denetim sağladılar.
Fransa Afrika sömürgelerinde 1905’e kadar köleliği lağvetmedi. ABD’li akademisyen David P. Forsythe’nin yazdığına göre, “batıda Senegal ve Moritanya’dan doğuda Nijer’e kadar olan bölgelerde çok fazla insanın köleleşmesi sonucunu doğuran bir dizi yıkıcı savaş yaşandı. 20. yüzyılın başlangıcında 3-3.5 milyon arası köle vardı, bu sayı dağınık bir halde mukim bir nüfusa sahip bölgenin toplam nüfusunun yüzde 30’una denk geliyordu.”
Bugün Fransızlar, sözde “uluslararası toplum” tarafından efsanevi Mali şehri Timbuktu’daki eserleri cihadcılardan kurtardıkları söylenerek takdir ediliyor. Ancak Timbuktu’dan yağmalanan tarihi sanat eserlerini aramaya niyetlenenlerin işe Afrika’dan Fransız sömürge idarecilerince çalınmış olan eserlerle dolu Fransız müzelerinden başlamaları yerinde olur.
Fransız yönetici sınıfı ve onların ideologları -Aydınlanma’nın ve burjuva demokrasisinin o şöhretli ikonları- bütün bunları ırkçılıkların en zalimi ile aklamaya çalıştılar. 1886’da Fransız burjuvazi cumhuriyetçisi Jules Ferry şunları söylemişti: “Üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde hakları vardır, onları medenileştirmek üstün ırkların görevidir.
2. Dünya Savaşı’nın ardından Fransızlar, Vietnam’ı, Kamboçya’yı ve Laos’u işgal ederek karşı devrimci bir savaş başlattılar. Yüz binlerce sivili ve özgürlük savaşçısını katlettiler. Fransızların 1954’deki yenilgisinden sonra, Vietnam üzerindeki emperyalist tahakküm işini ABD üstlendi ve Hindiçini halklarına karşı 70’li yılların ortalarında yenilgisi ile sonuçlanacak bir savaş açtı.
1954 ve 1962 yılları arasında Fransa 400.000 askerini bağımsızlık hareketini ezmek üzere Cezayir’e yolladı. Fransız güçleri, ülkeden sürülüp çıkarılmadan önce 100.000 insanı öldürdüler.
Bağımsızlık mücadelelerinin başarısı, geleneksel imparatorlukların parçalanması ve ABD emperyalizminin yükselişi Fransız yönetici sınıfı açısından bir dizi krize yol açtı ve biçimsel anlamda Fransız sömürgeciliğinin sonunu getirdi. Ama onun yerine baskı ilişkilerini muhafaza eden ancak bu ilişkileri sözde bağımsız devletler arasındaki bir biçim altında yürüten yeni sömürgecilik zuhur etti.
Mali’de doğan bin çocuktan 109’u büyüyemeden ölüyor. Buna karşıt olarak kapitalist-emperyalist ülkelerde bebeklerde ölüm oranı binde 3-5 çocuk arası. Mali’de bu sayılara göre fazladan ölen yüz küsur çocuk emperyalizmin doğrudan kurbanları; zira Mali halkının sömürülmesinden en çok “fayda”yı elde edenler Fransız yönetici sınıfı.
Uluslararası kapitalizmin-emperyalizmin IMF gibi finansal araçları Mali’nin ekonomisini yabancı yatırımcılar lehine maniple ediyor. IMF politikaları Mali köylülerini çok kıt olan ekilebilir arazilerde Fransa’ya ihraç edilmek üzere pamuk yetiştirmek zorunda bırakıyor; kendilerinin ve çocuklarının yiyeceklerini bu topraktan temin etmek yerine. Bu kısmen Mali’deki çocukların neden tehlikeli biçimde zayıf olduklarını da izah ediyor. Pamuğun dünya piyasası fiyatı 1990’larda düşüşe geçtiğinde ise Malili çiftçiler daha da çok açlık çektiler ve Mali’nin emperyalist finans kurumlarına olan milli borcu katlandı.
Emperyalizmin mirası ve bugünkü faaliyetleri Afrika’nın ekonomik, siyasi ve toplumsal dokusundaki en büyük ve korkunç yaraları açtı, buna Afrikalı halklar arasındaki bitmek bilmeyen ve sömürgeciliğin ve yeni sömürgeci tahakkümün en temel unsuru olan kardeş kavgaları da dâhil. Örneğin Fransa Ruanda’daki 1984 tarihli ve yarım milyon ile bir milyon arası insanın kırımına yol açan korkunç katliamın kışkırtılması işinde önde geliyordu. Bir Ruanda komisyonu Fransa’nın katliamın büyük bölümünü gerçekleştiren Hutu milislerini eğittiğini, jenosidin planlanmasına yardım ettiğini ve öldürmelerde de rol aldığını tespit etti. Rapor içlerinde dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand’ın da yer aldığı 33 Fransız subay ve idarecisini Ruanda jenosidinde parmağı bulunmakla suçladı. Ruanda raporu şunları da ekliyordu: “Fransız askerlerinin Tutsilere düzenlenen suikastlar ve Hutuların Tutsileri kaçırmalarında bizzat dahli vardır.” (“Ruanda: Fransızlar Jenosidle Suçlanıyor” AP, 6 Ağustos 2008)
İşte Mali’nin bebek katili, jenosidci “kurtarıcı”ları bunlardır.
Mali, hem Batı emperyalizmi ve hem de İslam adına cihat edenlerin ilgilerinin odağında bulunan ülkelerle sınır komşusu. Mali’nin Fransızlarca işgal edilmesi sadece Mali halkının sömürülmesine yönelik değil. Bu, Batılı emperyalistler açısından -Fransız işgalcilere önemli bir destek sunan ABD’nin de katılımıyla- cihadcılarla aralarındaki çatışma dâhilinde bir hamle.
Bugün, Vietnam’daki ya da Cezayir’deki savaşa haklı olarak karşı durmuş insanların çok büyük bir çoğunluğu, pasif bir biçimde kendi yönetici sınıfları tarafından, Fransa’nın Mali işgali de dâhil olmak üzere, dünya halklarına karşı işlenen suçlara ortak oluyorlar -değil mi ki bu işgaller bu ülkelerdeki insanları “teröristler”den koruduğu, Cihad’a karşı savaştığı ve Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya “demokrasi” getirdiği biçiminde meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Ne var ki Batı emperyalizmi hâlâ emperyalizm. Cihatçıların işledikleri suçlar sadece Fransız emperyalizminin ve sömürgeciliğinin korkunç icraatlarının yanında bile devede kulak kalır; bu icraatlar arasında Kuzey Afrika’da yaklaşık üç milyon insanın köleleştirilmesi ve bugün Mali’de her doğan 1.000 çocuktan 100’den fazlasının daha bebekken ölmesindeki sorumluluk da var.
Revolution
24 Şubat 2013

Hiç yorum yok: