Zülfikar

Mamak'ta imece usûlü bir film çekiliyor...
Ben projenin yönetmeni olarak uzunca bir şeyler yazacağım, umarım sıkılmadan okursunuz. Biraz iç dökme işi bu. Biraz da kendini tanıtma. Ne zamandır demek istediklerim var. Madem sona yaklaştık, diyelim.
Abilerim, ablalarım, kardeşlerim, arkadaşlarım. Ben mahallenize dışarıdan geldim. Size ne kadar yakın olmaya çalışırsam çalışayım bunun bir sınırı var, biliyorum, en nihayetinde dışarıdan gelen çocuğum ben. Özellikle bu sanat sepet işlerinde, dışarıdan bir yere gelip oranın fotoğrafını, filmini, müziğini yapan eden sanatçı tayfasının, insanları "kullandığı" içten içe düşünülür, bilinir. Böyle düşünülmesinin asıl sebebi, bunu düşünen insanlar değil ama. Cidden bu sanat sepet işiyle uğraşan “okumuş” bebelerin, ana merkezin dışında kalmış mahallelere, köylere, her neresiyse artık gidip oralardaki sizler gibi yardımsever, iyi niyetli insanları kullanarak filmini falan yapması, sonra da kuru bir teşekkür edip, maddî anlamda yolunu bularak, cebine paraları koyarak arkasına bakmaması alışılagelmiş olandır. Yani dışarıdan gelmiş çocuklarla ilgili ne düşünürseniz azdır. Aha ben bu gittiği mahallelere "arkadaşım, kardeşlerim" diyen güler yüzlü, ama sonra bir kez bile arkasına bakmayan tiplerin küçük versiyonlarını tanırım. Büyük versiyonlarını da görüyoruz. Ülkenin büyük sanatçıları bilmem kimleri olarak büyük festivallerde, dünyanın dört bir yanında fink atıyorlar, kimisi utanmadan Yılmaz Güney'in adını falan ağzına alma cüretini gösteriyor. Onlara benden kocaman bir hassiktir!
Şimdi beni de, dediğim gibi, kesinlikle sizin suçunuz değil, bu tip kişilerle karıştırmanız normal. Dediğim gibi ben de dışarıdan gelen çocuğum. Kendimi aklamayacağım. Ben de günahsız değilim, o tarz insanların yanında yöresinde bazen isteyerek bazen istemeyerek bulundum. Kapmışımdır bir iki huy. Ama ben hayatım boyunca, annem babam başta, abilerim, kuzenlerim, arkadaşlarım, dostlarım, öğretmenlerim çok güzel insanların yanında bulundum, büyük bir şans benim için. Sayelerinde Alevi inancının değerleriyle ve sol değerlerle büyüdüm. Dolayısıyla, affedersiniz, bu sanat sepet işleri içindeki kaypaklıkları, arkadan çevrilen şeyleri, namussuzlukları da görecek kadar bir şeyler yaşadım, gördüm, okudum. Her şeyden evvel ideolojik duruşum bana kimin gerçekten mazlum, kimin mazlumun acısını kullanarak prim yapma peşinde olduğunu iyi gösterdi. Benim şu anda bu mahallenizde yapmaya çalıştığım şey, aha bu sanat camiası içinde garibanın, mazlumun hikâyesini anlatıp işi bittikten sonra kendi keyfine bakan insanların yaptıklarının tam tersi bir şey.
Çok uzatmayayım, buraya da herkesin içinde de not olsun diye yazıyorum, bu film benim şahsî kariyer filmim değil. Benim için bu film, hayat boyu sürecek olan bir projenin, mücadelenin ilk adımı. Ben kendi adıma konuşuyorum. Bu filme destek olmuş herkesin iyi yerlere gelmesini, güzel bir hayat kurmasını isterim, umarım çok çok daha iyi yerlerde olurlar. İyi yürekleri var, sizin mahallenizden çıkmış çocuklar, sizin çocuklarınızdır zaten, onlar mahallelerinin kıymetini, değerini bilirler. Ama dedim ya, dışarıdan gelen çocuk olarak, benim hedefim sizlerin emeğini, acısını kullanarak kendime bir kariyer çizmek değil. Bunu zaten göreceksiniz. Ne zaman göreceksiniz? Ben bu film bittikten sonra, bu filmden kazandığım üç-beş kuruş bir para olursa (olmazsa da bugün nasıl yapıyorsam yarın da öyle yaparım) onu da sizin çocuklarınızla, sizinle birlikte yeni hikâyeleri aynen Zülfikar'ı yaptığımız gibi harcadığımda göreceksiniz. Sizin mahallenizde, mümkünse başka yerlerde, çocuklarınıza ücretsiz, hiçbir karşılığı olmadan sinema eğitimi verdiğimde, onlardan da birer sinemacı, oyuncu, yönetmen, senarist yaratmaya çalıştığımda göreceksiniz. Başka uzmanlıkları olan güzel arkadaşlarımı mahallelerinize benzer eğitimler vermek için çağırdığımda, seferber ettiğimde göreceksiniz.
Bakın, ben Yılmaz Güney'in adını ağzıma alıyorsam, o büyük adama gerçekten saygı duyduğum için alıyorumdur. Ben o adamın hapishane duvarları arkasından film yapmaya çalıştığını izleyerek büyüdüm, filmdeki rolleri için çocukları ağlatmak için gözlerine limon sıktığında, “dur ulan hak geçmesin, çocukların canı yandı benim de yansın” diye kendi gözüne de limon sıktığını gördüm. Ben ufacık bir insan olarak onun yolundan gidiyorsam, ona layık olmalıyım. Dolayısıyla aha bu uzunca bir yazıdır, bütün bunlara aykırı bir şey yaparsam vurursunuz yüzüme...
Yani neden yazdım bunu uzun uzadıya... Bizler “bu filmi tanıtmamızda yardımcı olun” dediğimizde kendi çıkarımız için kullanmıyoruz sizleri. Ortak, inandığımız değerler, çıkarlar için istiyoruz bunu sizden. Şu lanet olası, ufacık çocukların öldürüldüğü dünyada, kardeşin kardeşi vurduğu, arkasında dalavere çevirdiği dünyada yaşıyorsak, işte cebimiz üç-beş kuruş daha fazla para görsün diye değil. Yaşamak için ancak böyle güzel bir sebebimiz olabilir. Birlikte bir şeyler yapmak, birlikte bir dünya kurmak. Umarım anlatabilmişimdir kendimi.
Haydi dostlar, filmimizi, yani sesimizi, duymak istemeyenlerin inadına duyurmaya çalışalım da, dünyanın sadece zalimin at koşturduğu bir yer olmadığına dair umut verelim insanlara...
Fırat Konuşlu


Hiç yorum yok: