Maraş Katliamı Üzerine Cuma Hutbesi

Kardeşler!
Bundan tam 36 yıl önce bugün, Maraş’ta 150 Alevi canımız katledildi. 1 hafta süren olaylarda maalesef ki tekbirler eşliğinde ve “Müslümanlık” iddiasıyla can dostlarımız öldürüldü.
Evet, bu topraklar da statükocu güçler kamplaşmalardan besleniyor. Bu şimdi de böyle, geçmişte de böyleydi. Türk-Kürt, Alevi-Sünni dindar laik sağ-sol çatışmalarını yaşadık hep beraber ve yaşamaya da devam ediyoruz. Pekii bu kamplaşmaların tarafı olanların burada hiç mi sorumluluğu yok? İnancını, değerlerini, kadim birikimlerini devletin hizmetine sunan, devletin çıkarına olanı dinin emriymiş gibi gören kesimlerin hiç mi günahı yok?
Emevilerden beri var olan devlet geleneği, inancımızı ve değerlerimizi özgürce yaşamamızın önündeki en büyük engeli teşkil ediyor. Yüzyıllarca Sarayda dinî anlayışlar şekillendirilerek insanlara dayatıldı. Karşı duranlar ya hapse gönderildi ya da öldürüldü. Veraset hukukunu sultana devren, yani mülkiyet hakkının yalnızca sultana ait olduğunu kabul eden Emeviler Ehlibeyt’e karşı da en acımasız saldırıları gerçekleştirdi. Arap olmayanlara Müslüman dahi olsa “mevali” (köle) denildi. Din ile milliyetçiliğin bu topraklarda buluştuğu temel tam da burası. Yani günümüze kadar süregelen Alevi-Sünni kamplaşmalarının temeli de bu dönemde atıldı.
Kardeşler!
Emeviler döneminde Hâlife Hisâm bin Abd’ûl-Melik’in bu zalimane idaresine karşı duran “İmâm Zeyd bin Ali Zeyn el-Âb’i-Dîn”’in yanında kim vardı? Sünni ekolün en önemli mezhebi olarak görülen Hanefî mezhebinin kurucusu olarak bilinen İmam-ı Azam Ebu Hanife vardı. Hatta İmam-ı Azam, Zeyd ile Hişam’ın karşı karşıya gelişini bedir savaşına benzetti. Ehlibeyt’i peygamberin mücadelesinin devamı olarak görürken Emevi hanedanlığını Kureyş oligarşisine benzetti. Zalim yönetimlere kılıçla isyân etmeyi farz olarak gördü ve Zeyd Bin Ali’ye biat etti.
İmam-ı Azam, sadece Emevi hanedanlığına karşı değil, Abbasilere karşı da muhalif tutumunu sürdürdü. Abbasi Devleti'nin ikinci halifesi Ebû Câʿfer “el-Mansûr”un kadılık teklifini reddedince hapse atıldı ve sonrasında da şehit edildi.
Şimdi, nasıl oluyordu, Türkiye’deki Sünni Müslümanların çoğunun mezhep imamı olarak kabul ettiği İmam-ı Azam’ın bu duruşu günümüzde hakkıyla karşılık bulmuyor?
Çünkü kardeşler İmam-ı Azam’ı takip edenler, onun saray dışında durma tutumunu devam ettiremiyor ve bu anlayışı sarayın içine dâhil ediyorlar. İbn Abdilberr, el-İntikâ adlı eserinin 173. sayfasında İmam-ı Azam’dan sonra gelen Hanefî mezhebinin ikinci temsilcisi İmam Yusuf’un hadis ile ilgili yetersizliğini ifade ederken, şunları yazıyor: “Taberî, Ebû Yûsuf'un re'ye (akla) fazla başvurması, Sultan'a yakınlığı, kadılık yaparken yöneticileri memnun etmek için çalıştığından dolayı bazı ulemânın ona karşı hadis rivâyetinde çekingen davrandığını söylemektedir”
Kardeşler!
Mesele, bu kadar açık. Hanefî mezhebinin kurucusu, saraya boyun eğmemek adına şehid düşerken, takipçileri bu mezhebin anlayışını saray yöneticilerini memnun etmek için araç kılıyorlar. İmam-ı Azam, sarayın kadılık teklifini geri çevirirken takipçileri sarayda kadılık yapıyor.
İşte Sünni Müslümanlar olarak; Hanefî mezhebinden olduğunu iddia edenler olarak; bu tarihsel gerçekleri kavramadan körü körüne mezhepçilik yoluna düşersek, kimin dost kimin düşman olduğunu anlayamayız ve zulmedenlere meylederiz.
Kardeşler!
Nasıl ki Emeviler döneminde Arap milliyetçiliği, halklar arasında ayırımın sebebi olmuşsa, Maraş, Sivas Çorum katliamlarında da dinin içine sızmış, dine devlet gözüyle bakan milliyetçilik ideolojisi de aynı ayırımların sebebi olmuştur.
Oysa Ehlibeyt sevdalısı tüm inanışlar ve yaşadığımız toprakların Anadolu Aleviliği, özünde, esasında ve kültüründe İslam’ın, peygamberin duruşunu esas almaktadır. İslam’ın temel akideleri olan kardeşlik, adalet, eşitlik, barış gibi esasları Alevi dostlarımızın kendi kültürleri, inanışları çerçevesinde ete kemiğe bürünebilmiştir.
Saray, Mülkiyeti sultana ait görürken, Alevi canlarımız lokma kültürünü yaşatmışlardır. Yani bir beldede kimsenin aç kalmadığı, herkesin birlikte üretip, birlikte paylaştığı bir ortak kültürü inşa etmişlerdir. Yani Mülkün belirli bir sınıfa, kişiye ait olmadığını, herkesin ortak paydası olduğunu ifade eden bu yaşayış, “Mülk Allah’ındır” düsturunun da toplumsal zeminde karşılık bulmuş halidir.
Sarayda sultanın, kadının sözü geçerken, Alevi canlarımız rıza kültürünü yaşatmışlar. İnsanların birbirinden razı olduğu bir toplumsal yönetim anlayışını ikame etmişlerdir. Hükmün belirli bir sınıfa, kişiye ait olmadığı o beldede herkesin rızasının olduğu bir zemine taşınarak “Hüküm Allah’ındır” prensibi toplumsal alanda karşılığını bulmuştur.
Sarayın, devletin, kapitalizmin mülkiyetçi ve kamplaştırıcı zorbalığına karşı Alevi canlarımızın lokma ve rıza kültüründen tüm kesimlerin öğreneceği çok şeyler vardır.
Kardeşler!
Bu coğrafyada ister devlet eliyle olsun, isterse devletin kamplaştırıcı politikalarına alet olan kesimler tarafından olsun, yaşanan tüm vahşetlerin kökeninde inançlarımızı sarayın tekeline hapseden anlayışların rolü vardır. Bu gerçeği görmeden, inançlarımızı mülkiyetçi, kamplaştırıcı zorbaların elinden kurtarmadan, doğru bir şekilde zalim-mazlum ayırımına gidemeyiz.
Bizler, değil kardeşlerimiz, hoşnut olmadığımız insanlar, topluluklar var ise onlar arasında dahi adaletle davranmakla emrolunduk. Hutbemizi iki ayet mealiyle bitiriyoruz. Allah birbirimizi kardeş görebilmemize yardımcı olsun. Aramıza nifak sokan egemenlerin komplolarını ifşa edebilmemize yardımcı olsun. Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana tavır alabilmemizi kolaylaştırsın:
Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya / korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan sakının. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. - (Maide 8)
Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. - (Nisa 135)
Kapitalizmle Mücadele Derneği

Hiç yorum yok: