Kadınlar Çalışmasın mı?

Nurettin Yıldız hocanın kadının çalışma hayatı ile ilgili sözleri bir anda gündem oldu. Bazı yerlerine katıldığım bazı yerlerine katılmadığım ve eksik bulduğum bu sözlerden bir bölümü şöyle:
“Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek demektir. Nasıl? Çalışan kadın ya evlenmeyi erteleyerek erkeklerin evlilik sürecini baltalıyor ya da evli olduğu halde çalıştığı için yorgunluğu ve vakit darlığı nedeniyle erkeği ile ilişkisinde kadınlığı arızalıdır. Kadınlığı arızalı olduğu için erkeğin gözü açtır. O, evinde erkeğini eksik bırakıyor erkeği de iş yerinde bir başka kadına tasallut oluyor. Böylece fuhuş demeyeyim de fuhşa hazırlık yapan sürece destek oluyor. Ayrıca çalışan kadın, doğurmayan ya da az doğuran kadın demektir. Yine ümmetim zarar etti. Benim ümmetim kimlik açısından zarara uğruyorsa, benim ümmetimin iffeti açısından sıkıntı oluşuyorsa, benim ümmetimin nüfus sayısı azalıyorsa, bunu kim yaptıysa cinayet işlemiştir. Benim ümmetim üç şeyi kaybediyor kadın çalışınca. Bir, kadınlarda kadınlık merhameti, iffeti, ahlâkı, kadınlık duygusallığı açısından kimlik kaybı oluyor. İki, benim ümmetim iffet açısından sıkıntıya giriyor. Nedir bu iffet? Kadınların çalıştığı yerlerdeki sıkıntılar, gel git servislerdeki sıkıntılar, evde kadınına doymadığı için gözü aç dolaşan evli erkekler. Dolayısıyla iffet açısından ve ahlâk açısından ve açgözlülüğünden dolayı gözü doymamışlığından dolayı en iyi ihtimalle internet bataklığına yuvarlanmış çoluk çocuk sahibi erkekler çıkıyor ortaya bu sefer. Ve üçüncü olarak da en iyimser ihtimalle iki çocukla yetinmiş milyonlarca müslüman kadın çıkıyor ortaya. O iki çocuğu da ya kreşe ya şuraya ya buraya veriyor. Şimdi müslüman hanımefendilerle görüşmelerimizde şöyle müthiş bir savunma taktiği çıkarıyor. 'Hocam vallahi ben öğretsem öyle öğretemezdim, anne okuluna verdik bizim çocuğu yani filan yerde çalışıyorum ama anne okuluna işte kreşe verdik ya Allah razı olsun ya Yâsin'i bile ezberletmişler ya. Ben öğretemezdim, neredeyse İstanbul müftüsü olacak çocuk beş yaşında o kadar öğretmişler'. Asıl gaye, o çocuğun çok şey öğrendiğinden değil be kadın sus bir dakikalığına dünyadaki herhangi bir bilgiyi, Kur'an bilgisi de dâhil, annenin vereceği şefkat ve merhametin yerini alabilir mi? Diyelim 10 yaşında allame yaptın çocuğunu. Anneden alacağı şefkat ve merhamet yükünü o iletişimi ne ile dolduracaksın sen? Bari Kur'an’ı ve ilmi alet etme bu işe. Evet demiyorum çocuklarımız küçük yaşlarda Kur'an terbiyesi almasınlar. Eğer bir anne, kendi evde beklediği hâlde çocuklarından bir tanesini ikinci bir hocanın desteğiyle Kur'an öğretiyorsa, başım kurban güzel hoş bir şey. Allah mübarek etsin. Buna ben fikren, ruhen desteğim. Ama sen işe gittiğin için bu tuzağı bana kuruyorsan bu tuzağa gelmeyeceğim ben Allah'ın izniyle. Çünkü sen bunu samimiyetle yapmıyorsun. Demek ki ortada bir, sorunumuz var, kadının kimliği kayboluyor çalışınca kadın. İki, iffette sorun çıkıyor. İşyerinde bulunan kadın yüzünden. Artı, erkekler evlendikten sonra kadınlar tarafından tatmin edilemedikleri için, ederim mederim kimse palavra konuşmasın. En az 8 saat çalışmaya çalışma denir. 8 saatlik bir çalışmanın hiç değilse 2 saatlik dinlenmesi olması gerekir. Evin altındaki işyerinde çalışıp yukarı çıksan 8 saat yorulmuş bir beynin sahibi bir kadın, ayetlerde, hâdislerde bahsedilen tebessümle eşini karşılayan kadın olamaz. Meseleye ben ‘gelir de yemek yapmaya fırsat bulamaz’ diye bakmıyorum. Zurnanın son deliği bile değil, yemek nedir ki yemek ya. Kadın zaten yemek yapmasa da kocasına karşı âsi olmuş olmaz. En azından fukahanın ihtilafı var kadın yemek yapmak zorunda mı değil mi diye. Hani diyelim ki kadın fukahanın yemek yapmak zorunda değildir şeklindeki içtihadını esas alır. Bak bunun bir dayanağı var. Çamaşırını yıkamadı kocasının, bunun bir dayanağı var. Yıkamak zorunda değildir diyen içtihadları ben önüne koyayım, diyeyim ki sen zaten bacı otur işine bak. Ama yataktan doymadan kalkmış erkeğin katilidir kadın. Bunun için kadınların çalışma, diploma, iş sahibi olma arzuları da çoğaldı. Evlendikleri hâlde bir daha evlenmek isteyen, ikinci hanım sahibi olmak isteyen erkeklerin sayısı da çoğaldı. Sofraya oturan, doymayınca aç kalkar oldu bu sefer. Aç kalkan sandviç mandviç ne bulursa bir daha yemek yeme ihtiyacı hisseder gibi bir yorumlamayla bu durumu anlatmış olayım. Bunun için iki şeyi net çiziyoruz. Birinci çizgimiz şeriatımız kadın çalışamaz diye bir kural koymamıştır. Sahabe kadınları iş yapıyorlar, Efendimiz (sav) kadına haber gönderdi, ‘sen şu işi beceriyordun bir yapsana bana’. Örgü örmekten işte filan işe kadar. Tarlasında çalıştılar. Hiçbir şekilde bunu yasaklayıcı bir kural yoktur. Birinci bandımız bu. İkinci bandımız, kadın çalışırsa çalışmasının doğurduğu boşlukların faturası var. Bu fatura ahlâkı, mü'min kadın kimliğini, iffet sorunumuzu, nesil yetiştirme sorunumuzu zedeliyorsa iş yerini kapattık demektir.”[1]
Nurettin Yıldız hoca sosyal medya üzerinden de bazı açıklamalar yaptı. Bu açıklamalarında kadını köleleştiren, çocuğundan, ailesinden koparan zihniyeti eleştirdi. Bu eleştiri, kapitalist topluma yönelik bir eleştiri olarak okunabilir, bu nedenle bu eleştirilere katılıyorum. Ancak meseleyi kadın-erkek üzerinden değil, kadının sömürülmeden çalışmasını sağlayacak üretim modeli önerisi yaparak bağlamalıydı. Öyle ki bu model, kapitalizmin Anadolu topraklarında yayılmasını engelleyen, hem kadını hem erkeği hür kılan model olmalı. Eğer bir sömürüden bahsedilecekse bu, sadece kadını değil, erkeği de ilgilendirir, o zaman devreye sosyo-ekonomik önerilerin girmesi gerekir.
Bu nedenle Nurettin Yıldız'ın haklı olduğu konular olduğu gibi, meselenin özüne isabet etmeyen yorumları da vardır. Kadının çalışması meselesinin kadın-erkek ilişkileri ve cinselliğe indirgenerek yorumlanması, modernist projelerin uygulayıcısı olan iktidarlara itiraz etmemekle sonuçlanmaktadır.
Anadolu Kadınlar Birliği (Bacıyan-ı Rum)
Kadının çalışması ile ilgili tartışmalar, dönüp dolaşıp "kadın sosyal hayatta olmasın mı?" sorusuna geliyor. Nurettin Yıldız hocanın sözlerine de dikkat edilirse, şeriatımızda kadın çalışmasın diye bir kural yoktur. Bu nedenle kadın evden dışarı çıkmasın denilemez. Ancak kadının sosyal hayatta olması da bugünkü gibi çalışması anlamına gelmemektedir. Kadının sosyal hayata katılması, modern dünyada kadının çalışması olarak algılanıyor. Kapitalizm için bunun anlamı, daha fazla tüketim yapacak işgücü fazlalığıdır. “Kadın evinden çıkmasın” denilemez. Kadın evinden çıksın ancak bu sömürü çarkında emeği araçsallaştırılmasın. Osmanlı'da evlerin avlusu vardı ve kadın burada her türlü üretim işini yapar ama evinden ve çocuklarından koparılmamış olurdu. Kadın üretimde yer alarak, mahremiyetini koruyarak elbette sosyal hayatta yer almalıdır. Ancak bugün kadının kamusal hayatta giderek artan ölçüde yer alması onun mahremiyetini bozar hale getirmiştir. Anadolu Kadınlar Birliği (Bacıyan-ı Rum) gibi kurumlar yeniden incelenmeli ve güncellenmelidir. Bu nedenle mesele kadın-erkek ilişkileri veya cinsellik üzerinden değil, yeni bir üretim modeli üzerinden tartışılmalıdır. Bu, hem kadın hem erkek emeğini hür kılacaktır.
Bacıyan-ı Rum ile ilgili şu alıntı dahi yeterlidir: "İlme, sanata ve ahlâka son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran'in eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan ‘Bacıyan-ı Rum’ teşkilatını, yani Anadolu Kadınlar Birliği'ni kurmuştur.
Örneğin Kayseri'deki Ahiler tarafından kurulan sanayi sitesinde hanımlara mahsus çalışma yerleri de bulunurdu. Bacıyan-ı Rum teşkilatına mensup hanımlar bu sanayi sitesinde el sanatlarını ve mesleklerini icra ediyorlardı. Kadınlar daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirmişlerdir. Çalışan kadınlar gerek mesleki ve teknik konularda, gerekse ahlaki konulardaki çağın gerektirdiği eğitim ihtiyacını ‘Bacıyan-ı Rum’ teşkilatında karşılıyorlardı.
Bacıya-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. Anadolu Kadınlar Birliği, kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, doğruluk ve merhametliğin gelişmesine katkı sağladığı gibi Türk dilinin, Türk kültürünün ve İslam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını hızlandırılmıştı.
Anadolu Kadınlar Birliği, Ahilerin kadınlar kolu olarak yetim ve kimsesiz genç kızları himayesine almış, onların eğitimlerinden, ev-bark sahibi olmalarından sorumlu olmuşlardır. Bunun dışında kimsesiz ihtiyar kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulundular, maddi sıkıntı içinde olanlara yardım elini uzatmışlardır.
Sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlâki ilkeleriyle Ahilik kültürü, fertlerin hak ve özgürlüklerine ayrıca önem vermektedir. Ahilik teşkilatının erkek üyelerine ‘Eline, beline, diline sahip ol!’ yani ‘hırsızlık etme, başkasının namusuna göz dikme, başkası hakkında kötü konuşma’ prensibi benimsetilip yaygınlaştırılırken, şüphesiz işbirliği yaptıkları Anadolu kadınları o günkü adıyla Bacıyan-ı Rum teşkilatı aracılığıyla da hanımlara, ‘Eşine, işine ve aşına dikkat et!’ yani ‘eşine yardım et, onu evine bağla, işine ve geçimine dikkat et’ prensipleri benimsetiliyordu."[2]
Hz. Hatice (r.a) Örnek Olabilir mi?
Görüldüğü gibi, modern dünyada kadının çalışması ile Anadolu'da kadının çalışması arasında çok büyük farklar vardır. Bugünkü sistemde çalışan kadınlar için Bacıyan-ı Rum dahi örnek gösterilemez durumdayken bazılarının Hz. Hatice'nin çalışmasını örnek göstermesi anlaşılmazdır. Çalışan kadına Hz. Hatice'nin örnek verilmesi, modernizme eklemlenen İslâmcıların en çok başvurdukları yöntemdir. Hz. Hatice'nin çalışması, bugünkü gibi çalışan kadının sömürülmesine dayanak olamaz. Hz. Hatice'nin emeği metalaşmamıştı. Hz. Hatice, evliliklerinden sonra mallarının idaresini Hz. Muhammed'e bırakmıştı. Bunlar unutularak kapitalist topluma itiraz etmemek olmaz. Kaldı ki bugün sadece kadın emeği değil, erkek emeği de sömürülmektedir. Çünkü emeği koruyacak bir üretim modeli yok Türkiye'nin. Kadınların bu modelde çalışmasını kadın-erkek ilişkileri ile değil de Türkiye'nin kapitalizme eklemlenmesi noktasından eleştirmek gerekir. Hz. Hatice'nin fazileti çoktur. Proleter değildir, evlendikten sonra mallarının idaresini Hz. Muhammed'e vermiştir.[3]
Diğer kadın sahabelerin de çalışmaları bugünkü çalışma sistemine benzetilemez. Dolayısıyla İslâm tarihinden verilecek her örnek kapitalist topluma ve moderniteye eklemlenmeye araç olacaktır. Bu bakımdan kadının çalışıp çalışmama meselesine tarihten delil aramakla uğraşılacağına kadın ve erkeğin emeklerinin sömürülmesine engel olacak sosyo-ekonomik düzenin inşası için uğraşılması daha faydalı olacaktır. Böylece mesele hem kadının cinselliğine indirgenmez hem de suni gündemlerle ülke topraklarının küresel şirketlere açık pazar hale gelmesinin önüne geçilmiş olur.
Kaan Yiğenoğlu
Dipnotlar

Hiç yorum yok: