YOS

Yeni Orta Sınıf (Kısaltma, YOS): Banka, Bilişim, Basın, Reklâm, Üniversite çalışanları.
Sınıf Hali: Akışkan (ücret ve yetke sayesinde bazen üst sınıfa yaklaşır, bazen alt sınıfa…)
Moral durum: Kendi sınıfının genel görünümüne karşı belirgin bir hınç duyar. Onu demode, bayağı ve can sıkıcı bulur. Bu nedenle, geleneksel “orta direkten” ayrıştırmak, farklı bilinmek ister. -tarihte ender rastlanan bir durum olarak- kendi sınıfına duyduğu bu hınç, ona tek sınıf silahını verir; Kültür ve “söz patlaması” halinde konuşma.
Dil ve konuşma: Farklılaşma teknikleri;
1) Akışkanlık; Sınıf hali akışkan olduğundan (sık sık iş, yer, proje, mevkii değiştirebilir) konuşması da böyledir. Belirgin bir ilgi alanı yok gibidir, konuşma konuları biri bitmeden diğerine akar, sanki hiçbirini tamamlamak istemez, uçucu ve ele gelmez. Durumun bir “bellaepique”ye uygun olduğunun farkındadır. Böylece likit insanı abartır ve yüceltir.
2) Parodi –parodileştirme; parodi avcısıdır. Konuşmasındaki zekice gizlenmiş bir parodinin, dinleyeni tarafından avcı titizliğiyle yakalanmasını diler. Aynı fırsatın kendisi için de yaratılması gerekir. Yoksa konuşmayı gerçekleşmiş saymaz. Ayrılır.
3) Sözcükler; sermayesini tüm kültür grupları ve bileşenlerden toplar. Çokkültürlülük adını verdiği bazı seçilmiş ayaktakımı lisanını (torbacılar) öğrenir ve konuşmasını bununla dekore edebilir. Seçkin ve romansı bulduğu azınlıkların (İstanbulluluk kriter) dili buna eşlik edecektir; birkaç Rumca, Romence sözcük vs… Böylece konuşma tarafından imtiyazlanmak, her yere eşit mesafedeki boş bir alanda kalmak ister gibidir. Bununla birlikte konuşma çok yoğun bir sınıfsal elektriklenme ve alt sınıflara karşı dışlayıcılık taşır.
4) Newyorker tarihsizliği (boş alan fantezisi); anlatıyorsa, hikâyesinin içini kasıtlı olarak boş bırakır. Ne kendisini ne kahramanlarını ne muhatabını bir yere vardırmaz, biri ona ne demek istediğini sorarsa, minimalci bir “susma” başlar. Yazıyorsa, boş minimalist yazı tasarımı yapar. Her halinde anlama (doluluğa) boş vermiş bir edası vardır. Cihangir’deki eski parizyen mimariyi newyorker minimalizmine dönüştüren fantezisi konuşmada da işler. Bu, (beğeniyi) alt sınıf süslemeciliğinden ve yoksulların anlam açlığından bıçak gibi ayıran sınıfsal ve sert bir sinyaldir. Acımasız dışlayıcı an budur.
5) İhbarcılık: konuşmasında imtiyazlı bir yerden, ait olduğu geleneksel orta sınıfı veya alt orta sınıfı ihbar eden bir konu ve tonlama bulunur daima. Parodileştirerek yapılması yaygındır. 60’lı 70’li yıllar ıvır zıvırını (müzik, film, eşya…) gülünçleştirerek konuşmanın dekoru haline getirme yaygın görülür. “Yurdum insanı” konuları ve tonlamasıdır.
6) İtirafçılık: konuşması içe değil, içten dışa doğru ve aşırı dışa dönük gibidir. En çok kendi sınıfını ve alışkanlıklarını didikleme ve gündelik detaycılık görülür. Bunu “boş alan” hamlesiyle (her yere eşit mesafe kuralı) yaptığından, hınç dengede izlenimini verir. Konuşmada kendisiyle ve gün içinde gördüğü şeylerle ilgili adlandırılmamış, dile getirilmemiş hiçbir şey bırakmaz. “Söz patlaması “ tam burada başlar. Reklâm dilinde karşılığı kahvehaneye “kahve”, eskiciye “eskidji”, yeni çıkan bir gazeteye “gazete” adını vermek gibi düşünülebilir. Dile getirilmesi gerekmeyeni bile dile getirmek; onun gözünden hiçbir şey kaçamamaktadır. Bu, onun müthiş cüretini ve korkusuzluğunu simgelediğinden, her konuşmada esaslı bir hal alır.
7) Sıfatçılık (adlandırma ve bildikleştirme): bütün hikâyeleri YOS tarafından daha önce adlandırılmış, sıfatlandırılmış, tipleştirilmiş kişi ve nesnelerle doludur. Konuşmasıyla adeta bir şeyi anlatmak değil, bu adlandırılmış insan kılavuzlarının içini rastgele hikâyelerle doldurmak ister gibidir. Bir ruh deşen titizliğiyle, gördüğü her şeyi bildikleştirir ve ona damgasını vurur. Mizah dergilerinin sonu “…adam”la biten tiplemeleri, ekşi sözlük entrilerinin çoğu kafasına uyar.
8) İlan dili: Yazı veya konuşmalarında bir şeyi anlatmaz, spot (çarpıcı) başlıklarla ilan eder. Herkesin bilmediğinden emin olduğu konularda bile açıklama telaşı yoktur. İronik bir hamleyle, bilmezliği bilmezden gelir ve ilan edip umursuzca ayrılır (bilmiyorsanız defolun!)
9) Cool (boş alan hamlesi-müthiş cüret): Umursuz ve aldırışsız görünür. Cümle yapıları, konuları ve tonlama buna uygundur. Söylediklerine, yaptıklarına ve başkaları üzerindeki sonuçlarına aldırışsız… Yoksulluğu ele veren yegâne şeyin, başkalarının gözündeki yansımayı dikkate almak olduğunu bilir. Bu, onu efendilerin sınıfına yaklaştıran esaslı bir kültürel kozdur. YOS’un en kıyıcı anı.
10) Daima neşe: Melankoliden tiksinti duyar, alt sınıflara ait bir ruh hali olarak damgalanmıştır. Onun duygu âleminde neşe ve melankoli arasındaki fark acımasız ölçüde sınıfsaldır, taşralılığı da ele verir.
11) “İlginç” merakı: İlgince merakı büyüktür. Bir şey ilginç değilse de onu ilginçleştirmek için her yola gelir. “Sıradışı” sözcüğünü kullanmasa da manasını hep sever. Ivır zıvır tarihi, mikro tarihler, mikro anlatılar ilgincin tanım alanıdır. Konuşmasında bu spotçu çarşısından ayrılmak istemez bir türlü. İş bir netice çıkarmaya geldiğinde, rasyonele, aydınlamacılığa vs. olan kızgınlığını anlatır hemen. “Esriklik” “vecd” gibi ilhamlı şeylerden bahseder. Görüngübilime inanır, sürekli sayıp dökmeye. Önem sıralaması yapmaya karşıdır. İnsanlar hakkında da koleksiyoncu ağzıyla konuşur; ilginç olanlar ve olmayanlar.
12) Gizli Göz: Bu basit ve bayağı yaşama katılmadığı her halinden belli bir balkon dili tutturur. Olup bitenleri balkonundan izler gibidir. Katılmaz, hatta yaşamaz, ama gözetler, hiçbir ayrıntıyı kaçırmadığını sanarak.
13) Cümle yapısı: Reklâm sektöründe çokça kullanılan ve ders olarak okutulan dil stratejilerine başvurur. Yapıbozum, yapısöküm, aksak dil, elektro bugy, ağır mecaz, kişileştirme vs… açıklamanın yerini açıklamama alır; kastî anlamsal yanlışlık (saçma), mantık saptırmaları sık kullanılan bir tekniktir. Sulh ile değil, muhatabını tedirgin ederek yahut bir bilinç tahribatıyla… Malı satar. Cümle düzenini kasıtlı olarak bozar, perihanmağden mırıldanması (ben sizi çözdüm!) yaygındır. Genellikle sıfatlar fiillerin yerini almıştır. Retorik figürün (sözcüğün), anlamı tam olarak örtmesine gayret edilir. Bir sabah uyanır ve posta kutunuzda şu cümleyi bulursunuz: “fark ettin mi kalınlaştı!” (ruffles) , ya da şunu: “ikinciyiz ama bizimki 77 cm” (atlas jet).
Reklâmcılar, iletişimde (konuşmanın yerini alan sözcük) yukarıdaki cümle yapılarının kullanılabilme koşulunu, tüketicilerin şu yeni özelliklerine bağlamaktadır:
• An’ın sürekliliği• Zıtlıkların birlikteliği• Parçalanma ve adanmışlığın kaybı• Öznenin merkezliğini kaybetmesi• Üretim ve tüketimin yer değiştirmesi• Stil ve biçime önem verme• Kargaşa ve düzensizliğin kabulü.
14) İmgelem kışkırtma: Konuşması yarımdır, muhatabını kışkırtmak amacıyla cümleleri kastettiği anlama tamamlamaz, yarım bırakır. Aşırı imajinatiftir, sürekli muhatabın hayalgücünü fiştekler, hatta büsbütün kastî saçmaya başvurur.
Bir sabah uyanırsınız ve posta kutunuzda şunu bulursunuz: “fark ettin mi, kalınlaştı!” neyin kalınlaştığını bilemiyorsunuz. Bunda zamansızlık, anilik ve “alakasızlık” esas. Biri size bir şey mi söylüyor? Muhatap siz ya da başkaları, bundan asla emin olamayacaksınız! Birinin hikâyesinin içinde bir yerdesiniz, ama nerede? Yahut sizinle tamamen alay mı ediliyor, asla bilemeyeceksiniz! Diğer yandan “müthiş cüret” sizi büyüler. Ama size senli benli “fark ettin mi” diye sorulduğundan, kalınlaşan bu şeyin etrafınızda bir yerlerde olduğunu (yakınlık) hissetmeye başlarsınız. Bu böyle günlerce sürer. Merak, tedirginlik ve aşağılanma kıskacındaki hayal gücü (arzu) vahşice fişteklenir.
Kalınlaşan şeyin patates cipsi olduğunu öğrendiğinizde ise iş işten geçmiş, saçmanın istilası çoktan başlamıştır. Yaşadığınız şey tam bir bilinç tahribatı. Onsuz yapamazsınız artık, o hem hayal gücünüzün bir parçası, hem de onu küçük düşüren efendisidir. Arzu nesnenizi alır ve yersiniz.
Yalnız çağrışım güçleriyle istenilen yere alıntılanan “tarihsiz, trajedisiz parçalara dönüştürülmüş cümleler.”
Roland Barthes reklâm için “yan anlam olgusu” demiştir. Bu reklâm palavrasına edebî yaratıcılık diyenler de var.
Sibel Danende

Hiç yorum yok: