Ümmetin Putları

Kul korkmaz, “konum” korkar.
Konum mutlak olarak fizikî mekânı anlatmaz.
İşkencehanede bulunan herkesin paylaştığı konum fizikî mekân olarak işkencehane değildir.
Türkiye’de tutsak düşen El-Kaide militanlarından biri mahkemede “hepiniz müşriksiniz, size değil, yalnızca Allah’a ifade veririm” demiş.
Diğeri, “uyuşturucu almıştım” diye ifade vermiş.
Bunların fiziken ortak bir mekânı paylaşıyor olmaları mühim değildir. İkisi aslında ayrı mahkemelerdedirler.
Biri Allah’ın, diğeri kulun huzurundadır.
Kulun huzurunda olan, korkak olduğu için değil, kulun huzurunda olduğu için korkmaktadır.
“Her insanın aslında zincirlerinden başka kaybedeceği bir şey mutlaka vardır” diyen, zincirin safındadır.
Korku, haksızlıkla ilgilidir. Haklılık, ideolojik bir mesele gibi görünmekle beraber, hakikatle arasındaki bağ elbette sadece etimolojik değildir.
Haklılığa düşman olanlardan liberter / liberal olanların yolu, haklılığa karşı mutluluğu sahaya sürmektir. Bunlar, “din her iki dünyada mutluluğu amaçlar” derler. “Siz de o kadar haklı olmayıverin canım” derler. “Çok haklı olursanız, kan çıkar” derler. “Haklılık duygusu öfkeyi besler, bu da cinayeti doğurur” derler. Bunlara göre, bir adamın başka bir adam eliyle ölmesi o elin mutlak hükmündedir; bunlar, mutlak hükmün yalnızca Allah’a ait olduğunu bilmezler. Mutluluk ne demek; bunu sorgulamayı hiç düşünmezler. Bu dünyada mutlu olmak, İslamcı olmadan Müslüman oluvermek gibidir; hâlbuki mutluluk diye bir şey varsa şayet, olsa olsa haşrîdir, mahşere dairdir, kolektiftir. Bu dünyada mutlu olan, cehenneme doğru taş döşemektedir.
“Haklılıktan bize ekmek çıkmaz” diyen birileri vardır bir de. Bunların haklılığı kendi söylediklerini başkasından duyana kadardır. O ânda haklılıkları berhava olur. Düşmanın ağzında çarpılan haklılığa karşı cephaneleri yoktur çünkü. Demek ki düşmanın ağzındaki sakızla bunlarınki birdir.
Gerçeğe değil “hakikat”e, yani “hakk”a, dayalı haklılığın bu birliği-aynılığı açığa çıkarma gücü onları haklılıktan kaçmaya iter.
Onların haklılık zannettikleri, yalın gerçektir. Yalın gerçek denilen şey ise her türlü çekiştirmeye açıktır. Çünkü yalan, aslında “yalınlaştırılmış gerçek” demektir. Bu, nesnel gerçekliğin bir fotoğraf karesi içine hapsedilip, onu çevreleyen bütün başka gerçekliklerden yalıtılması anlamındadır.
Bu türlü yalıtılan ve fotoğraflaştırılan gerçekliğe dayalı “gerçek”çilik, bizi sadece gördüğüne inanan ampirisistler hâline getirmeyi hedefler.
Yalçın Küçük “İslam agnostiktir” diyorsa, bundan Yalçın Küçük’ün “sünnî” olduğu anlaşılır.
Zira sünnî diye Peygamber’in sünnetini takip edene değil, gördüğüne inanana denir.
Gördüğüne inanan ile görmediğine inanmayan kardeştir.
Nasıl ki “edebiyatçı” olmak edebiyatı kendine tabî kılmayı anlatıyorsa, Peygamber’in sünnetini kendi nefsine -haşa- oyuncak etmeye yeltenen “sünnî”nin sıfatı da sünnet’çi olmak gerekir.
Sünnete hüküm koymayı sanat hâline getirene ise “fennî sünnetçi” demek mümkündür.
Elbette, “fenn” Arapçada “sanat” anlamına geldiği için değil, sanat, toplumsal ve tarihsel olanı kendine kapatmak, kendini toplumsal ve tarihsel olanın yerine koymak demek olduğu için.
AKP fennî sünnetçiler partisidir.
Sünnîlik, bir devrim partisini “devrim” ve “parti” olarak bölüp devrimi “tarih”e atmayı, “toplum”u ise bu “devrimsiz parti”nin arabasına koşmayı program edinenlerin yoludur.
Çizgi Fransız Devrimi’nden çekilince de, Muhammedî devrimden çekilince de, Ekim Devrimi’nden çekilince de netice sünnîlik olur.
Sünnî, tuttuğu yol-kapladığı alan-yerleştiği konum itibariyle, korkmaya yazgılıdır. Niğde’de korkanlar korkak değil, sünnîdir.
Osmanlıcılık’ın çıkışı 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayun’uyla başlar; buna göre AKP ve bilcümle Osmanlıcılar özünde Tanzimatçıdır. Kemalistlikleri buraya dayanır. Tanzimat, İslamî kimliğin yerini Osmanlı kimliğinin alması anlamına gelir. Tanzimat’la birlikte İslam devletleşmiştir; bu sürecin tekrarı AKP iktidarında yaşanmaktadır. Tarihin cilvesi; Tanzimat’ın ilânı da AKP’nin iktidara geldiği tarih olan 3 Kasım’dır.
CHP’nin altı okunun Cumhuriyetçilik dışında hepsi bu fermandan neşet etmiştir. “Devrimcilik” ve laiklik dâhil; zira bu kavramlardan birincisi Kemalizm lügatinde “ilericilik-batılılaşma” içeriklerine sahiptir -Gülhane Fermanı’nın başlıca hedefleri bunlardır-, ikincisi ise Tanzimat’ın ceza ve ticaret hukukunda filizlenir.
AKP ve CHP Tanzimat kardeşi iki partidir.
Tanzimatçılar orta yolcu-orta sınıfçı-sünnîdir. Bugün sünnet, Tanzimatçı AKP elinde CHP denen oyuncak Tanzimatçı partiye karşı kalkan kılınmak yoluyla oyuncaklaştırılmak tehlikesi altındadır. AKP’nin konsolide sünnet’çi unsurları, bu yolun ceremesini Peygamber sünnetini küfrün zilletinden üstün tutanlardan korkacak noktaya gelmiş olmakla çekmeye başlamışa benzemektedirler. Bunlar, orta yolculaşmanın, orta sınıflaşmanın emareleridir.
Tekraren; sünnî, Peygamber’in sünnetini takip eden değil, gördüğüne inanandır. Sünnî, devrimsiz particidir, partisiz devrimci ise rafızîdir.
Rafızî’ye bütün yollar birdir, sünnî ise yolu kendinin bilir. Rafızî kaybolmuş olandır; ne diyordu İsmet Özel: “bir yol ağzındaki insan için önündeki yollardan her biri gidilebilir nitelikteyse, o kişi kaybolmuş demektir.” Bu anlamda, rafızî, İstanbul muhiplerinin tanımı uyarınca, İstanbulludur; İstanbul, insanın rahatlıkla ve iradî kaybolabildiği yerdir. Bu durumda sünnîye “Ankaralı” demek caizdir; zira Ankara, otobüs duraklarındaki şehir haritalarında yer alan “şimdi buradasınız” işaretidir. Sünnî, hep nirengi noktasıdır.
Saldırı El-Kaide’ye, “terör”e filan değil, düpedüz “Allah’tan başka ifade verecek makam tanımam” diyenin celâdetinedir. AKP Müslüman’ı, bu cüretin kendi yüzüne tuttuğu aynada Allah’la arasına koyduğu nice dünyevî putu görmüş, bu putların (Tayyip Erdoğan, TC, Osmanlı, vs.) üzerine basıp geçen irade karşısında kendinden utanarak diş gıcırdatmıştır.
Korkusu, Allah’la ilişkide olduğu yörüngede O’nun dış halkaları olarak tavaf ettiği mülkî unsurların ona dayattığı “konum”dan neşet etmektedir. Bu konum, onu bu dünyanın mülküne ve melikine bağlamıştır. Demek devrimci bir İslam, bu konuma hücum etmeyi gündemine almakla mükelleftir.
Sıddık Doğugil
İştiraki Dergisi
Sayı 2

Hiç yorum yok: