Bağ-ı Narsissos'un Bülbülleriyiz

“Merakın” “rikkat”le aynı kökten geldiğini bilir miydiniz? Ben yeni öğrendim. Daha önceden tahmin etmeliydim aslında. İnceliğin düşmanlık gördüğü bir vasatta merakın itibarsızlığını anlamak zor olmasa gerek. Hiçbir şeyim sorgulanmadı merakım kadar desem sezadır. Her tarafımızı kuşatan toplum ve onun kurumsallaşmış aktörleri "okul", "aile" bunlar merakın baş düşmanları. Verilenle yetinmeni öneren, bir nevi korumacılıkla seni gidebileceğin yanlış yönlere, düşebileceğin çıkmazlara karşı uyarmayı öncelikli vazifesi bilen…
Peki ya çevre; o farklı mı sanki: Onun da kendine göre oyunları var merak karşısında. Eline aldığın her işin seninle olan bağlantısını sorgulayan en yakın arkadaşların, eşin dostun değil mi? Hiçbir şeyi sorgulamamanın önünü açan bir sorgulama. Merakın truva atı bu emsalsiz "sonuç" cümlesi. Hani o efsanevi, edebiyatı serim-düğüm-çözüm tekerlemesine indirgeyen ders yok mu? Hayatın da özeti budur bizim dünyamızda.
Aynı şey akademik yazın tarafından olduğu gibi tevarüs edilmiş değil mi? Başından sonuna kadar sorularla boğuşan kaç metin okudunuz şunun şurasında? Eğer var oldularsa kaçı sizin onlardan haberdar olabileceğiniz kadar talihliydi? Merakın pırıltıları yerine sahte bir bütünlük duygusu, makamına yakışmayan bir itminan.
Daha yeni ter ü taze açılmış her parantezi, aceleyle kapatma arzusu. Sorulmuş her soruya bir cevap yetiştirme aculiyetinin ötesinde yalnız cevabını verdiğin soruları sormak gibi bir kalpazanlık; düşünce ve ilim kalpazanlığı. Bunun envai çeşidini gördüm hayatımda. En basiti sürekli aynı mevzuları ele alıp bir de bunları memleketin en büyük meselesi olarak takdim eden o görkemli budalalık. Öyle ki parti isimlerini kapatıp programlarını okusan bu ülkede başından sonuna tek bir parti işleri yürütmüş zannedersin, ders programlarına baksan tek bir üniversite. İnsanların söyledikleri değil, yaptıkları, itiraz gördükleri, onaylanıp onaylanmadıkları şeyler bile aynı.
Türkiye'nin ırmaklarıdır coğrafya bizim için, dil dediğin yarım yamalak türkçedir. Kapı komşusunun ne dediğini merak etmeyen bir güruh için fazlasını beklemek lüks değil mi? Ermeniler şunlar bunlar gittiler bir şekilde, peki dilleri; o nereye gitti. Korumacılık gibi bir laf ettim yukarıda. Korku demeliydim aslında. Bunun özneye yapışan tarafını göz ardı edemeyiz çünkü. Çoluğundan çocuğundan, yanındaki arkadaşından, sınıfındaki talebeden, meslektaşından, komşundan hâsılı münasebetin olan herkesten duyulan korku. Ne korkusu bu neyin korkusu? Merak mı ettiniz?
Dünyanın bütün güzelliklerinin arka bahçesinden ibaret olduğunu iddia eden acayip mahlûklarız biz. Bir "yabancı"nın hayatını anlatan kaç telif kitap gördünüz, yerliler tükendi çünkü(!). Kaç kitap okudunuz size başka coğrafyalardan haber veren. Fantastik hadi olmadı bilim-kurgu yazarı diyebileceğimiz bir âdem tanıdınız mı buralarda? Dünyayı kurtaran adamdan sonra dünya meseleleri ile ilgilenen kimse kaldı mı? Soruları da uzatmanın anlamı yok mevzuu da… Merakın işlek bir dil ve tarz olarak nasıl kullanılabileceğini düşünüyordum aslında.

Hiç yorum yok: