Susun!

Susun! “the entelektüel” (pardon “die” entelektüel) sesini duymak istiyor!
O kadar "die" entelektüel ki, hepimize “susun” dediği yazıyı, dostumuza yaramızı gösterir gibi birbirimize gösterip, beğenerek paylaşacağız!
Bir yoldaşının Ecevit’le Dev-Yol'u aynı “popülizm” kefesine koymayı akademisyenlik sandığını biliyoruz.[*] Demek ki bu dânâ entelektüel, Nasuh Mitap'ın Dev-Yolculuğunu, devrimciliğini değil de suskunluğunu salık veriyor!
Hepimize “susun” diyor! Neden? Türkiye'de ne basılacağına, ne okunacağına, ne düşünüleceğine, kime entelektüel denileceğine karar veren yayın tekellerinden birinin, bu tekellerin amiral gemilerinden birinin kaptanı, susmamızı istiyor! Susun! Çünkü entelektüel sizin için de düşünüyor!
Sanki bunca gürültüyü kendileri çıkarmıyorlarmış gibi, sanki bunca lafı hiçbir laf edilmesin diye etmiyorlarmış gibi... “Susma etiği”ni hatırlatanların kendilerine “etik”i kim hatırlatacak peki?
Wittgenstein “üzerine konuşamayacağınız şey hakkında, susmak gerekir.” demiş de “die” entelektüel bunu “bilmediğin şey hakkında konuşma” diye sadeleştirmiş. Yok, aslında “iki sus da adam sansınlar” demiş. Yok, “söz sükûtsa gümüş altındır(!)” demiş aslında Wittgenstein... Sonra entelektüel düşmanı biz oluyoruz, çünkü yayın tekellerimiz yok!
Aklınca ayar verdiği “sol temsilleri”nin bu kadar az görünür olduğu, bu kadar az sesinin çıktığı, bu kadar çok marjinalize edildiği bir ortamda, sahi “die entelektüel” kimi susturmaya çalışıyor? Yarattığı muhayyel düşmanlar, kulaklarında çınlayan, bastırılmış olan, öncesi ile sonrası 80'lere, 90'lara raptedilmiş bir imgenin hapishanelerden, meydanlardan, fabrikalardan, sokak aralarından “sızan” çığlıkları olmasın... Elleriyle kulaklarını tıkadığında bile duymaktan kaçamayacağı, asla kaçamayacağı ancak bir takım entelektüel manipülasyonlarla “üstesinden gelebileceği” bir çığlık...
Bu “die” entelektüel'in ağababalarının kendilerini kendi ağızlarından anlattıkları belgesel için bkz: “Alabalıklar, 2014”
Susun!
Mustafa Yüksel
[*] Dipnot yerine: [“popüler” olan nostaljileştirilebilir, mekân ve zaman olarak yerinden-edilebilir, mesafelendirilebilir, antropolojinin değil ama bir çeşit arkeolojinin nesnesi olarak ele alınıp tecime elverişli kılınmadıkça, Birikim dergisi - Birikim yayınları - İletişim yayınları sözlükçelerinde bir “küfür” olarak yer bulmaktadır. “popüler miymiş? ebiiiyyy!” Yani... halka, “yerli”ye, taşraya da değmiştir mutlaka... “pis”lenmiştir.
Popüler olan, “Orhan Gencebay” ve “eski 45likler” vs örneklerinde olduğu gibi, ancak tükendiğinde, öldüğüne emin olunduğunda ya da emin olmak için nesneleştirilir, paketlenir ve satılır.
Dev-Yol'un da Devyolculuğun da İletişim'den payına düşen budur. Bir daha geri gelmemesi için “susma”ların yüceltilmeye ihtiyacı vardır. Devir, “Fatsa”da top koşturulacak devir değildir, şehir merkezlerinin “kültür”lenme ihtiyaçlarına “acil cevap” verilmelidir.
Düşündürücü olan, “Dev-Yol sempatizan”larının harıl harıl “Dev-Yol küfür”leri yaymasıdır.]

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Tilki 12 eylül den beri inzivaya çekilmişti.. günlerden bir gün uyandı.. yukarı da asılı duran elektronik takvime şöyle bir baktı. takvim 2014 gösteriyordu.. Ayının bir hırlamasıyla Korkudan içeri gireli ve uyuyalı tamı tamına 34 sene yapıyordu.
Ama artık ayının korkusundan sinirleri bozulmuş ve laçkalaşmıştı. Kulağına gelen her hışırtıyı, ayının ayak sesidir diyerek 34 sene sabredip dışarıya çıkmamıştı.
-Yaaa epey uyumuşum. diyerek mırıldandı.. Ayının son hırıltısını 34 sene evvel duymuştu, ama korkudan altına edip içeriye kaçalı işte 34 sene yapıyordu.. Yakalanıp hapse tıkılsaydı belki de, bu sürenin onda biri bir ceza ile kurtulabilirdi..
Dışarıya çıktı… Bakındı.. ortalık sessiz sakin görünüyordu. Şöyle bir Kasıldı ..Sonra da etrafa bir göz gezdirdi, karın doyuracak bir şey var mı diye…
Bir anda ‘’vıyavvv kuf kuff kufff’’ diye ses yükselde .. bizim tilki korkudan bir metre zıpladı, ama bereket versin düşerken iki ayağı üzerine düştü. Baktı ki, iki tane kedi kavgaya tutuşmuş.
Önce ‘’ iyi lan! ayı değilmiş..’’ diyerek mırıldandı ‘’ ve sonra da kedilere kalayı bastı! ‘’-Susun! lan yine altımıza edecektik! Bereket versin 34 senedir açız da, altımıza kaçıracak bir şey yok!

Adsız dedi ki...

'söz sükutsa gümüş altındır' ı bence sen dedin.

Felsefeci Tepki dedi ki...

Münafkun Suresi
4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!