Sol’da Birlik Tartışması ve Forumlar’ın İlginç Tasfiyesi

Forumların Tasfiyesi
Sol’da birlik tartışmaları tekrardan solun önemli gündemlerinden biri olduğundan beri bu birliğin nasıl olacağına dair tartışmalar yapılıyor[1]. Hâlbuki Türkiye solu, başta “birlik” tartışmaları olmak üzere ama daha çok da tabandan mücadelelerde aldığı pozisyon ve toplumsal hareketlerle ilişkilenişi açısından bir çeşit “dükkân siyaseti” olduğunu pek çok defa gösterdi. Bu nitelemeyi Gezi sonrası ortaya çıkan bazı semptomlar üzerinden gözden geçirmek, “kendi dükkânım” anlayışının altında yatan temel nedeni anlamamız açısından önemli.
Birlik tartışmalarının “aşağıda” örgütlenme biçimi yatay, demokratik ve katılımcı örgütlenme formlarının birer “ilke” olarak işletilmesi üzerine tezahür ediyor. Herkes “kendi” forumlarını kuruyor. Bunların ismi bir örgütte/partide “meclis”, diğerinde “forum” ismini alabiliyor. Hâlbuki herkesin kendi forumu, Gezi’nin mümkün kıldığı siyasal alanın tasfiye edilmesi demek. İlkin, “forum formu” dediğimiz siyaset mantığının, ikincisi de “kendi” diyerek müşterek bir siyasal alanı temellük etmenin tasfiyeciliğinden bahsediyoruz. Burada elbette “komünizm”den bahis açan solun içinden konuşuyoruz. Bu tasfiyeyi anlamak için biraz komünizme yaklaşmaya çalışalım.
Komünizm, sol içinde çokça mülkiyetsiz bir toplumu ifade ediyor. Hatta “aşamacı” teoriler bağlamında, komünizmin sosyalizmden sonraki toplumsal formasyon olduğu söylenebilir. Burada devlet yoktur, toplumsal üretim araçlarının mülkiyeti yoktur, sömürü ve tahakküm ilişkileri yoktur. Meseleyi böyle konumlandıran sol açısından komünizm bir çeşit “ideal toplum” olarak “tasarlanır”. Sol, kendisini idealist olarak konumlandırmamak için yahut idealist damgasını yememek için tarihsel bir koşul olarak komünizme geçişin mümkün olduğunu maddî temelleri ile açıklamak yahut ilkel-komünal toplumdan örnekler vererek bunun geçmişte mümkün -ve bu nedenle bugün de mümkün olabilir bir proje olduğunu göstermeye çalışır. Gerçekten de ideal bir komünizm bu şekilde tariflenebilir. Sınırların, sınıfların, ulusların var olmadığı; ilişkilerin sömürü ve tahakküm dışında kurulduğu bir toplum tasarımı… Ancak bunun kendisinin son tahlilde bir “ideal” olduğu; siyasal hattın veya böylesi bir programın bu idealden dolayımlanarak kurulduğu ve bu önsel programatiğin kendisinin maddî temellerden yoksun, belirli bir ideal “bilgi nesnesi” dolayımı ile kurgulandığı; esasında da tam bir idealizm içinden konuşulduğu gerçeğinin üstü kapanır. Ancak bu koşulda, komünizmden dolayımlanan fikirler birer “ilke” veya “prensip” olarak ifade edilebilir ve komünizmi “daha iyi kavrayanın kendisi” bu ilke veya prensipleri daha doğru ortaya koyduğunu iddia edebilir.
“Kendilik” meselesi bir hakikat taşıyıcılığı meselesidir. Solun belirli bir kompartmantalizasyon sonucunda ortaya çıkan farklı fraksiyonları, gerçek komünizmin kendileri tarafından taşındığını, kendileri yoluyla da bu komünizme varılacağını vaad eder. Bunun çeşitli aşamaları ve araçları da her farklı fraksiyon tarafından üretilir ve icra edilir. Kendilik, “kendi dükkânı”; yani bir mülkiyet ilişkisi olarak bir grubun sahibi olduğu bir örgütün komünizm bağlamında hakikati dile getirdiği ve taşıdığı; bu açıdan da son tahlilde komünizmin güncel temsilcisi olduğu çıkarımı ve sonucunu üretmektedir. Bu durum, tahakküm ve temellük dışı bir ilişkilenme biçimi, bir zihniyet biçimi, bir rasyonalite ve bir toplumsallık ifade eden, bunların tözü olan komünizmin temellük edilmesi, sahiplilendirilmesi, mülkiyetlendirilmesidir.
Türkiye solunda, işte bunun temel semptomatik örnekleri Gezi sonrası dinamiklerde görülebilir [elbette Gezi öncesinde ve uzun yıllardır bunun başka bin bir çeşit biçimi ve deneyimi görülebilir]. Forumlar, Gezi sonrası kimsenin mülkiyetinde olmayan bir siyasal formu mümkün kılmıştı. Bu açıdan komünizmin göz kırptığı, “bugünün hareketine” verilen isim olarak tezahür etmişti.[2] Kimsenin sahip olmadığı, yani komünizm, devlet-olmayan’ın mevcut hareketi, güncel örgütlenmesi, onun siyasal alanda vücut bulmuş halidir.
Bugün herkes “forumlar”dan bahsediyor. En büyüğünden en küçüğüne hemen hemen bütün partiler tabandan inşa edilecek bir siyasi hattı, “meclis tipi” örgütlenmeleri, forumlar vasıtasıyla yukarıya doğru işletilecek karar mekanizmalarından bahsediyor. Ne güzel! Ancak herkes, “kendi” forumlarından, meclislerinden bahsediyor. Bu durumun gösterdiği iki temel şey var. İlki, mevcut sol örgütler aslında anti-demokratik tarzlarını ifşa ediyor, “biz yanlış yapıyoruz” diyor veya yanlış yaptığının üstünü örtmek ve biçimsel bir değişme yaşandığını ispat edercesine bu forum-vari örgütlenme “stilini” onaylıyor. Bunun gösterdiği şey, forumların bir stil, bir prensip gibi kabul edilmesi ama daha çok böyle bir “muamele görmesi”dir. Partinin bir “ilkesi”ne dönüştürülerek ehlileştirilen forumlar, komünizmin tasfiyesidir.
İkincisi ise işin vahim kısmına işaret ediyor. Herkes kendi forumlarını örgütlerken, forum formunu tahakküm altına alarak kendi forumunun diğerlerinden daha “iyi” olduğunun altını çiziyor. Forumların siyasal alandaki müşterekleşmeyi mümkün kılarak siyasetin formunu değiştirdiğinin üstü örtülürken, geriye kalan temel şey herkesin kendi fikri etrafında örülen toplantıların ismine forum demek; forumları başka türlü bir siyasal deneyimden çıkararak partinin veya örgütlerin kendi taban örgütlenmesinin stili kılmak. Forum formu, bir siyaset stili gibi sunularak ehlileştiriliyor, temellük ediliyor, tasfiye ediliyor. HDP’sinden Birleşik Haziran Hareketi’ne kadar Gezi’nin iştirakçisi ve Gezi’yi var eden hareketler, Gezi ile kurdukları yoldaşlık ilişkisini bu şekilde tasfiye ediyorlar.
Ama burada esas olan, Gezi ile kurulan yoldaşlık değil, beraber kurduğumuz yoldaşlık ilişkisidir. Gezi’yi mümkün kılan, hepimizi Gezi olarak mümkün kılan şey, kendi sınırlarımızın dışına çıkmak ve bunun imkân verdiği siyasal alanı deneyimlemekti. Hepimiz, ancak kendimiz olmaktan çıkabildiğimiz anda Gezi’yi mümkün kılmıştık. Ancak bu şekilde, küçük bir “sol” olmaktan çıkarak toplumsallaşabilmiştik. Böylece yoldaşlaşabilmiştik.
Forumların temellük edilme yoluyla tasfiyesi, başta toplumla kurulan ilişki olmak üzere herkesle, hepimizle kurulan yoldaşlığın tasfiyesi olarak tezahür etmektedir. Bizim de yoldaşlık borcumuz, yoldaşlarımızı bu şekilde uyarabilmektir. “Günü kurtarmak” adına yapılan siyasi hamlelerin daha derin ve çözülmesi daha zor siyasi krizlere gebe olduğu; ama daha önemlisi, büyük bir deneyimden ciddi bir “yenilgi hissi” çıkarmaya sebep olabileceğini; bunun da uzun yıllardır ilk defa radikalleşmiş ve siyasal alana “çıkmış” “Gezi kuşağı”nın büyük hayal kırıklığına kapılarak siyaseti yine “büyüklerin” oyunu olarak terk etmelerine sebep olabileceğini unutmamak gerekir.
Dipnotlar
[1] Bu tartışmaların kökeni çok ama çok eskilere dayandırılabilir elbette. Burada güncel olan, sol’un bugününü belirleyen tartışmalar bağlamında özellikle Birleşik Haziran Hareketi ve HDK/HDP üzerinden yürüyen tartışmaları konu alıyoruz.
[2] Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’nde bahsettiği komünizmi, Nejat’ın çevirisiyle beraber tekrar okuyalım: “Komünizm, bizim için tesis edilmesi [imal edilmesi] gereken bir vaziyet, gerçekliğin ona bakarak kendisine çeki düzen vermesini gerektiren [gerektirecek] bir ideal değildir. Biz, şimdiki vaziyeti ortadan kaldıran gerçek [etkin] harekete komünizm deriz.” (Menkıbe, 132)

Hiç yorum yok: